İslam, genelde dört bölüme ayrılır: itikat, ibadet, ahlak ve muamelat. İtikat alanı ile kelamcılar, ibadet ve muamelat alanı ile de fakihler ilgilenmişlerdir. Ahlak alanı ise mutasavvıflara bırakılmıştır. İlk iki kesim vahye dayanarak ve aynı zamanda güçlü akli delillerle alanları ile ilgili önemli bir külliyat oluşturmuşlardır. Yoğun ilginin sonucu olarak iki alanla ilgili farklı yaklaşımlar ortaya çıkmıştır.
Mutasavvıfların da ahlak konusunda çok önemli eserler verdikleri inkâr edilemez. Ancak aşağıda sayacağımız sebeplerden dolayı bu çaba yetersiz kalmıştır:
a- Tasavvuf, çoğunlukla inzivayı ve toplumdan uzaklaşmayı teşvik etmektedir. Bu sebeple toplumsal yaşamın içinde olan bir insanın nasıl ahlaklı olacağı sorusuna tasavvuf yeterli cevaplar verememiştir.
b- Ekseriyetle bireysel ahlak üzerinde duran tasavvufta, toplumsal sorumluluklar bağlamında toplumsal ahlak ihmal edilmiş gibidir.
c- Tasavvuf düşüncesinin tarikatlar şeklinde kurumlaşmasından sonra tarikatların özel prensipleri ve ritüelleri de çokça önemsenir olmuş ve bu durum herhangi bir tarikata bağlı olmayan insanlarla mesafe oluşturmuştur.
d- Özü itibariyle İslam kaynaklı olmakla beraber tasavvufun, doğu mistisizminden ve Hint çilekeşliğinden etkilendiği de bir vakıadır. Bu sebeple özellikle bazı tasavvufi eserlerde anlatılan ahlakın, saf bir İslam Ahlakı olduğunu söylemek zordur.
Yukarıdaki sebeplerden dolayı tasavvufun ilgilendiği İslam ahlakı, teorik açıdan zayıf kalmıştır. Esasen bu alanda Müslüman filozoflardan güçlü ahlak teorileri beklenirdi. Ancak onlar da ortaya koydukları teorileri hem Kur’an ve Sünnetle yeterince temellendirmemişler hem de büyük oranda Yunan felsefesinin etkisinde kalmışlardır.
Bu tespitlerden sonra şu soru sorulabilir: Güçlü bir ahlak teorisine dayanmıyorsa, Müslümanların diğer toplumları etkileyen örnek ahlakının kaynağı nedir? Nitekim kalabalık topluluklar Müslüman komşularının güzel ahlakının etkisiyle İslam’ı seçtikleri gibi bazı bölgelerin de sadece topraklarına gelen Müslüman tüccarların ahlakından etkilenerek Müslüman oldukları bilinmektedir.
Bu sorunun cevabı olarak önce şunu belirtelim, ahlakın teorik/nazari yönü ile pratik/ameli yönü birbirinden ayrıdır. Hatta son dönemlerde ahlak kelimesi, münhasıran pratik ahlak için kullanılmaktadır. Ahlakın teorik yönü yani ahlak felsefesi ise “etik” kelimesi ile karşılanmaktadır.
İnsanların ekseriyeti açısından bakılınca ahlakın teorik boyutunun yani felsefesinin pek bir önemi yoktur. Hatta davranışlarında çok güzel ahlaklı olan bir insana, sahip olduğu bu ahlakın teorisi veya felsefesi sorulursa düzgün bir cevap veremeyebilir. Hatta böyle biri, işin teori boyutunu hayatında hiç düşünmemiş bile olabilir. Dolayısıyla insanlar için asıl önemli olan pratik ahlaktır. Pratik ahlak olmadan en iyi ahlak teorilerinin dahi somut bir faydası görülmez.
Bu açıdan İslam ahlakına bakılırsa, İslam ahlakının kökensel kaynağının Kur’an-ı Kerim, pratik kaynağının ise Resulullah aleyhisselatu vesselamın hali ve davranışları olduğu görülür. Hz. Aişe radıyallahu anha, kendisine Resulullah aleyhisselatu vesselamın ahlakı sorulduğunda “Sen Kuran okumuyor musun? O’nun ahlakı Kur’an’dı.” diyerek bu gerçeğe işaret etmiştir.
Allah Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de Resulullah aleyhisselatu vesselamin ahlakını övmüş ve şöyle buyurmuştur:
“Ve sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem 68/4)
Müslümanların ardından gitmeleri için onu şu şekilde örnek göstermiştir:
“Andolsun ki, Resulullah, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” (Ahzap 33/21)
“(Resulüm!) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (Ali İmran 3/31)
Resulullah aleyhisselatu vesselam da peygamber olarak gönderiliş amacının güzel ahlakı tamamlamak olduğunu ifade etmiştir:
“Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.”
İşte bu yönlendirmeler üzerine Müslümanlar da Resulullah aleyhisselatu vesselamın ahlakını örnek alarak yukarıda zikrettiğimiz gibi diğer toplumları etkileyen örnek bir ahlak medeniyeti kurmuşlardır.
İslam ahlakının bu kadar kısa sürede benimsenip yayılmasının sebebi Resulullah aleyhisselatu vesselamın bu örnek ahlakı, pratik hayat içinde şekillendirmesidir. Çünkü insanlar, iyi temellendirilmiş bir ahlak teorisinden ziyade, güzel ahlaklı insanların davranışlarından etkilenirler.
Bu açıdan bakılınca Resulullah aleyhisselatu vesselamın hayatını işleyen siyer kitaplarını sadece tarih alanında yazılmış eserler olarak değil, aynı zamanda İslam’ın pratik ahlakının da en önemli kaynakları olarak görmek gerekir.
Sonuç olarak Müslümanlar, İslam ahlakının pratik örneği olan Resulullah aleyhisselatu vesselamı takip ederek örnek bir ahlak toplumu haline gelmişlerdir. Bugün de Müslümanların bu örnekliğe şiddetle ihtiyacı bulunmaktadır. İslam ahlakının teorik boyutu ise maalesef ihmal edilmiştir. Günümüzde bu alanın da tahkimi, Müslüman düşünürleri beklemektedir.
inzar
inzar