BALİĞ
İnsan ömrünün aşamalarından birisi de buluğ-baliğ dönemidir.
Baliğ ile tebliğ aynı köktendir. Buluğ yaşı ihtilam ile gerçekleşir. İhtilam da halim olmayı ifade eder. Halim, akıl ve sabır sahibi olmaktır.
“Halim-selim kimse” denildiğinde burada kastedilen akıl ve kalp sağlığıdır.
İnsan bu yaşta tebliğ edilecek ve tebliği kabul edecek-tebellüğ yaştadır.
Hukukta sorumluluk tebliğ ile söz konusu olur. Tebliğ ve tebellüğ etmeden işlem yapılmaz. Hukuki işlemler yürütülemez.
İnsan, Kur’an’ı tebellüğ ederek baliğ olur. Kur’an’ı tebellüğ etmeden tebliğ etmeden insan, akıl kâmil olmaz.
Tebliğ, ulaşmak ve ulaştırmaktır.
Peygamberler tebliğ ederler ki insanlar baliğ olsun.
Ki insanlar çocukluk ve garsonluk yaşından kurtulsun. Malum buluğ yaşından önceki döneme garson-murahık yaşı adı verilir Doğrusu insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı da onların hizmetlerini artırırlardı. (Cin:6) burada rahak-murahık garsonluk etmektir. Yani onları kendilerine garson ederler. Onlara yol göstermezler. Bu da sadece garson-murahık olma hal ve yaşıdır. Lokanta, pastane, kahvehane vb. yerlerde müşterilere hizmet eden kimseye garson vasfı verilir. Dikkat edilirse garson sadece yeme içmede hizmet eder. Ama baliğ olunca iş değişir usta olur, varsayım budur.
MÜBALAĞA
Mübalağa, bir şeyde bir işte abartıya kaçmaktır. Nebiler, hekimler, hakikat ehli mübalağa yapmazlar. Sadece beliğ bir şekilde hakikati anlatırlar.
İnsan baliğ ve de beliğ olmalıdır. Baliğ, onun görüntüsünün, hal ve tavrının göz doldurmasıdır, güven vermesidir. Beliğ ise sözünün, hüccetinin tam ve etkili olmasıdır. Yani insan, haliyle baliğ söz ve hareketiyle beliğ olacak. Böyle olunca örnek olur. Söz ve düşüncesini başarılı bir şekilde aktarır.
Baliğ olmak hırçın olmanın zıddıdır.
Karşıdakine dıştan galip gelmeyi değil içten fethetmeyi ifade eder. Bu nedenle Kur’an’da birçok ayette Peygamber (sav) için “ancak sana düşen/yakışan tebliğ etmektir” buyrulur.
REŞİT
İnsan ömrünün aşamalarından birisi de rüşt yaşıdır(Nisa:6) Rüşt ve buluğ birbirine yakın dönemlerdir ama aynı değildir. Çünkü rüşt, yolunu ve hedefini bilmektir. Buna göre hedefi olmayan, hedefini bilmeyen kimse baliğ olsa bile reşit değildir.
De ki: Hakikat bir takım cinlerin Kur’an dinleyip de şöyle dedikleri bana vahyedildi. Şüphesiz biz, hayret verici bir Kur'ân dinledik.
O Kur'ân rüşde-hidayete erdiriyor, biz de Ona iman ettik. Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız(Cin:1-2)
Cinler bile yol gösterici olmadan reşit olamıyor. Yol ve hedefini bilmiyor. Cinlerin hareket ve hız problemleri insana göre daha azdır. İstedikleri noktaya ulaşabiliyorlar, baliğ oluyorlar ama kendilerine bir mürşit arıyorlar ve bunun Kur’an olduğunu ifade ediyorlar. Demek ki hayatta hızlı olmak, istediği noktaya kolayca baliğ olmak, güçlü olmak reşit olduğu anlamına gelmez. Cinler bile mürşit arıyorsa insanların buna ihtiyacını varın siz düşünün.
ŞEBAB-FÜTÜVVET-GENÇLİK
Arapçada “genç” anlamına gelen, kullanımı pek yaygın iki kelime vardır. Bunlar; fütüvvet ve şebab kelimeleridir. Ama ilginçtir, Kur’an-ı Kerim’de “şebab” kelimesi geçmez. Bunun yerine özellikle “fütüvvet” kelimesi geçmektedir. İşin latif ve acayip tarafı, burada saklıdır.
Şebab, gençlik anlamındadır. Ama ateşin hızlı ve etkili bir şekilde tutuşmasına da “şebab” denilir. Demek ki gençliğin hararetli, delikanlı cenahına “şebab” ismi verilir ve bunların Kur’an-ı Kerim’de olumlu misalleri yoktur. Öyle ya hararetle, deli bir kanla hareket edecek kimselerin ne gibi bir misali olabilir ki. İçinde ateşin hararetini taşıyan bir genç nefsinden ve şehvetinden başka neye öncülük edebilir, neyin derdini taşıyabilir ki. Bu kısım gençliğin bir erdemliliği ve ahlakı yoktur. İdeali ve amacı nefsinin ve hevasının tatminidir. Hedonisttir. Belki deist denilen şeydir.
Ehl-i küfrün, cahiliyenin arzuladığı ve oluşması için her türlü çabayı gösterdiği “gençlik” budur. Müslümanlarla küffar arasındaki mücadele esasen burada kilitlenmiş vaziyettedir. Kâfirler, gençliğin “şebab” olması için her türlü melaneti yaparken, Müslümanlar gençliğin “fütüvvet” olması için mücadele etmektedir.
Fütüvvet; mertlik, cesaret, acilen yardıma koşmak gibi manalara gelir. Buna ilaveten sahih kurallarla, Allah’ın ahkâmı dairesinde hareket etmeye de “fütüvvet” denilir. Çünkü fütüvvet ve fetva aynı köktendir. Demek ki Müslüman gençlik fetva ile hareket ediyor. Kendini bir fetva merciine bağlıyor. Bir hususta Allah’ın hükmünü öğrenmeden adımını atmıyor. Helal-haram sınırlarına azami bir gayretle riayet ediyor. Fütüvvetiyle hem kendini hem de toplumunu özgürlük yolunda ilerletiyor. Böyle olduğu içindir ki put kıran İbrahim’in(as), sıfatı “feta-genç” olarak geçiyor. “İbrahim adında bir gencin-feta bunlara dil uzattığını duyduk”(Enbiya:60) ayeti, bunu beyan ediyor. Sanem, puttur. Ama aynı zamanda sanem, bedenin kötü kokması manasına da gelir. İbrahim(as), kokusunu düzeltmeden, içindeki şebabı yani harareti dengelemek suretiyle şebablıktan fütüvvete geçmeden binaenaleyh içindeki putları kırmadan müşriklerin putlarını kırabilir miydi? Aynı şekilde “…hakikaten bunlar Rablerine iman eden birkaç yiğit-fitye idi”(Kehf:13). Ayetinde buyrulduğu üzere zalim sisteme karşı gelen Kehf gençlerine de “feta” denilmiştir. Bu yiğitler; yüce bir ahlakla, ali bir maksatla hareket etmese, sadece “şebab” yani “hararet ehli” olsa bunlar zalim sisteme başkaldırabilir miydi? Bugün ve her zaman; millete, ümmete ve tüm beşeriyete bu vasıflarda bir gençlik lazımdır. Put kıracak, zalimlere başkaldıracak bir gençlik. Ama şebab/hararet ehli değil, fütüvvet sahibi bir gençlik.
EŞÜDD-EŞED
İnsan ömrünün aşamalarından birisi de “eşüd” dönemidir. Bunun başlangıcı 33-40 arasıdır. “Eşüd çağına girip olgunlaşınca, biz ona hikmet ve ilim verdik. İşte güzel davrananları biz böyle mükâfatlandırırız.”(Kasas:14) diğer peygamberlerin çoğu için de eşüd yaşı dönüm yaşıdır. Buna eşüd denilmesi insanın bu dönemde adeta şeddeli olmasından dolayıdır. Malum, şedde, bir harfin iki kere okunmasıdır. Bu yaşa kadar insan göründüğünden ibarettir. Derinliği ve ufku henüz açılmış değildir. Şeddeli olarak okunmaz. Ama eşüd yaşında artık şeddelidir. Bir görünen zahir tarafı var, bir de görünmeyen tarafı vardır.
Eşüd yaşı şeddeli yaştır. Şedde aynı zamanda bağlamaktır. İşte bu dönemde eğer bunun sır ve bilgisine vakıfsa insan şeddeli işler yapma salahiyetine erer. Bağ ve bağlantı kurar. İnsanlar arasında bağları güçlendirir. Olaylar, hadiseler arasında doğru bağlantılar kurar. Eşüd yaşı, kendi bağına sahip olarak inisiyatif kullanabilmektir. Nerede ve nasıl hareket edeceğini, neye açık neye kapalı olacağını bilmektir.
KEHL
İnsan ömrünün aşamalarından birisi de kehl dönemidir(Ali İmran:46) bu dönem 40-51 yaşları arasıdır.
Kehl olgun ve güç karışımı olan haldir. Çünkü kehlin iki anlamı vardır,
Saçına aklar düşmek
Sorumluluk yüklemek
Yük taşıyıp da saçlarına aklar düşmeyen kişi kehl değildir. Çünkü o sadece yük taşır yükümlülük taşıyamaz. Eğer saçlarına aklar düşmüş ama bedenen zayıfsa yine bu kehl değildir. Belki bu artık ihtiyardır.
İşte kehl gençliğin kuvveti ile şeyhliğinin kemalinin kesişme noktasıdır diyebiliriz. Ve bu çok güzel bir yaştır.
ŞEYH
İnsan ömrünün aşamalarından birisi de şeyhlik dönemidir. Şeyhlik dönemi 51-80 arasıdır.
Şeyh, hem yaşlı hem de kâmil anlamındadır. Eğer insanın ilmi, hikmeti, marifeti yoksa belli bir yaştan sonra yaşlılık anlamında şeyh olur. Artık onun bedeni zayıftır, sadece anılarını anlatır. Eskiye şiddetli bir özlem duyar. “Ah gençliğim…” temennisiyle başlayan cümleler kurar. “Ben genç iken şöyle şöyle yapardım” türünden şeyler anlatır durur.
Eğer insan ilim, hikmet, marifet sahibi ise onun şeyhliği yaşlılık değil büyüklüktür. Hz. Musa’ya “babamız kebir bir şeyhtir” diye tanıtan Medyenli kızlar burada babalarının yaşlı biri olduğunu ifade etmiyorlar büyük bir zat olduğunu ifade ediyorlar. Nitekim bu şeyhi kebir Hz. Musa’ya çok güzel bir barınak ve yol gösterici oluyor. Musa, şeyhi kebire gelip başından geçeni anlatınca o, "korkma, o zalim kavimden kurtuldun" dedi. Kızlarından birini kendisine sekiz yıl hizmet etmesi koşuluyla nikâhladı(Kasas:25-27)
NUKS
İnsanın ömrünün aşamalarından birisi de nuks yaşıdır. Kimin ömrünü uzatıyorsak, yaratılışta onu tersine çeviriyoruz. Hâlâ akıllanmayacaklar mı? (Yasin:68). Seksen ve üstü nuks yaşıdır. Nuks, bir olayın, bir hastalığın yeniden baş göstermesidir. Bir şeyin altının üstüne gelmesidir. Burada tersine dönüş hakka da olabilir. Eğer insan Allaha-lillah, Allah için-lillah olduğunu bilirse onun için nuks en başa hakka dönüştür. Bedeni zayıflık onun ruhunu azat eder. Bedeni çürümüştür ama ruhu dip diri kalmıştır. Bu durumda insan bedene bakarsa onda olumsuz haller hastalıklar, halsizlikler, çaresizlikler nuks eder. Eğer ruhuna odaklanırsa manevi yücelik onda nuks eder.
Abdulhakim Sonkaya
Abdulhakim Sonkaya