İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

İslam Tarihinde Cami Ve Cuma:

2012-12-19
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Şüphesiz Allah`ın yarattığı her vaktin değeri bir değil; her yerin hatırası da aynı değildir. Cuma günü biz Müslümanlar için ayrıcalıklı bir gündür. Cuma, günlerin en hayırlısıdır. Hakeza Efendimiz (s.a.v)in ilk inşa ettiği cami (Küba), hep canlı bir hatıra olarak gönlümüzde saklı durmaktadır.
Şüphesiz Allah’ın yarattığı her vaktin değeri bir değil; her yerin hatırası da aynı değildir. Cuma günü biz Müslümanlar için ayrıcalıklı bir gündür. Cuma, günlerin en hayırlısıdır. Hakeza Efendimiz (s.a.v)in ilk inşa ettiği cami (Küba), hep canlı bir hatıra olarak gönlümüzde saklı durmaktadır.

Küba, Yaklaşık bir saatlik mesafede Medine’nin kenar mahallesi. Hicret yolunda Resul-i Ekrem (s.a.v)in bir müddet misafir kaldığı yer. Hicrette Allah resulü (s.a.v), Hz. Ebu Bekir’le birlikte büyük zahmetlerle dolu bir yolculuktan sonra bir pazartesi günü Küba’ya ulaştılar. Burada yaşayan Müslümanlar ve daha önce hicret etmiş olan muhacirler, onları hasret ve sevgiyle karşıladı. Hasret kaldıkları havayı teneffüs etmenin huzuruyla doldular. O günden itibaren namazlarını Allah Resulü (s.a.v)in imamlığında kılmaya başladılar. Ve hemen o günlerde O’nun önderliğinde bir mescit (Küba mescidini) inşa ettiler.

Oranın hatırası bir başka:

Allah Resulü (s.a.v), Küba’da kısa bir süre kalmış olmasına rağmen, oradaki Müslümanların ve Küba mescidinin hatırasını hayatı boyunca canlı tuttu. Genellikle Cumartesi günleri binekle ya da yaya olarak Küba mescidine gider, oradaki Müslümanlarla buluşup iki rekât namaz kılar ve bir miktar sohbetten sonra geri dönerdi. (Buhari, Müslim)

Yine Küba mescidi hakkında: “Küba mescidinde kılınacak iki rekât namaz, bir umre yerine geçer.” diye buyururdu. (Tirmizi)

Peygamber (s.a.v)in ilk cuma hutbesi:

Peygamberimiz (s.a.v), Küba’da iki haftalık ikametten sonra bir cuma günü devesine binerek Medine’ye doğru yola çıktı. Onunla birlikte yüz kişilik bir kalabalık vardı. Beni Salim yurdundan geçerlerken namaz vakti gelmişti. Peygamberimiz (s.a.v), burada durup büyük bir cemaatle ilk Cuma namazını kıldı. Ve ilk Cuma hutbesini irat buyurdu. İslam’ın cemiyet ve iktidara geçişin simgesi ve manevi dayanaklarından biri haline gelen bu hutbede, çok çarpıcı yönlendirmelerde bulundu:

“Ey insanlar!

Daha hayattayken ahiretiniz için hazırlık yapınız! Mu¬hak¬kak her bi¬ri¬niz öle¬cek ve sü¬rü¬sü¬nü ço¬ban¬sız bı¬ra¬ka¬cak¬tır. Son¬ra Allah, onu ter¬cü¬man¬sız ve vasıtasız ola¬rak hesaba çekecek ve di¬ye¬cek ki: «Be¬nim Resulüm ge¬lip de si¬ze emir¬le¬ri¬mi bil¬dir¬me¬di mi? Ben sa¬na mal-mülk ver¬dim, pek çok iyi¬lik¬ler¬de, ih¬san¬lar¬da bu¬lun¬dum; sen ken-din için ne ge¬tir¬din?»

Bu sual ile kar¬şı¬la¬şan kişi, sa¬ğa bakacak so¬la ba¬ka¬cak bir şey gö¬re¬me¬ye¬cek, önü¬ne bak¬tı¬ğı za¬man ce¬hen¬ne¬mi gö¬re¬cek…

O hâl¬de uya¬nı¬nız! Kim ya¬rım hur¬ma ile dahi ateş¬ten ko¬run¬ma¬ya muk¬te¬dir¬se, onu sadaka vererek ateşten korunsun! Kim ki, onu bu¬la¬mıyorsa, bari tat¬lı bir söz söy¬le-ye¬rek iyi¬lik et¬me¬ye ça¬lış¬sın! Çün¬kü bir iyi¬li¬ğe on mis¬lin¬den ye¬di yüz mis¬li¬ne ka¬dar se¬vap ve¬ri¬lir. (İbni Hişam, I, 118-119)

“Ey in¬san¬lar!

Öl¬me¬den ön¬ce tev¬be edin; fır¬sat el¬de iken salih amel¬ler iş¬le¬me¬ye ba¬kın! Giz¬li-açık bol¬ca sa¬da¬ka ver¬mek ve Allah’ı çokça zik¬ret¬mek¬le Rab¬bi¬niz¬le ara¬nı¬zı dü¬zel¬tin! Böy¬le ya¬par¬sa¬nız, rı¬zık¬lan¬dı¬rı¬lır, yar¬dım gö¬rür ve ka¬çır¬mış ol¬du¬ğu¬nuz şey¬le¬ri el¬de eder¬si-niz.

Bi¬lmiş olunuz ki, Allah, bu yı¬lı¬nı¬zın bu ayın¬da, bu yer¬de si¬ze kıyamete ka¬dar «cu¬ma namazını farz kıl¬mış¬tır. Âdil ol¬sun-ol¬ma¬sın, ba¬şın¬da bir imam var¬ken be¬nim sağ¬lı-ğım¬da ve¬ya ben¬den son¬ra her kim ha¬fi¬fe ala¬rak ve¬ya in¬kâr ede¬rek bu na¬ma¬zı bı¬ra-kır¬sa, onun iki ya¬ka¬sı bir ara¬ya gel¬me¬sin! Ve Allah, onun iş¬le¬ri¬ni ba¬şa¬rı¬ya ulaş¬tır-ma¬sın! O kim¬se¬nin baş¬ka na¬ma¬zı yok¬tur; tev¬be eden¬ler müstesna. Çün¬kü kim tev-be eder¬se, Allah onun tev¬be¬si¬ni kabul eder.” (İbni Mace, İkame, 78)

Hicret yurdunda Efendimiz (s.a.v)in kılacağı, kıldıracağı ilk Cuma namazıydı bu. Orada bulunanlar, Allah’ın Resulü ile birlikte ibadet etmenin, rükû ve secdelere kapanmanın izah edilemez hazzını yaşıyorlardı.

Bundan sonra ise, Sahabe-i Kiram bütün Cuma namazlarını Efendimiz (s.a.v) ile birlikte Medine’nin merkezindeki Mescidi Nebevi’de kılmaya başladı. Medine’nin diğer mahallelerinde oturanlar da Cuma namazı için oraya geliyor, cumalarını Allah Resulü (s.a.v)in arkasında kılıyorlardı. Cumanın haftanın en hayırlı günü ve Müslümanların bayramı olduğunu, Efendimiz (s.a.v)den öğrenmişlerdi.

Cuma ile ilgili birkaç hadisi şerif:

“Üzerine güneş doğan en hayırlı gün Cuma günüdür. Âdem (a.s) o gün yaratıldı, o gün cennete konuldu ve yine o gün cennetten çıkartıldı.” (Müslim)

“Günlerinizin en faziletlisi Cuma günüdür. Bu sebeple o gün bana çokça salât ve selam getiriniz; zira sizin salât ve selamlarınız bana sunulur.” ( Ebu Davud )

“Bir kimse Cuma günü boy abdesti alarak elinden geldiğince temizlenir, saçını sakalını yağlayıp tarar veya evindeki güzel kokudan süründükten sonra camiye gider, sonra Allah’u Teâlâ’nın kendisine takdir ettiği kadar namaz kılar, daha sonra sesini çıkarmadan imamı dinlerse, o cumadan öteki cumaya kadar olan günahları bağışlanır.” ( Buhari )

“Cuma gününde bir zaman vardır ki, şayet bir Müslüman namaz kılarken o vakte rastlar da Allah’tan bir şey isterse, Allah ona dilediğini mutlaka verir.” ( Buhari )

“Cuma günü olunca, mescidin her bir kapısında melekler vardır. İlk gelenleri sırayla yazarlar. İmam (minbere) oturunca defterleri kapatıp, zikri dinlemeye giderler.” (Müslim)

“Kim önemsemeyerek (mazeretsiz olarak) arka arkaya üç cumayı terk ederse, Allah onun kalbini mühürler.” (Ebu Davud, Tirmizi)

Kuran-ı Kerim’de, cumayı önemsemeyenler çok sert bir dille eleştirilmiş, cumaya çağırıldığı zaman alış veriş gibi dünyevi işlerin terk edilmesi istenmiş ve cumadan sonra ancak yeryüzüne yayılıp Allah’ın rızkından aranması tavsiye edilmiştir. (Cuma, 9-11 )

Yine Sünnet-i Seniyyece de; Cuma gününün sabahından itibaren her Müslüman’ın ruhen ve bedenen temizliğini yaparak, yeni elbiseler giyinerek ve güzel kokular sürünerek hazırlıklı ve vakarlı bir şekilde cumaya gidilmesi müstahap görülmüştür. (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi)

Bütün bunlar gösteriyor ki, Cuma; Müslümanların haftalık bayramı ve tatil günleridir. Cuma hutbesinde, Müslümanların geride bıraktığı bir haftalık en önemli meselelerin muhasebesi yapıldığı gibi gelecekle alakalı da yol haritası çizilirken, Müslümanlar arasında her zaman olması gereken yardımlaşma ve dayanışma hakkında da tevcihler yapılır.

İnsan hakları ve inanç özgürlüğünün tabii bir neticesi olarak Hıristiyanlarda Pazar’ın, Musevilerde Cumartesi’nin, Müslümanlarda ise, Cuma’nın tatil olması o günlere mahsus dinî merasim ve vecibelerin bir neticesidir.

Ne var ki, Cumhuriyet dönemi boyunca laikliğin bir tezahürü olarak devlet, dini simge taşıyan tüm değerleri tepeleyerek kıblesini batıya çevirdiği gibi tatil gününü de cumadan cumartesi ve pazara değiştirdi. Yani hem Hıristiyanlar, hem de Museviler memnun edilirken, Müslümanlar onları taklit etmeye zorlandı. Türkiye’de yaşayan Museviler ve Hıristiyanlar bu tatillerini resmen yapabilirlerken Müslümanlar ise, –eğer memur işçi gibi zorunlu bir görevde iseler- ancak istirahat ve yemeklerinden fedakârlık ederek cuma namazına çıkabilirler.

Bu çarpıklığın, bu haksızlığın ne zamana kadar devam edeceğini bilemiyoruz. İnşaallah bir gün Müslümanlar, tüm haksızlıklara karşı olduğu gibi, bunun için de seslerini yükseltecek ve dur diyeceklerdir. Sahi diyanet işleri başkanlığı bunu çözmüştür. Kendisine yakışır tarzda Cuma vaktini tehir ederek dini devlete uydurma başarısını sağlamıştır. Allah Müslümanlara şuur ve izan versin!

Mehmet Şenlik / İnzar Dergisi – Aralık 2012
 

 


Mehmet Şenlik

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS