Bazen öfke bazen nefret
Bazen sevinç barındıran
Benim, savaşlar çıkaran
Kana doymayan
Yine benim
Bir cesedin yanı başında ağlayan
Benim, ey kâinat!
Sana hükmetmeye çalışan
Ağacı toprağa eken
Sonra ateş çakıp yakan
Benim medcezirler yaşayan
Korku ve ümit arasında
Kimi zaman isyanı arzı titreten
Kimi zaman kulluğu melekleri imrendiren
Benim, ey kâinat!
Ey yaratılmışların cümlesi
Ben, yani insan
Göğsünde beytullahı taşıyan
Bakın
Benim bir hikâyem vardır
Yaradılış hikâyem
Bergüzarı cennetin yasak meyvesinde saklı
Cennetten azledildim
Ve sürgün yedim dünyaya
Yüküm dağlara ağır geldi
Günahım kâinata
Dünyayı isyanla
Toprağı kanla tanıştırdım
Ekinler ektim dört bir yana
Mahsulümü paylaşmadım
Sonra mühlet aldım
Evler yaptım hiç ölmeyecekmiş gibi
Bir gün kargalar tanıştırdı beni ölümle
Pişmanlığı yine ben sundum Allah`a
Benim, ben insan
Pişmanlığı kendi hatırına kabul olan
Ben insan gözlerinde yaş olan
İçinde bin bir muamma
Şaşıran, şaşırtan
Dönen, döndüren
Şeytana parmak ısırtan
Rabbin tarifinde olan
Ya esfele safilin
Ya eşrefi mahlûkat
Bazen Ebu Leheb laneti
Bazen Zeyd övgüsüne mazhar olan
Resule atılan taşlar da benim
Taşlara siper olan da
Ateşler yakan benim
Ateşe atılan da
Ben, yani insan
Cürmü taşları ağlatan
Aslında
Hikâyem bitmemiştir
Miadım güneş bekler
Yalnız batıdan
Ruhumu okşayan bir rüzgâr eşliğinde
Hissetmeden acıyı
Ve hissederek her şeyi
Miad doldururum
Benim içindir ateş
Yine banadır selamet
Hikâyemin bittiği gün
Beni anlamayan melekler
Karşımda
Saf saf dizilecekler
Benim Rabbim
Dünyadaki halifen
Gazabın da rahmetin de banadır
Kıtlığın da bolluğun da banadır
Banadır Yakupluk Yusufluk
Ve yine
Banadır firavunluk
Rabbim
Ben, yani insan
Yalnız
Sanadır kulluk
Mehmet Salih Gönül / İnzar Dergisi - Kasım 2014 (122. Sayı)
M. Salih Gönül