İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Islahat, İfsadın Yapıldığı Noktadan Başlamalı

2012-12-19
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Öncelikle ifsad olgusu ile ilgili Kur`an-ı Kerim`de geçen iki genel kaideyi belirtmekte fayda vardır. Bunlardan biri, ifsadın bir sürece bağlı olarak gerçekleştiği, ikincisi ise, müfsidlerin bozguncu ve ifsad edici olduklarını hiçbir suretle kabul etmemeleri, bilakis ıslahatçı olduklarını iddia etmeleridir...
Öncelikle ifsad olgusu ile ilgili Kur’an-ı Kerim’de geçen iki genel kaideyi belirtmekte fayda vardır. Bunlardan biri, ifsadın bir sürece bağlı olarak gerçekleştiği, ikincisi ise, müfsidlerin bozguncu ve ifsad edici olduklarını hiçbir suretle kabul etmemeleri, bilakis ıslahatçı olduklarını iddia etmeleridir.

Birinci hususa Kur’an-ı Mübin’de şu şekilde vurgu yapılır: “…Bir toplum kendi durumunu değiştirmediği sürece, Allah (cc) onların durumunu değiştirmez...” (Ra’d-11) İlahi irade elbetteki insanların hidayetinden, insan topluluklarının ıslahı ve kurtuluşundan yanadır. Ancak bir toplum uygunsuz tercihleri neticesinde fıtrat ve hidayet yolundan sapar, karşı karşıya bulunduğu ilahi nimetlerin kıymetini bilmeyip, dalalet yolunda adım adım ilerler ve bu konuda muannid davranırsa, imtihanın sırrına binaen yapılacak bir şey yoktur.

Dolayısıyla toplumların ifsadı, damdan düşercesine aniden gerçekleşen bir olay değildir. Bu durum bir takım sebep ve sonuçlara bağlı olarak, zamanla ve tedrici olarak karşımıza çıkmaktadır. Yani, İslami de olsa bir toplumun fıtri ekseninden kayması, hidayet rayından çıkması ve zamanla ifsad toplumu haline gelmesi, kısa veya uzun bir sürece bağlı olarak vuku bulmaktadır. Toplumların ifsadı noktasında bu şekilde işleyen kaide, toplumların iyileşmesi ve ıslahı noktasında da aynı şekilde işlemektedir. Yani toplumların ıslahı da bir eğitim ve terbiye sürecine bağlı olarak gerçekleşmektedir.

Bir başka realite; gerek tarihin seyri içerisinde, gerekse de günümüzde müfsidlerin hiçbir suretle bozguncu ve ifsadçı olduklarını kabul etmemeleri, kendilerini ıslahatçı, yapıcı ve düzeltici olarak lanse etmeleridir. Fesatçıların bu karakteristik ahlakı Kur’an-ı Hâkim’de şu şekilde bildirilmektedir: “Onlara yeryüzünde bozgunculuk yapmayın denildiğinde, biz ancak ıslah edicileriz derler. Dikkat edin, onlar bozguncuların ta kendileridir, ancak farkında değillerdir.” (Bakara-11,12)

Şimdi bu ilahi beyanatlar ışığında geçmişteki ve günümüzdeki ifsatçıların tıpa tıp benzeştiklerine dair, Mısır Firavunu ve günümüzdeki büyük ifsatçı ABD’nin icraatlarına ve müşterek mantıklarına bakalım: Allah’ın (cc) elçisine savaş açan, İsrailoğullarının başına getirmedik felaket bırakmayan, erkek çocuklarını kıyımdan geçirip, kız çocuklarını cariye olarak sağ bırakan Firavun, Allah’ın elçisini bozguncu, kendisini ise irşad edici pozisyonunda görerek şöyle diyordu: “…Bırakın beni de, Musa`yı öldüreyim ve o, Rabbine dua etsin. Gerçekten ben, (onun) sizin dininizi değiştirmesinden veya yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum." (Mü’min-26)

Bir de günümüz dünyasının büyük şeytanı ABD ve şımarık çocuğu İsrail’in yaptıklarını anımsayalım. Havadan sudan bahanelerle Ortadoğu ve diğer İslam topraklarını işgal eden, farklı ülkelerdeki etnik kökeni farklı halklar arasında fesad tohumları ekip onları birbirine vuran, ferasetli bir müçtehidin tabiriyle, iki balığın denizde kavgaya tutuşmasında dahi parmağı olan, zulümde Firavuna taş çıkaran, bozgunculukta iblise dahi parmak ısırtan kötülük çıbanı ABD ve İsrail, karşıtlarını hep bozguncu ve terörist olarak tanıtmakta, kendilerini ise oralara barış, özgürlük ve medeniyet götüren, özgürlük havarisi, insanlık efendisi olarak görmektedirler.

Hal böyle olunca, ifsad ve ıslah olgularının göreceliği de ortaya çıkmaktadır. Yani ifsatçılar, kokuşmuş sistem ve uygulamalarını ıslahat, çağdaşlık, medeniyet, eğitim vb. masum kavramların arkasına sığınarak yapmaktadırlar. Mü’min ve Müslümanlara göre ise ifsad, kişiyi ve toplumu fıtratından, Allah’ın koymuş olduğu kanunlardan uzaklaştıran şu veya bu isim altındaki her türlü faaliyettir. İlahi nizama uyulmayan yerde ıslahattan bahsedilemez. Kur’an hükümleri ve Hz. Peygamberin pratiğine zıtlık ve aykırılık teşkil eden uygulamaların olduğu bir yerde ıslahattan söz edilemez. İslam’ın rafa kaldırıldığı bir toplumun ıslahı ve iflahı söz konusu olamaz.

Şimdi de İslam ümmeti bazında, Müslüman toplumlarda ifsad ve bozulmanın nereden ve hangi noktalardan başladığına dair kimi tespitler üzerinde durmaya çalışalım. İslam toplumunun ifsadı ve asimilasyonunda etkin olan birçok amil vardır. Bunlardan en etkin olanlarını şöyle zikredebiliriz.

İslam toplumunun ifsadın eşiğine gelmesinde, İslami yeterliliği olmayan veya İslam ile hiçbir şekilde alakası olmayan idareci ve yöneticilerin İslam dışı uygulamaları ve dayatmalarının etkisi çok büyüktür. Buna İslam âlimlerinin veya dini konularda söz sahibi olan mercilerin suskunluğu, lakaydlığı ve pasifize edilmeleri de eklenince, durum içinden çıkılmaz bir hal almıştır. Zira Müslüman halk böylelikle sahipsiz ve rehbersiz kalmıştır. Sayısı az olan âlimlerin aktif rol almaya çalışırken, karşılaştıkları zalimane neticeler, (hapis, sürgün ve şehadetler) kötü gidişata dur demelerini engellemiştir. Zikrettiğimiz bu durum, Hz. Peygamberin bir hadis-i şeriflerinde vurguladığı hakikatin doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkmıştır: “İki sınıf insan vardır ki, onlar düzelirse, bütün toplum düzelir; onlar bozulursa, bütün toplum bozulur.”

Dolayısıyla, bu toplumun ıslahı, bu kötü gidişatın nihayete ermesi, öncelikle Allah’tan korkan, hesap, kitap ve ahiret endişesi taşıyan imanlı ve İslami şahsiyete sahip yönetici, idareci ve amirlerin; hakeza, İslami yeterliliğe sahip öncü âlimlerin inisiyatif almalarıyla mümkün olacaktır. Hal bu iken, Müslüman toplumun, mü’min ve Müslüman idarecilerini yetiştirecek çalışmaları ivedilikle yürütmesi, kıymetli emanetlerini ve yüce değerlerini teslim edeceği şahsiyetleri kendi bağrından ve kendi kalbinden çıkarması ve kendilerine rehberlik edebilecek âlimlere rehberlik ve temsiliyet yetkisini tevdi etmesi gerekmektedir.

İslam toplumunun aşırı derecede bozulmasında, gün be gün batı tarzı bir görüntü arz etmesinde, kadının menfi rolü tartışılmaz bir gerçektir. Çağdaşlık ve medeniyet özentisi ile kadının örtü ve tesettüründen soyutlanarak, batı kadınını taklid eder bir şekilde sahneye çıkması, bu uygunsuz giyim kuşam ve davranış tarzıyla zamanla sosyal hayatın neredeyse her alanında rol almaya başlaması, ticari kazanç, reklam ve eğlencelerin vazgeçilmez argümanı haline gelmesi, toplumsal tahribatı oldukça hızlandırmıştır. İman, İslam ve ahlak düşmanları, manevi değerlerle savaşlarını en fazla kadın üzerinden yürütmüşlerdir.

Hal bu iken, toplumun ıslahı, kadının ıslahıyla mümkündür. Kadın ıslah olmadan toplumun ıslahı mümkün değildir. Kadınlardan kaynaklanan tahribatın önüne geçilmediği sürece, toplumsal ıslahattan bahsedilemez. Kadının ıslahı ise, kadının asıl üssü ve kalesi olan evine ve yuvasına dönmesi, evi ve ailesiyle ünsiyet kazanmasıyla olacaktır. Kadının ıslahı, kadının önce zahiri örtüsü olan tesettüre bürünmesi, daha sonra iffet, edep, takva ve hayâ örtüsüne bürünmesiyle olacaktır. Kadının ıslahı, kadının kendisine biçilen ve kendisine hiçbir şekilde yakışmayan aşağılık rollerden vazgeçmesi, uygunsuz sahnelerden çekilmesi ile olacaktır. Kadının ıslahı, kadına fıtri görevlerinin (annelik, ablalık, eş olma, ev hanımı olma, eğitmenlik… vs.) iadesi ve hakeza kadına fıtri itibarının iade edilmesiyle olacaktır.

İslam medeniyetinin yıkımında ve İslami ahlakın tahribatında en fazla başvurulan silah, hiç şüphesiz kitle iletişim araçları ve bunların başında gelen televizyondur. Batı küfrü kendi ahlaksızlığını ve kendi fasid kültürünü, kitle iletişim araçları üzerinden İslam toplumuna yaydı. Ölümcül zehrini bu kanallardan akıttı. Televizyon denilen şeytan aygıtının Müslüman toplumların bünyesinde açtığı müzmin yaraların derinliğini ölçebilmek gerçekten zordur. Toplumun, bu zararlı unsurun saldığı virüslerden temizlenmesi elbette ki çok zor olacaktır. Ancak televizyonun ve televizyon kanallarının da ciddi manada ıslah edilmesi lazımdır. Bu toplumun ifsadı, büyük oranda televizyon sayesinde olduğu gibi, ıslahı da yine televizyon sayesinde olacaktır. Uzun zaman zehir akıtan bu uğursuz aygıtın panzehirinin tespit edilip, toplumun hastalıklı bünyesinin tedavisinde kullanılması gerekmektedir.

Bu toplumun ifsadı, yeni nesil dediğimiz gençlik üzerinden yürütüldüğüne göre, gençliğin İslami değerlerden ve İslami ahlaktan uzaklaştırılıp, başıboş ve hedefsiz bir yaşantıya terk edilmesi neticesinde vuku bulduğuna göre, ıslahı da yine gençlik üzerinden, gençliğin ihyası ve ıslahı neticesinde olacaktır.

Bu toplumun ifsadı, örf-adet, kültür-sanat, düğün ve şenliklerin ifsadı ile gerçekleşti. Müslüman halka inançlarına, örf ve adetlerine hiçbir şekilde yakışmayan düğün ve şenlikler yaptırılmaya başlandı. Bal festivali, üzüm festivali, elma festivali ve değişik isimler altında yapılan festivallerle kentlerdeki çirkeflikler kırsala, en ücra köylere dahi ulaştırıldı. Bu vesileyle, şehirlerdeki yozlaşıdan nispeten kendini muhafaza etmiş köylülerin örf ve adetleri, ahlak ve şahsiyetleri bozulmaya çalışıldı. Hakeza bu toplumun ıslahı, kültür, sanat, düğün ve şenliklerinin ıslahıyla mümkündür.

Bu toplumun ıslahı, tek yönden değil, cihat-ı sitte dediğimiz her taraftan (önden, arkadan, sağdan soldan, üstten, alttan) yapılacak ihya, irşad, eğitim ve ıslahat çalışmalarıyla mümkündür.

Bu toplumun ıslahı, ticaretinde, siyasetinde, eğitiminde, öğretiminde, örfünde, adedinde, kültüründe, sanatında… yapılacak ıslahat ile mümkündür.

Bu toplumun ıslahı, bireyden aileye, aileden topluma, camiden okula, okuldan sokağa… her katman ve kategoride yapılacak ıslah çalışmalarıyla mümkündür.

Bu toplumun ıslahı, amirinden memuruna, âliminden avamına, hocasından talebesine, kentlisinden köylüsüne, gencinden yaşlısına, kadınından erkeğine… yönelik yapılacak köklü bir eğitim ve bilinçlenme ile mümkün olacaktır.

Bu toplumun ifsadı kadından başlayarak olmuşsa, ıslahı da kadından başlamak suretiyle olacaktır. Bu toplumun ifsadında televizyon belirgin rol oynamışsa, ıslahında da televizyon ve televizyon kanallarının önemli rolü olacaktır. Bu toplumun ifsadı gençler üzerinden olmuş ise, ıslahı da yine gençler üzerinden olacaktır. Yani anlaşılan şu ki; “ıslahat ifsadın yapıldığı noktadan başlamalıdır.” Dolayısıyla, İlahi öğretiler ve İslam medeniyeti perspektifinde toplumun ve halkların ihyasını, irşadını ve ıslahını temel gaye edinen, cemaat, cemiyet ve hareketlerin, davet ve eğitim çalışmalarını çok geniş bir sahada icra etmeleri, bir köşeye veya bir alana sıkışıp kalmamaları gerekmektedir. Aksi takdirde şeytanlar ve müfsidler bulabildikleri her boşluğu bir şekilde dolduracak, fitne ve fesad ortalığı kasıp kavurmaya devam edecektir.

Cihan Bozoba / İnzar Dergisi – Aralık 2012
 

 


Cihan Bozaba

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS