İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

İSLAMİ TEFEKKÜR EKOLLERİNDEN ÜÇ ÖRNEK

2022-01-05
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Tarihi kişiliklerden bazılarının doğum tarihleri bilinmez. Bunun nedeni doğan bebeğin tarihe mal olacak bir kişilik olup olmayacağının bilinmemesidir. Ancak yaptığı işlerle yaşamı boyunca iz bırakmaya muvaffak olanların ölüm tarihleri kayıtlara geçer. Bu çerçevede Aralık ayı İslami tefekkür tarihinin üç önemli simasının vefat tarihlerini içinde barındırır. 20 Aralık 820’de İmam Şafiî, 18 Aralık 1111’de İmam-ı Gazali ve 17 Aralık 1273’de Mevlana Celaleddin-i Rumî’nin vefat tarihleridir. İmam Şafiî: Şafiî mezhebinin kurucu imamıdır. Adı Muhammed b. İdris’tir. Hicrî 150/Miladî 767 yılında Filistin’in Gazze şehrinde doğdu. Henüz küçük yaşta iken babası İdris’i kaybetti. Annesi onu Mekke’ye götürdü. Orda eğitimini aldı. Yedi yaşında Kur’an’ı, on yaşında da İmam Malik’in el-Muvatta isimli hadis kitabını ezberledi. Kısa sürede fetva verebilecek seviyeye geldi. Akabinde birçok âlimden hadis okudu. Daha sonra Bağdat’a gitti. H. 200’de görüşlerinin en çok yaygınlaşacağı Mısır’a gitti. 20 Aralık 820’de Kahire’de vefat etti. İmam Gazali:  Adı Ebû Hamid Muhammed bin Muhammed el-Gazali’dir. Genellikle El-Gazali veya İmam Gazali olarak tanınır. Aynı zamanda mutasavvıf ve müderristir. Hicri 450’de Horasan’ın Tus şehrinde doğdu. İlk eğitimini bu şehirde aldıktan sonra Cürcan’a, oradan da Nişabur’daki Nizamiye Medresesine gitti. Burada Cüveyni’den dersler aldı. Cüveyni 1085’de vefat edince, Büyük Selçuklu Devletinin veziri Nizamülmülk’ün yanına gitti. İslami konulara hâkimiyetinden dolayı Bağdat’taki Nizamiye Medresesinin Baş müderrisliğine (Rektörlüğüne) getirildi. İçinde bir boşluk hisseden Gazâlî, hakikati aramaya koyuldu. En sonunda hakikatlerin tasavvufta olduğuna kanaat getirdi. Bu uğurda tüm malını sattı, ailesine yetecek kadar para bıraktıktan sonra malvarlığını fakirlere dağıtıp, Şam’a gitti. Emeviyye Cami’inde uzlet hayatına çekildi. Bazen kendisini minareye hapsedip tefekküre dalıyor ve bu halvetten hakikate varmaya çalışıyordu. Cami’deki iki yıllık itikâf hayatının ardından ilk önce Küdus’e, oradan da hac farizası için Mekke ve Medine’ye gitti. Buradan doğum yeri olan Tus’a geçti. Orada onbir yıl kaldıktan sonra Nizamülmülk’ün oğlu Fahr’ül-Mülk’ün ricası üzerine Nişabur’daki Nizamiye Medresesinde ders vermeye başladı. Daha sonra tekrar Tus’a döndü ve burada, 18 Aralık 1111’de vefat etti. Mevlana: Mevlana olarak tanınmakta olup, adı Muhammed Celaleddin Rumî’dir. 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Belh şehrinde doğdu. Babası Bahâeddin Veled, annesi ise Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun’dur. Babasının Belh’ten ayrılması ile birlikte kendisi de babası ile İslam coğrafyasının birçok yerini dolaştı. Nişabur, Bağdat, Kufe, Mekke, Şam, Karaman’dan sonra Konya’ya gelip yerleşti. Bahaeddin Veled iki sene sonra vefat edince Mevlana, Seyyid Burhaneddin’e mürid oldu. Bu arada Şam'a gidip orada Muhyiddin İbnü'l-Arabi, Sa'deddîn-i Hammûye, Osmân-ı Rûmî ve Sadreddin Konevî ile uzun müddet sohbette bulundu. Daha sonra tekrar Konya'ya döndü. Konya’da Şems-i Tebrizi ile tanıştıktan sonra manevi hayatında birçok değişiklik oldu. 17 Aralık 1273 Pazar günü vefat etti. Bu isimler ışığında İslam’ın Tefekkür Mektepleri Her biri kendi alanında bir ekol olan bu üç şahsiyet, İslam tarihinin ender kişilikleri olarak karşımızda duruyorlar. İmam Şafiî Ehli Rey mektebi ile Ehli Hadis mektebinin görüşlerini karıştırarak yeni bir yol bulmuş, İmam Gazali, mantık ve felsefeye karşılık tasavvuf geleneğinin temsilcisi olmuş, Mevlana ise “Afakiliğe” karşı “Enfüsilik” düşünce ekolunun temsilciliğini üstlenmiştir. Mezheplerin Gerekliliği: Asırlara göre şeraitler değişebilir. Bu nedenle Allah değişik zamanlarda değişik peygamber veya nebiler göndermiştir. Hazreti Muhammed’in (sav) vefatından sonra vahiy kapısı kapandı. Ancak hayat devam ediyor, yeni ihtiyaçlar doğuyordu. Zaten Kur’an insanları müteaddit ayetlerle düşünmeye ve akletmeye sevk ediyor. Değişen toplum ve hayat şartlarına uygun yeni açılımların yapılması dinimizin genel yapısına uygun düşmektedir. Yoksa 1400 yıllık süre içerisinde İslam ihtiyaçlara cevap veremez hale gelir ve din toplum dışı kalırdı. Müctehitler arasında fikir aykırılıkların olması da normaldi. Çünkü İslam’ın temel kaynakları olan ayet ve hadisler bir tek doğruyu değil, birden fazla doğruyu ihtiva ediyorlardı. Zamanın değişmesiyle yeni yeni Kur’an ve Hadis yorumları ortaya çıkıyor, bu da yeni mekteplerin oluşmasına vesile oluyordu. Böylece bir müctehidin görüşleri temelinde oluşan görüşler bütününün kurumsallaşması mezhepleri oluşturuyordu. Ehl-i Rey ve Ehl-i Hadis: İslam tefekkür tarihindeki en önemli mektepler; Ehl-i Rey ve Ehl-i Hadis isimleri ile ünlenmişlerdi.. Rey taraftarları daha çok Irak bölgesinde, Hadis taraftarları ise Hicaz taraflarındadırlar. Ehl-i Rey hukukun temel kaynağı olarak Kur’an’ı, Ehl-i Hadis ise Sünneti görmüşlerdir. Ehl-i Rey’in doğduğu Irak bölgesinin sosyal dokusu nedeniyle daha çok içtihada meyletmişlerdir. Irak bölgesinin sünnet malzemesi açısından Hicaz’dan daha fakir olması, Irak’taki heteredoks düşünce sahiplerinin kendi düşüncelerini destekleyen hadisler uydurması gibi nedenlerden dolayı Ehl-i Rey taraftarları orada daha fazla yer edinmişlerdir. İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin vefat günlerinde dünyaya gelen İmam Şafiî bu iki ekolu birleştirmiş ve eklektik bir hukukçu olarak yeni bir çığır açmıştır. Hem Kur’an hem de hadis kaynaklarını kullanmıştır.  Aynı zamanda bu görüşleri uyumlu hale getirmiştir. Felsefe Tasavvuf Çekişmesi: İmam Gazali, tefekkür sahnesine çıktığında birçok zümre ve mezhep vardı. Bütün zümre ve gruplar İslam’ı kendilerine göre bir yorum anlayışı ile yorumluyorlardı. Gazali bütün zümrelere şüphe ile yaklaştı. Gazali’ye göre ortada bir fil vardı ve körler bu fili yorumluyorlardı. Filin kuyruğundan tutan ile bacağından veya hortumundan tutanın fil hakkındaki yorumları aynı değildi. Bütün bunların fili yorumlayışları maalesef doğru olmuyordu. İlk etapta Gazali İslam Medreselerinde dini ilimlerin azalmış olduğunu, bunun yerini daha çok fen ilimleri ile felsefenin okutulduğunu müşahede etmiş ve tasavvufa ağırlık verilmesi gerektiği fikrini işlemiştir. Bu nedenle filozofların faaliyetlerini tenkide alan “Tahafütü’l-Felasife” (Felsefenin Yıkılışı) adlı bir eser yazdı. En çok tenkit ettiği husus eskilerin Aristo, Sokrat ve Eflatun’u üstad olarak değerlendirmeleriydi. Gazali bu sayılan filozofların inandığı Allah ile Peygamber’in bize tanıttığı Allah’ın bir olmadığını, filozofların Allah’ı yaratan olarak değil, eşyanın ilk hareket ettiricisi (Muharriku’l-Evvel) olduğunu söyledikleri için Müslümanların bu kişilerin eserlerine müracaat etmelerine şiddetli bir şekilde karşı çıkıyordu. Kısacası Gazali bütün ilimleri bir tasnife tabi tuttu ve İslam’a en uygun yolun Tasavvuf olduğunu bildirdi. Bu nedenle kendisinin baş müderrisi olduğu Nizamiye Medreseleri tasavvuf ile barışık bir yol izledi. Bununla birlikte bazı mutasavvıfların taşkınlıklarını ayıklamak gerektiğini de söylüyordu. Ayrıca Müslümanların dini kültürlerinin geriliğini hissederek İhya-u Ulumu’d-Din adlı eserini yazdı. O, kendisince dini ilimlere hayat vermek amacıyla bu eseri kaleme alma ihtiyacı hissetmişti. Bu arada ortaçağda felsefe kavramı içine tabii ilimlerin de olduğunu belirtmekte fayda vardır. Bu nedenle Gazali sert tenkidler almıştır. Kendisinden sonra medreselerde tabii ilimler aksatılmaya başlandığı, bu vesile ile fenni ilimlerden soğuma neticesini doğurmakla birlikte tasavvufta hayli ileri noktalara gelindiği ve İslam coğrafyasında olması gereken icatların Avrupa ülkelerinde olduğu, dolayısıyla Batı’nın geriye düşmemizin tasavvufi düşünce ekolünden kaynaklandığı şeklinde tenkidler aldı. Afakilik ile Enfüsilik: İzlenecek yol anlamına gelen tarikatlar, sivil halkın dini örgütlenmesidir. Tasavvufi eğitimin yapıldığı İslami kurumlardır. İlk tarikat M.S. XII. Asırda Abdulkadir Geylani tarafından kurulan Kadiriye tarikatıdır. Kadiriler başta Hindistan olmak üzere bütün İslam âleminde çok sayıda mensubu olan bir tarikattır. Daha sonra Suhreverdiye Tarikatı, Şahabeddin Suhreverdi (1144-1234) tarafından kurulmuştur.  1218’de Muhammed Bahaeddin Nakşibendi tarafından Nakşibendi tarikatı kurulmuştur. Mevlevilik ise Konya’da Mevlana tarafından kurulmuş ve oğlu Sultan Veled tarafından kurumsallaştırılmıştır. İnsani (Hümanist) düşünceleri en ön planda tutan Mevlana; “İster kafir, ister ateşe tapan, isterse de putperest ol, yüz defa tövbeni bozmuş olsan bile yine gel” felsefesi ile hareket etmiştir. Ancak kendisini bir Kur’an savunucusu olduğunun altını çizen beyitlerini de terennüm etmiştir. Ben sağ olduğum müddetçe Kur’an’ın bendesiyim Ben, seçilmiş Muhammed’in yolunun toprağıyım Eğer birisi benden bundan başka söz naklederse Ben ondan da bizarım, naklettiği sözden de bizarım. Mevlana’nın hayatının dönüm noktası Şems-i Tebrizi ile tanışmasıdır. Bu tanışmadan sonra kendisinde müthiş bir edebi inkılâp meydana gelmiş ve Mesnevi diye bir klasik eser vücut bulmuştur. Mevlana’nın zamanında yaşayan Ahi Evran Nasreddin Mahmud Konya’da Ahi Teşkilatının başında bulunuyordu. Ahiler, sanayi sitelerinde çalışıp üreten dervişlerin tasavvufi örgütlenmesidir. Bunlar afaki, yani dışa dönük İslami bir yorum benimsemişlerdi. Örneğin Ahi Evran debbağların (Dericilerin) lideri konumundaydı. Oysa Mevlevilikte Enfusilik, yeni içe dönüklük temel esastır. İnsanın her şeyden önce nefsini terbiye etmesi gerekir. Bu nedenle diğer tarikatlarda 40 gün süren çile (Halvet) hayatı Mevlevi’lerde 1001 gündür. Bu şekilde kuvvetli bir eğitimden geçirilen müritler insan-ı kâmil olmak için çaba harcarlar. Yukarıda da zikredildiği gibi afakilik; hayata tesir etme, dışarıdaki hayatın içinde hatta merkezinde yer alma ama bu arada İslami hayatından ödün vermeme esaslarına dayanmıştır. Ancak enfüsilik; nefsin girdaplarındaki kâmil insanın önündeki engellerin yıkılması için çile hayatı çekme, dışarıdaki hayatı aza indirgeme, benliği şeytani ve nefsi vesveselerden arındırma ile uğraşmaktan ibarettir. Kısacası zamanın ve mekanın ihtiyaçlarına göre İslam alim ve önderleri tedbirler alıp, bu mektepler vasıtasıyla Müslümanlara rehberlik etme vazifesini üstlenmişlerdir.
Mehmet Emin Özmen

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS