Bizim kültürümüzün, terbiye sistemimizin mayası İslamiyet ve getirdiği değerlerdir. Bütün dünyayı etkileyen eğitim sistemlerinde, eğitim nazariyelerinde ve eğitim felsefelerinde fazilet namına ne kadar müsbet ilke, fikir ve iddia varsa hepsi İslamiyet’in eğitimimize getirdiği değerlerde mevcuttur.
Milli Eğitimimiz son zamanlarda bir bunalım ve karmaşa devri geçirmektedir. İlköğretimden üniversiteye kadar bütün eğitim kurumlarında bir dejenerasyon havası esmekte ve ahlaki yozlaşma, eğitimi içinden çıkılması güç ortamlara çekmektedir. Bütün eğitim kurumlarında eğitim iyice gevşemiş, eğitimciler ile öğrenciler çok yerde birbirinden kopmuş, hatta birbirine düşman olmuş, bazı okullarda eğitim hiç yapılmaz hale gelmiştir.
Tarihimizin hiçbir devrinde eğitimin bu kadar yozlaşmaya yüz tuttuğu görülmemiştir. Bozulmalar hat safhaya ulaşmış, ahlaki bozukluklar almış başını gitmiştir. Son zamanlarda ülkemizin bazı yerlerinde meydana gelen olaylar ağza bile alınmayacak iğrençlikte olurken, zaruri olarak ‘biz nerede yanlış yaptık’ sorusunu kamuoyuna taşımaktadır. Bu olaylarda batılın yardakçılarının, toplumu dejenere etmeye çalışanların oynadıkları masum rollerinin hiç de inandırıcı olmadığı gün yüzü gibi aşikârdır. Döktükleri gözyaşlarının avını parçalayan timsahın yapısal özelliklerinden kaynaklanan ve acıyı ifade etmeyen gözyaşlarından başkası olmadığı ortadadır. Batı tarzı bir hayatın toplumda hâkim olması için çalışanların, inançsız, seküler bir hayatı arzulayanların bu hayatın doğal sonucu olarak meydana gelen sapmalardan vaveylalar koparmaları ne kadar inandırıcıdır. Gayri meşru ilişkinin yaşanmasını teşvik edenlerin, küçücük kız çocuklarını basın ve medyada ahlaksızca teşhir edenlerin, inançsızlığı marifet sayanların, insanların özgürlüğünü nefsin arzularına sınırsızca tabi olmakta görenlerin bu olayların asıl müsebbibi olduklarını gizlemeye çalışmaları ne kadar dürüstçedir.
Bilinmelidir ki toplumda hiçbir olay alt yapısı, zemini oluşmadan gerçekleşmez. Ortaya çıkan sapmaların, taşkınlıkların, anarşinin, terörün altında da dayatmaya çalışılan ve fıtratın saflığını bozmaya çalışan sekülerist hayat sistemi yatmaktadır. “Essebebu kel fâili /Sebeb, yapan gibidir” kaidesince Batı tarzı bir hayatı toplum içinde yayanlar, böyle bir hayat sistemini savunanlar, seküler bir hayat nizamına gönül verenler müsebbibi oldukları olaylardan mesuldürler ve bu olayların vebalini yüklenmişlerdir. Mahşer günü sebebi oldukları bu sapmalar nedeniyle mutlaka Kahhar olan Allah Azimuşşan’ın elim azabıyla karşı karşıya kalacaklardır. Allah, nesillerin ifsad olması için çaba sarfeden, aklı ve ekini bozan ve bunu masum sebebler tahtında göstermeye çalışanların yaptıklarını elbette hesabsız bırakmayacaktır.
Bu durumdan kurtulmamızın çaresi nedir?
Eğitimcilerimizin çoğu çareyi Batı tarzı eğitim sistemlerinde aramaktadır. Avrupalı, Amerikalı filozofların fikirlerini savunmaktadır. Yakın tarihimizde Batı eğitim sistemi istikametinde geçirdiğimiz tecrübelerden, giriştiğimiz uygulamalardan beklediğimiz olumlu sonuçlar elde edilememiştir. Aksine öğretmen-öğrenci çatışmaları, genç nesillerin birbirine düşman olmaları, ahlaki ve insani değerlerinden yoksun nesillerin yetişmesi gibi eğitim tarihimizde hiç görülmemiş felaketler ortaya çıkmıştır. O halde, var olan statükoyu değiştirmek, tarihimizi inşa etmiş olan fikir ve kültür sistemine yani asli kimliğimize, kendi benliğimize, özümüze dönmek mecburiyetindeyiz. Eğitimini müspet noktalarda ıslah edememiş bir toplum asla başarı elde edemez. Eğitim, toplumun can damarıdır. Bu damar sürekli sağlıklı kılınmalıdır. Aksi halde toplum felç olacak ve tüm hayat organları işlevsiz hale gelecektir. Bu yönden olaya bakıldığında toplumda ilk ıslah edilmesi gereken kurumlar eğitim kurumlarıdır. Toplumda ekonominin, sosyal hayatın iyileştirilmesi, toplumun refah seviyesinin arttırılması önemli olgulardır. Güçlü bir devlet olmaya çalışmak, bölgesinde sözü dinlenir bir hale gelmek mutlaka önemli sonuçları olan bir olaydır. Fakat net olarak bilinmelidir ki sağlıklı nesiller yetiştiremeyen toplumlar geleceğinden endişe etmelidir. Eğitimli bireylerden müteşekkil bir nesil oluşturamayan, bu nesilleri ahlaki nazariyeler ile eğitmeyen toplumlar mutlaka asalak bir toplum haline gelecek ve asla toplumsal varoluş mücadelesinde başarılı olamayacaktır. Kendi asli tarihinden uzaklaşmış, köklerinden kopmuş bir toplum sağlıklı nesiller yetiştiremez. Köklerinden uzaklaşan nesiller, köksüz kalmış bir bitki misali kuruyup yok olmaya mahkûmdur.
Bizim kültürümüzün, terbiye sistemimizin mayası İslamiyet ve getirdiği değerlerdir. Bütün dünyayı etkileyen eğitim sistemlerinde, eğitim nazariyelerinde ve eğitim felsefelerinde fazilet namına ne kadar müsbet ilke, fikir ve iddia varsa hepsi İslamiyet’in eğitimimize getirdiği değerlerde mevcuttur. Terbiyede, hareket noktasını ve gelişme sürecini; terbiye ilminin stratejisini, rotasını, mekanizmasını, ahlaki, irfani ve insani boyutlarını İslam eğitimcileri ortaya koymuşlardır. İmam Gazali, Burhaneddin Zernuci, İbn-i Sina, Farabi, Abdulkadir-i Geylani, Şeyh Halid Bağdadi, Seyyid Kutup ve Said-i Nursi gibi filozof ve bilginler İslam terbiye sistemi içinde yetişmişler, hür düşünceyi ve ilmi müdafaa etmişlerdir. Endülüs, İslami ve fenni ilimlerin yıllarca havzası olmuş ve insanlık tarihinin dengine çok az şahit olduğu ender şahsiyetler yetiştirmiştir. İbn-i Haldun sosyolojide, İbn-i Tufeyl hukuk ve felsefede, İbn-i Firnas ve Zerkali astronomide ve Muhyiddini Arabi mana ilimlerinde ölümsüz eserler telif etmişlerdir. Onların dönemlerinde bilim ve sanat altın bir çağ yaşarken dünya medeniyetlerine eşine az rastlanır bir kültür ve bilgi mirası bırakmışlardır. Bu mümtaz şahsiyetlerin İslamın ölümsüz ilkelerinden istifade ederek ortaya koydukları kaide ve kurallar, eğitimin hangi yaşlarda nasıl yapılması gerektiğini, kişinin yetişmesi ve olgun bir birey haline gelebilmesi için hangi dinamiklerden faydalanılacağını, daha iyi bir dünya kurabilmek için bireyin üzerine düşen sorumlulukları ve bu sorumluluklarını nasıl yerine getireceğini açıklamışlardır.
İslam süzgecinden geçirilerek ve tecrübeler ile yoğrularak ortaya konan bu nazariyeler, çağdaş bilimin ve eğitim sistemlerinin bile henüz eşiğine dahi ulaşamadığı noktadadır. Bu ilkeler insan gerçeğinden hareketle, başlangıcı rasyonel gerçeklikten alır. İslam’da eğitimin temel konusu “İnsan”dır. Eğitim, insanı anlamak ve onun fıtratına uygun davranışlar kazandırmak için vardır. Eğitim, insanı davranışlarında ifrat ve tefritten, yani aşırılıklardan korumalıdır. Bediüzzaman Saidi Nursi(r.a.)’ye göre, insanda kişiliği oluşturan üç temel kuvvet vardır. Bunlar: İyiyi kötüden ayıran akıl, menfaatleri çeken şehvet ve zararlı şeyleri uzaklaştıran gazaptır. İnsan, bu üç kuvvede orta yolu bulmak zorundadır.
İşte, eğitim burada rehberlik yapar. Kişi, eğitim yoluyla “doğruyu yanlıştan” meşru olanı gayr-i meşrudan ayırmayı, gücünü hak ve adaletle kullanmayı öğrenmelidir. Böylece, imtihan için gönderildiği bu hayattan yüzünün akıyla çıkıp, ebedi hayatına yatırım yapmalıdır. Hadisi Nebide varid olduğu üzere insan nefsi vahşi bir kısrak gibidir. Eğitime, terbiyeye ihtiyacı vardır. Aksi takdirde sürekli etrafına ve kendine zarar verecek ve imar için gönderildiği dünyayı harap edecektir.
Eldeki İslami kaynaklar incelendiğinde İslami eğitimin amaçları şu şekilde sıralanabilir.
1- Allah’a kul olmanın özgürlüğünü kavramış, kula kulluktan kurtulan hür bireyler yetiştirmek
2- Nefsini ıslah eden, tezkiye ve terbiyesini tamamlamış bireyler yetiştirmek
3- Müspet hareket edebilen, yaşadığı topluma karşı sorumluluklarını bilen, ahlaki zaaflardan arınmış bir nesil yetiştirebilmek
4- Kişide var olan yetenekleri ortaya çıkarabilen, bilim ve teknolojiyi insanlığın hizmetine sunabilen fertler yetiştirmek.
5- İnsan psikolojisini baz alıp, insanın sosyal, siyasal, kültürel ve ferdi anlamda ihtiyaçlarını gideren bir hayat nizamı oluşturmak.
Allah’u Teâlâ bizleri İslami eğitim alan ve verenlerden eylesin!
Zülfikar Fırat
Zülfikar Fırat