İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

İnsan ve Çevresel Ortam Üzerine

2021-09-22
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Evrende her varlık ve oluş, belli bir zaman dizgesinde ve belli bir mekânda imkân bularak tezahür eder. Benzer şekilde zaman ve mekân mefhumları da karşılıklı olarak varlık ve oluşun alâmeti farikasıdır, şahitleridir. Klasik doğa felsefesinde cismin ne olduğu sorusuna yanıt aranırken enine, boyuna ve derinliğine gönderimde bulunmak suretiyle çoğunlukla yer kaplayan şey şeklinde tanımlanır. Buna göre mücessem bir şeyi anlamak varlık ve varoluş nedenleriyle birlikte kapladığı yerini bilmekle, mekânını kavramakla olanaklı görülür. Mekân, cismin çevreleyenidir. Dolayısıyla şey, cisim veya nesne ile zaman ve mekân arasında ontolojik bağımlılığın yanında epistemolojik geçişler vardır. Cisim, bileşenleri bakımından somut iken zaman ve mekân ise soyuttur. O zaman cismin varlığı ve oluşu zamanı ve mekânı gerektirdiği düşünüldüğünde somut olan ile soyut olan arasında bir tür ontolojik ilişki vardır. Dolayısıyla da evrende varlık ve oluş tek başına hakikatin kendisine karşılık gelmediği gibi hakikat de tek başına tecrübeden beri değildir. Bununla beraber evren/sel hakikatte her varlık ve oluşu da aşan başkaca sebep(ler)in, logos(ları/)un ya da ilke(leri)nin olması pekala düşünülebilir. Ve hatta varlık ve oluşun zaman ve mekân ile olan münasebeti, öncelik-sonralık düzeninde ele alındığında; burada zaman ve mekâna bir öncelik verilebilir. Burada cisim ile mekân arasındaki münasebet vurgusundan maksat insan ile çevresel ortam, mekân arasındaki ilişki yumağına bir ön anlatı zemini oluşturmaktadır. Bu anlatı zemininde insan ile çevre ve cisim ile mekân arasında temsiliyet kurulabilir. Mekânız cismin anlaşılması güç, hatta imkansız olduğu gibi çevresinden arındırılmış insanın da anlamlandırılması bir o kadar zordur. Buna göre insan çevresiyle kurduğu münasebetlerce anlaşılır, tanımlanır, konumlandırılır. Bu bakış açısıyla çevresel yapı ve işleyişinin ekosisteme konu olması bakımından makro kozmik bir gereklilik olmasının yanında mikro kozmik bir varlık olarak insandan kayıtsız değildir. O zaman cisim ve mekân arasındaki münasebette olduğu gibi insan ile çevresel ortam/mekân arasında da bir etkileşim vardır. İnsan nutkundan, dilinden ve pratiklerinden neşet eden her düşünsel, kültürel ve teknik teşekkülde belli nispetlerde çevresel ortamın etkisi mevzubahistir. Çevresel yapının işleyişinde insan nutkunun sevk ve idare ettiği pratiklerin belli ölçeklerde etkinliğinin olduğu söylenebilir. Buna örnek olarak, doğayı kendi tekeline alıp ona hükmetmek için laboratuvar ortamında doğal unsurlara, nizama işkence ederek doğayı kovuşturmaya, konuşturmaya çalışan seküler zihniyet gösterilebilir. Doğada doğal yaşamayı öteleyip doğadan iktisadi ve politik kudret devşirmek için evrene ve kendinden olmayana/ötekine hükmetme çabası, beraberinde telafisi güç çevresel/evrensel sorunların meydana gelişine sebep olmuştur, olmaktadır. İnsanın yaşam alanı, mekânı olan çevresel ortam gün geçtikçe telafisi daha da zor kuraklık, küresel ısınma, bulaşıcı salgınlar, iklim değişikliği, hava kirliliği, çevre kirliliği gibi evrensel sorunlara sahnedir. Mevzubahis bu gibi evrensel çevre sorunlarının kaynağında insan faktörü öne çıkar. Bu bakımdan çevresel evrensel sorunlar, insanın doğayı doğal bir alan ve dolayısıyla canlı bir mahluk olduğunu öteleyerek sürekli kendisinden nemalanan bir meta, bir sermaye alanı olarak telakki etmesinin neticesidir. Diğer bir ifadeyle kutsal olanın doğadan tecrit edilme çabası, insanın doğa üzerinde sınırsız tasarrufu hakkını doğurdu. Bu eylemde doğa, yukarıda bahsi edilen somut, cisimsel olanla sınırlandırma keyfiyeti öne çıkarılarak soyut olanla, yani mekânla münasebeti koparıldı. Böylece doğanın, Tanrısal, aşkın/soyut olanla münasebetine set çekilerek doğa üzerinden her türlü insan pratikleri meşru hale getirilmeye çalışıldı, çalışılıyor. Çevresel ortamı tekelleştirme gayretinde olan düşünüş, evrendeki yapı ve işleyişi doğal yasalarla açıklamaya çalışırken çevresel sorunları ve olayları ise Tanrının doğal düzene müdahalesiyle ilişkilendirir. Bu düşünüş biçimine belki şu yalın soruyu ateistler özelinde yönlendirmek kafidir; çevre sorunu, ateistlerin kendi tanrı tanımazlık argümanını temellendirmek üzere başvurdukları ‘kötülük problemi’ ekseninde değerlendirildiğinde bu gibi sorunların aktörü insan mı yoksa Tanrı mı?. Çevre sorunları ve doğal ortamda tezahür eden kötülük problemi, her ne kadar Tanrı’nın iradesiyle ilişkilendirilen deprem, çığ, sel felaketi gibi doğal kötülükler olarak tesmiye edilen hadiseler etrafında ileri sürülse de, bu gibi hadiselerin sonuçları itibariyle ve öncelikle insan iradesi ve eylemleriyle ilişkili olduğu izahtan varestedir. Şimdi mensubu olduğumuz İslam düşünüş ve kültürün muhatabına telkin, tavsiye ve yer yer emrettiği çevresel ortamla münasebeti hakkındaki tutum ve duruşuna yer vermek yerinde olur. Öncelikle İslam evren tasarımında fiziksel yapı ve işleyiş, insanın evrendeki düzenliliği görüp müşahede, teemmül ve tefekkür faaliyetinde bulunarak Allah’a iman etmesine ontolojik ve kozmolojik delilleri ihtiva eder. Varlıkta ve oluştaki düzen, evvel ve ahirden nihai bir fâili, muhtarı gerektirdiği aklî muhakemeden hareketle yaratıcı kudrete inanışın bir alâmeti olur. Bu tavır, ünlü Kuantum teorisyenlerinden Max Planck’ın (ö. 1947) evren tasavvurunda şöyle bir teklife dönüşür; kâinattaki düzenliliğin sebebi olan fiziksel yasaların varlığı ile dini inanç arasında birliği takdim edecek şekilde okunmalıdır. Çünkü insan zihninden bağımsız ve kayıtsız olarak, ilahi kanunlar evrende tecelli eder ve bu teceliyât ise evrende akli bir düzenin var oluşun öncelikli sebebidir. İslam düşüncesinde doğa, Allah’ın bir eseri olduğundan kuşku duyulmayacak ölçekte iman ve inanç konusu edildiği nispette muamele gördüğünde seküler düşünüşün aksine bir meta, güç ve hâkimiyet devşirme alanı olarak idrak edilmez. Bu muamele en temelde İslam inancının bir gerekliliği olmakla birlikte bütün bir insanlığı ilgilendiren kapsam ve bağlamda evrene ilişkin bir duruş ve tutumu temsil eder. Bu meseleyi şu şekilde kelâmi tertipte bulunulabilir: doğa ile münasebet, duruş temelinde evrensel bir tutum ve yaklaşım sergilenir. Nitekim İslam düşüncesinde, Allah’ın sünnetullahının bir gereği olarak her şey bir düzen içinde olduğundan dolayı hiçbir şey anlamsız, boş, beyhûde ve sebepsiz değildir. Bu sebeple evren ile münasebetimiz kaosa, düzensizliğe ve en temelde çevre sorunlarına yol açacak davranışların aksine kozmosu, düzeni ve intizamı gerektirecek şekilde tanzim edilmelidir. Çünkü her var olan, Allah’ın bir eseri olması bakımından kendi dilinde Allah’ı tesbih eder ve Allah’ın varlığının birer ayetleridir. Dolayısıyla Müslüman bir ferd, nazari olarak çevre kirliliğine yol açacak ve doğaya zarar verecek davranışta bulunması asla düşünülemez; aksine sürekli doğayı koruma ve kollama ile kendini mesul görür. Sonuç mukabilinde değerlendirme yapmaktan ziyâde okuyucuları mevzuyu tefekküre sevk etmek üzere kendilerine birkaç soru yönlendirerek yazıya üç nokta bırakmakla yetinmek isteriz. Çevre sorunlarının gün geçtikçe küremizi rahatsız ettiği ve ekolojik dengenin peyderpey derin çatlaklara sahne olduğu bir ortamda İslam düşüncesinde teklif edilen doğa okumasında; yukarıda bahsi edilen Allah tasavvuru ve tasdikatını inşa etmek ne kadar veya nasıl olanaklıdır? Ya da kaosun muhkem olduğu çevre ortamında, Allah’ın kendi varlığının ayetlerinden bir ayet olarak evrene ilişkin okuma biçimi ve teklif tarzını sıhhatle anlamlandırmak veya temellendirmek nasıl mümkün olabilir veya neden mümkün olsun? İnsanın çevresinde olan bitenleri müşahede edip teemmül ve tefekkürde bulunması, bunları anlaması, bunlardan dersler ve ibretler çıkarması ve bu gibi çabalardan hareketle kendi habitatını tesis etmesi, kendi hayatına mana ve düzen vermesi…
Siracettin Aslan

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS