Adl kökünden masdar olup “ iki aşırı tutum ve davranış arasındaki orta hal” şeklinde tanımlanan itidal bu genel tanım çerçevesinde “orta halde bulunma, ölçülü ve soğukkanlılık, denge ve doğruluk” şeklinde açıklanmıştır; ayrıca adalet kelimesinin bir anlamının da “itidal ve istikamet” olduğu belirtilir.[1] Orta halden sapma ya fazlalık veya eksiklik aşırılık sayılır; İslam ahlak kültüründe fazlalık cihetinde sapmaya ifrat, eksiklik yönünde sapmaya da tefrit denir.
Esasında itidal kelimesi Kur’an-ı Kerimde geçmez. Fakat çeşitli ayetlerde ahlaki niteliklerde, huylarda, tutum ve davranışlarda ifrat ve tefrit yönündeki sapmalar eleştirilmiş, bu hususta itidalli davranmanın fazilet ve önemine vurgulamalar yapılmıştır. Mesela şu ayeti kerimede olduğu gibi;
“ Onlar harcadıkları zaman ne israf ederler, ne de kısıp cimrilik yaparlar. İkisi arasında orta bir yol tutarlar.” Allah Resulü sallallahu aleyhi vesselem de bu konuda şöyle buyurmaktadır:
“ itidal, teenni, hal ve gidişçe iyi olmak peygamberliğin yirmi beş cüzünden biridir.”[2]
Başka bir hadisi şerifte ise şöyle buyurmuşlardır.
“Dostunu severken ölçülü sev, zira günün birinde düşmanın olabilir. Düşmanına da ölçülü bir şekilde buğzet, çünkü günün birinde dostun olabilir.”[3]
Bu bağlamda gerek Kur’an-ı Kerim olsun ve gerekse Sünneti Nebevi olsun Müslümanları aşırı sevgiden, aşırı düşmanlıktan, dengesiz ve ölçüsüz davranışlardan sakındırmaktadır. Zaten Kuran-ı Kerim ve Sünneti Nebevi Müslümanlara birbirleriyle olan münasebet hallerinin en makul ve en müspet halini beyan eder. Bu beyanıyla Kuran ve Sünnet Müslümanların ufkunu açar, basiret ve ferasetlerini artırır. Müslümanların birbirleriyle olan münasebetlerini, tutum ve davranışlarını normal ve dengeli bir çizgide tutmayı hedefler. Tüm bunlar bir insanın veya bir hareketin itidal ve mutedil bir çizgide durmasını sağlar.
Genelde Müslümanlar özelde ise İslami hareketler itidal kavramına bugün her zamankinden daha çok muhtaçtırlar. Zira bugün birçok İslami yapı vardır. Bu hareketlerden kimileri Müslümanların maslahatını esas alıp itidal bir çizgidedirler. Kimi gruplar da vardır ki itidal çizgiyi aşıp uç noktalar da hareket ederler. Ancak bu uç noktada duran gruplar değerlendirildiğinde bu grupların dine yüzeysel yaklaşımları, düşünce sahalarının darlığı ve ilimden yoksun oldukları görülecektir.
Özellikle itidalli davranma kabiliyetinin kaybı iki dönemde yaygın olur. Birincisi hareket ya yenilgi almıştır ya da ciddi bir darbe almıştır. Bunun intikamını aramaktadır. İkincisi ise hareket zafer elde etmiş akabinde düşmanlarından geçmişin hesabını sorup, intikam arayışına girer. Bu iki durumda da ilet aynıdır intikam almak. Oysa Allah Teala her konuda olduğu gibi intikam durumunda bile Müslümanlara ölçülü davranmayı emretmiştir. Şu ayeti kerimede olduğu gibi;
“ … Kim size saldırırsa siz de ona misilleme olacak kadar misliyle saldırın.”[4]
inzar
- Ancak sosyolojik bir vakıa ve tecrübeler şunu göstermiştir ki toplum, İslami bir mücadele veren hareket ve cemaatleri inceleyip sorgulamaktadır. İnsanların sorgulayıp önemsediği en önemli husus hareketin eylem ve üslub bütünleşmesi, ölçülü ve dengeli bir çizgide durması, düşünce ve anlayış pratiğinin sağlamlığıdır. Eğer bir hareket üslubunda, düşünce ve pratiğinde sağlam ve ölçülü değilse, o hareket toplum nezdinde iticidir, sorunludur. Hatta o hareket toplum nezdinde meşruiyet sorunuyla karşılaşır ki bu da tabii bir netice olur. Bu yüzden İslam beldelerinde ortaya çıkan kimi hareket ve grupların ölçüsüz ve dengesiz eylemleri Müslümanlar nezdinde tepkiyle karşılanmıştır. Özellikle kimi grupların itidalden uzak, vurdumduymaz ve laubali davranışları, tekfir ve tefrika yüklü üslupları, milliyetçilik, mezhepçilik ve katı taassupları, maslahatı hiçe sayan maceraları ve dini yüzeysel okumaları Müslümanların gayret ve umutlarına pranga vurmuşlardır. Zira bu grupların kullandıkları üslup, ortaya koydukları düşünce ve topluma sundukları anlayış müspet manada karşılık bulmamıştır. Hem nasıl bulsun ki?
inzar