İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

İnsanın insanla olan ilişkisi Allah ile olan münasebetine bağlıdır

2020-03-03
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

İnsan varlığının temel amacı, hatırlamaktır, fark etmek, fark edildiğini fark etmektir çünkü insanın dünyadaki var oluş sebebi, niçin var olduğunun farkındalığında olmaktır. İnsan yaratılışı dolayısıyla insanda şu hasletler sürekli var olmaya devam ediyor. Korkular, hırslar, ön yargılar, alışkanlıklar, gönlün ve basiretin görüş alanını daraltıyor. İnsan niçin var olduğunu hatırladıkça hatıra zekâsının üzerindeki tozlardan arınıyor, insan bu tozlardan arındıkça dengesini, yönünü bulmuş oluyor. İnsani ilişkilerde yaşamın bir şahitlik, tanıklık, sorumluluk olduğunu, fark etmek, yaratılıştan gelen insani zenginliğimiz bir fark edilişle tozlardan arındırılmış olarak insanı fark ettirerek yaratıcısıyla olan diyaloğa bağlıdır. İnsanın yaratıcısıyla olan iyi ilişkisi insanı su gibi berrak yapar ve insanlarla ilişkisi suyun kiri temizlemesi gibi insanı insanca olmayan nefsani cüruflardan arındırıp temizler. Nasıl ki hasta bir bedende suyun – kanın dolaşımı durağanlaşırsa insanın insanca olmayan diyalog ve ilişkisi de durağanlaşır hatta kopma noktasına gelir. Suda akış hayatın canlılığı durgunluk ise suyun kokması, canlılığın yitirilmesidir. İnsanlar arasındaki duygu aktarımı ve düşüncenin oluşumunda insanın hayata pozitif bakış açısını canlandırır ve hayatı yaşanılır hale getirir. Niçin var olduğunu yitiren insan amaç ve yön duygusunu kaybeden insan, boşluk içinde kaybolmaya ve yitik insan hazinesine dönüşür. İnsani tembellik ve atıllık, güçsüzlük ve umutsuzluğu; hareket ve akışın devamlılığını, gücünü ve umudunu canlı tutar. Su hareket halinde oldukça nebatata hayat verir. Kış ayında suyun donması sular âleminde ve sular âlemine ihtiyaç duyan tabiatta hareketliliğin de donmasına sebeptir. Hareketliliğin olmadığı yerde bitki ve toprakta hayat donma noktasına gelir. İnsanın hayatı da su gibi hareket halinde olduğunda hayatın sürekliliği, keşif, öğrenme, çalışma ve yenilenmeyi unuttuğunda hayattaki ilişkileri suyun donması gibi katılaşmaya başlar. İnsan kokuşmuşluğu gururla başlar, gurur insanın katılaşması, alışkanlıkların ve deneyimlerin kölesi olmasıdır. Gurur insanın kendisini yeterli görmesi, öğrenme ve yenilenmeye kendini kapatmasıdır. İnsani ilişki ve diyalogda esnek ve öğrenmeye açık insanlar, suyun özelliğindedir. Her toprağın içinde barındırdığı zenginliği barındırır, insan ilişkilerinde su gibi berrak ve akıcı olursa insani ilişkilerde esnek olur. Bunun zıddını taşırsa buz gibi donuk ve mat olur, kırılmaya meyillidir. İnsani ilişkilerde değişime uyum sağlamayan canlılar ve kurumlar buz gibi hayat emaresi taşımaz ve suyun içinde eriyip yok olmaya mahkûmdur. Kur’an-ı Kerim’de Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır “Gökler ve yer, birbiriyle bitişik iken biz onları ayırdık ve her canlıyı sudan yarattık” (enbiya 30)  Başka bir ayette ise “Ve insanı bir sudan yaratıp onu soy ve sihriyyet (sahibi)  kılan odur” (Furkan, 54)  Suyun sema ile arz (yer küre) arasındaki yolculuğu saflığın ayrışmasıdır. İnsan da hayat içindeki yolculuğu çocukluğun saflığının, fıtratın güzelliğinin arayışıdır. İnsan eril olanla dişil olanın birbirine yönelerek, kadın erkeğin birleşimindendir. İlişkide İnsanın Doğası Her ilişki, insanın ihtiyaçlarını karşılamak ve varlığını sürdürmek amacıyla, insanlarla etkileşime girmesi sonucunda oluşan sosyal bağdır. İlişkinin biçimini toplumsal kurallar belirler. İlişkilerde kişilerin sahip oldukları otorite ve güç ön plana çıkarılıyorsa; ilişkiyi uzun ömürlü tutan ilişkide eşitlik ve birbirine duyarlık anlayışı kişiler arasında gelişmez ilişkinin merkezine fayda hâkim olur. İlişki bağlılıktan çok bağımlılık üzerine kurulduğunda, kişiler ilişkiden fayda temin ettikleri sürece ilişkiyi yürütürler. Sahip olunan güç, makam, mülk zayıfladığında veya bu özelliklere sahip başka biri geldiğinde kişilerin elde edecekleri faydaya göre konum alırlar. Her ilişkide ihtiyaçların karşılanması vardır. Kişilerin birbirleriyle olan haklarını koruma ve ihtiyaçlarını karşılama noktasında gösterdikleri karşılıklı duyarlılık “ilişkide adalet algısını” oluşturur. Kişiler sahip oldukları maddi ve manevi imkânlarla diğerini kontrol altına almayla, birbirlerinin üzerinde tahakküm kurmaya çalışırlar. Bu durum ilişkide denge yerine çatışmayı kazandırır. Kişiler birbirlerinin duygu ve düşüncelerine saygı gösteriyor, önemsiyor ve uygun durumlarda onaylıyorlarsa ilişkide birbirlerine eşit davranıyorlardır, birbirlerinin varlığını kabulleniyorlar demektir. Kabullenme insani ilişkilerde diyaloğun gelişmesi için temel adımdır. Çoğu ruhsal sorunların kökeninde düşünce ve duyguların ret edilmesi vardır. Toplumsal ilişkilerde reddetme yoğunluktaysa, toplumda güven duygusu zayıflar, çatışmalar artar her alanda suç oranı çoğalır. Kişiler birbirlerinin düşünce ve duygularını yok sayıyor, görmemezlikten geliyor, diyalogda birbirlerinin varlığına duyarsız kalıyorlarsa birbirlerini umursamıyor demektir. Toplumsal ilişkilerde, umursamama ve ilgisizlik yoğunsa akrabalık ve aile bağları çözülür, psikomatik kökenli hastalıklar hızla artar. Sağlıklı ilişkiler kişiye değerli, sevilebilir ve anlamlı olduğunu hissettirerek benlik algısını besler. Bireye yaşama coşkusu verir. Vücudun stres ve hastalıklar karşısındaki bağışıklık sistemindeki direncini kuvvetlendirir. Sağlıklı bir ilişkide bağlılık, sevgi, güçlülük, şefkat ve koruma ilişkilerin birbirlerine yönelik olarak dengeli bir şekilde hissettiklerini duyumlandırır. İnsanların psikolojik ihtiyaçlarını karşılayan ve onların gelişmesini doğrudan etkileyen ilişkiler; kişisel seçimlere dayalı ve uzun süreli paylaşımların olduğu ilişkilerdir. İnsani ilişkilerin nihai amacı ve sonucu dostluk üzerinedir. Dostluk; birbirine güvenen ortak değerlere inanan, birbirilerinin varlığına duyarlı iki insanın gelişimlerini tamamlama sürecidir. Dostluk birbirini ademi merkeziyetçilikte insani olarak gören; mevki ve güç unsurlarının öne çıkarıldığı bir ilişkide dostluğun kurulabilmesi mümkün değildir. Bir ilişkide taraflar birbirlerinin varlığına ne kadar besleyici ve doyurucu, ödüllendirici katkı yapmışlarsa, ilişkiden alınan besleyici doyum o oranda yükselir. Yüksek doyum kişilerin birbirine bağlanmasını sağlar. İnsanlar bir ilişkiye ne kadar çok katkıda bulunmuşsa, onu kaybetmemek için o kadar da çaba harcar. Çünkü insan bedel ödediği emek verdiği insanlarla ortak anılar ortak yaşamsallıklar nedeniyle bütünleşirler, insanın bütünleştiği ilişkiyi kaybetmesi beslendiği kaynakları sarf etmiş olduğu emeği kaybetmesidir. Kaybedilen ilişki ne kadar büyükse, insanın içinde o oranda duygusal boşluk oluşuyor. Bazı ilişkilerde bağlılıktan çok bağımlılık öne çıkar, kişiler ilişkiyi devam ettirmek istedikleri halde; kendilerindeki güven eksikliği nedeniyle ilişkiyi bitirmenin olumsuz sonuçlarına cesaret edemediklerinden veya ilişkiden kaynaklanan kazançları kaybetmek istemediklerinden ilişkiyi sürdürürler. Konumuzu hadisler demetiyle sonuçlandıracak olursak “siz malınızla herkesi memnun edemezsiniz; öyleyse onları güler yüz ve güzel ahlak ile memnun etmeye çalışın” modernizm insana biçtiği kıymet mal ve makam iledir. Bu yüzden insani ilişkilerdeki münasebetler dostluk üzerine değildir “insanlar bize iyilik yaparsa biz de yaparız. Eğer haksızlık yaparlarsa biz de haksızlık yaparız” diyen şahsiyetsiz insanlardan olmayın! Tam tersine, insanlar iyilik yaparsa iyilik yapmaya, kötülük yapsa da haksızlık yapmamaya çalışın. “insanlara düzeylerine ve durumlarına göre davranın” “kolaylaştırınız zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz” her iki hadis de insanın insanla olan münasebetini net bir şekilde çizmiştir. Bugün modern insan Kur’an ve hadisten yoksun bir hayatı tercih etmelerinden dolayı kendi hayatlarını dizayn etmek istedikleri seküler aklın insanın insani ilişkilerdeki dostluk ve muhabbeti ortadan kaldırıyor, itidalli olmayı değil tamamen kazan kazan mantığı üzerine konumlandırılmıştır. Bir insan yaşamı neye hizmet ettiğini anlamlandıramadığı için kaotik bir düzen içinde boğulup durmaktadır. İnsani ilişkilerimiz ifrat ve tefrit arasında şekillenmiştir, bu yüzden insanlar birbirlerini anlamıyor, anlamaya çalıştıkları insanın özü değil ondaki makam ve malın çokluğuna göre kıymet verilmesinden dolayı tam anlamıyla huzurun hakim olduğu insani ilişkilerimiz insani olmayan ilişkilerle konumlandırmışız Selam ve dua ile…
inzar

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS