İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

İnsan Denen Ma’lumun Hakikati

2015-05-10
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Kur`an-ı Kerim, (Fatiha suresini saymazsak ki aslında Fatiha Ümmü’l-Kitap olarak aslında Kur`an’ın bir fihristesi mesabesindedir başlangıcı değil) insanı tanıtmaktan önce insanı üç sınıfa ayırıyor ve bu sınıfların tanıtımı ile başlıyor.
وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ اَبٰى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِر۪ينَ

Hani meleklere, "Âdem için secde edin (saygı ile eğilin)" demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen secde etmişler (saygı ile eğilmişler), İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu. (Bakara 34)

Kur`an-ı Kerim, (Fatiha suresini saymazsak ki aslında Fatiha Ümmü’l-Kitap olarak aslında Kur`an’ın bir fihristesi mesabesindedir başlangıcı değil) insanı tanıtmaktan önce insanı üç sınıfa ayırıyor ve bu sınıfların tanıtımı ile başlıyor.

Bu sınıflar; Allahu Teâlâ’nın hak davasına intisap etmiş takva sahipleri, hevalarına tabi olup Allahu Teâlâ’nın hak davasının karşısında konumlanmış küfür ehli ve aslında insan cinsinden çıkmaması gereken, bir yan ürün veya yan etki olarak ortaya çıkan münafıklar taifesi…

Bununla beraber dikkat edilmesi gereken bir husus daha var ki; o da Kur`an gerçeği ile ilgili hakikat… Kur`an karanlık bir gecede çakan bir şimşeğin her şeyi etkisi altına aldığı bir üslupla tüm insanlığa seslenerek; “Bu kitap Allah’ın kadim kelamıdır ve bu kadim kelamın esrarı sonsuzdur, bu sırlarını da ancak takva sahiplerine inkişaf ettiriyor. Şayet bu sırları sonsuz olan Kitaptan istifade etmek istiyorsanız evvelemirde takva libasına bürünmelisiniz” hakikatini dillendiriyor.

Öyle ise bu Kitaptan hakkıyla istifade edilmesi, sırlarına vakıf olunması, bu sırlarla en girift sorunlara çözümlerin bulunabilmesi, çözüme hidayet olunabilmesi takva ile mümkündür. Takva ise; emir ve nehiylerde Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellemin getirdiği şeriate uyma demektir. Kur`an, üzerindeki sır perdelerini ancak o zaman açar. Selef-i salihinin Kur`an ilimlerinde bu kadar ilerlemesinin, onlardan sonra ise iki üç tefsir dışında kimsenin doğru dürüst bir eser ortaya koyamamaları da bunun en bariz delilidir.

Bunlardan sonra ise Kur`an muhatabı olan insan cinsinin hakikatini izah ediyor. Zira hikmetin en fazla peşine düştüğü hakikatlerden biri “insan” hakikatidir. Felsefe ve insanla ilgili diğer bilimlerin bir türlü çözemediği, getirdikleri cevapların ise yetersiz kaldığı soruların başında insan cinsi gelmektedir. Kur`an işte bu ayet-i kerimelerde en üst seviyede genel bir başlık olarak hikmetin bu sualini cevaplandırıyor. İslam’dan kopuk toplumların bilgelerinin insan için tanrısal tariflere boğulmasının ana nedeni bu orta yolu gösteren cevaptan bihaber olmalarıdır. Zira insan gibi; yaratan, hükmeden, tahrip edebilen vs. güçlere sahip bir varlığı Allah (c.c)’ın halifesi dışındaki hiçbir unvan onu tanrısal yakıştırma ve sıfatlar girdabından kurtaramaz.

Bakara suresinin otuzuncu ayet-i kerimesinden başlamak suretiyle insanı tarif etmeye başlayan Kur`an-ı Kerim; “اِنّ۪ي جَاعِلٌ فِي الْاَرْضِ خَل۪يفَةًۜ / Muhakkak ki Ben arzda bir halife edineceğim” ibaresi ile insanın Allah (c.c)’ın yeryüzündeki halifesi olduğunu, O’nun adına varlıktaki mahlûka hükmetme makamındaki bir varlık olduğunu ifade ediyor. Burada dikkat edilmesi gereken husus; bu tavsif hem bir teşrif ve hem de uyarıdır. İnsan halifedir, Allah (c.c)’a bağımlıdır, yetkisi Allah adınadır. Başına buyruk değildir. Halife olanın başına buyruk hareket etmesi isyandır, asinin müstehakı ise ebedi idamdır. Cehennemin varlığı bundandır. Halife, bağlı olduğu makam adına hareket ettiği sürece emrine verilen, kendisine boyun eğdirilen her şey üzerinde hükmetme yetkisine sahiptir. Başına buyruk olduğu takdirde ise tüm rütbeleri sökülüp bulunduğu makamların hepsinden azledilip yetkileri elinden alınır. Yetkileri alınmış her mahlûk ademiyete doğal olarak mahkûmdur.

Verilen hilafet makamı ile fesat çıkarma ve kan dökme sıfatlarını birbiri ile bağdaştırmada zorluk çeken melekler; “sizin bilmediğinizi bilirim” sırlı ifadesi ile karşılaşıyorlar. Bu tabir aslında insanın ne kadar da esrarengiz, donanımlı bir varlık olduğunu ifade etmeye yetiyor. Zira insanın hakikatini, sahip olduğu donanımları Allah (c.c)’tan başka melekler dâhil bilen yok. Belki de bu sır ve donanımları anlayacak, kavrayacak bir mahlûk da yok. Allahu Teâlâ’nın bu sırları izah etmemesi belki de bu hikmettendir.

Bu özlü tariflerin künhünü kavramış olacaklar ki bir de yaradılışları gereği melekler verilen secde emri karşısında hemen secdeye kapanıyorlar. Ancak iblis-i lein bunu idrak etmekten aciz kaldı. Bu ifade ve tarifler yeni yaratılanın yüceliğini ve esrarengizliğini ifade ettiği halde iblis bunu kavrayamadı, idrakten yoksun kaldı. Bu idraksizliğine rağmen kibirlendi, Allah (c.c)’ın sözlü emri olmasına rağmen karşı çıkma hamakatinde bulundu ve kâfirler güruhu arasında yer almayı tercih etti. Kıyası hammadde üzerinden yaptı. Sanatkar’ın sanatını, ince dokunuşlarını, nakışlarını görmedi. Ateşten yaratılan kendisini topraktan yaratılan Âdem’den üstün gördü. Sanatkar’ın sanatına karşı kör olmak ise nankörlüğün zirvesidir.

Allahu Teâlâ’nın hem meleklere ve hem de cinlerin temsilcisi olarak iblise Hz. Âdem’e secde etmesini emretmesi Âdem’in hilafet mührüdür. Yüceliğini tasdik ve emrine amade olmanın nişanesidir.

İnsan cinsi yaratılmazdan evvel Allahu Teâlâ’nın yarattığı diğer mahlûkata üstün tuttuğu iki tür vardı. Bunlar mesuliyet sahibi olmayan melekler ile kendi şartlarında mesuliyet sahibi olan cinler. Bu iki türün ortak özelliği mürekkeb değil yalın olmaları. Mürekkep olma özelliği taşıyan ve ilk ve tek mahlûk insandır. Zira insan melek özelliği ile beraber şeytan tıynetini bir arada bulunduran tek mahlûktur. O yüzden âlimler insanı tarif ederlerken, “melek ile merkep(nefis)ten mürekkep mahlûk” diye tarif ediyorlar. Ya da kendisine sürekli iyiliği tavsiye eden melek ile kendisine sürekli kötülüğü tavsiye eden şeytandan mürekkeptir. Mürekkeplik, girift ve kompleks olmanın girift ve kompleks olma ise varlıktaki değerin ölçütüdür.

İşte iblis-i lein insandaki bu işlemeyi, sanatı görmedi ya da imtihanı kaybedenlerden olmayı tercih edip görmek istemedi. Ve böylelikle kâfirler güruhundan olmayı tercih etti.

İblis-i lein hakkında kullanılan “ve kâfirlerden oldu” ibaresi kanaatimce bilgi ve iman ikilisi hakkında güzel bir izahın kapısını açıyor. Zira iblisin Allah (c.c)’ın varlığı ve birliği hakkında tereddüdü yok. Ama emrine isyandan dolayı kâfirlerden oluyor. Bir ara ateist bir yazarın kitabında “yaratıcı” ile ilgili bir ibaresi dolayısıyla eğitimci bir arkadaştan ateistlerin psikolojisi hakkında sual etmiştim. “Ateistlerin ahmakları Allah (c.c)’ın varlığı hakkında şüphe taşıyabilirler, ama zekileri kesinlikle Allah (c.c)’ın var olduğunu biliyorlar. Fakat Allah (c.c)’a isyan ediyorlar. Şeytani bir saikle iradeleri üstünde bir iradenin varlığına tahammül edemiyorlar.” Diye güzel bir cevap vermişti. Kanaatimce bu tanım bütün küfür ehlinin psikolojisidir. Belki de İslam şeriatinde ehl-i kitaba her türlü hak tanındığı halde müşrik ve inançsızlara bu hakların tanınmaması bu hikmete binaendir.

Ayet-i kerimede geçen اَبٰى وَاسْتَكْبَرَ / kaçındı ve kibirlendi, ibaresinde emri yerine getirmemekle beraber bir de iblisin kibirlenmesine dikkat çekiliyor. Bu husus özellikle nazar-ı dikkate alınması gereken bir husustur. Özellikle “birey/fert” faktörünün özgürlük adlı sihirli kelime ile tuğyan derecesinde öne çıkarıldığı böyle bir asırda bu sıfata özellikle dikkat edilmesi gerekiyor. Zira şeytanın belki de isyanında ısrar etmesinin en büyük nedeni büyüklenmesi ve kendisinden daha üstününü Allah (c.c) söylemişse bile kabul edememesidir. Bu öyle helak edici bir sıfattır ki işi nerelere kadar vardırabileceğine çok defa insanlık şahit olmuştur. Gerek Ebu Cehil olsun gerekse onun yolundan gidenlerin şahsında insanı nasıl uçurumlara sürüklediğine defalarca şahit olmuşuz.

Oysa Allah (c.c) herkese hikmeti gereği değişik makamlar, değişik yeti ve donatılar ve değişik özellik ve donanımlar vermiştir. Kimisine ilim, kimisine mal, kimisine makam, kimisine evlat kimisine feraset ve daha nice değişik özellikler vermiştir. İnsana düşen Allah (c.c) tarafından kendisine verilene şükredip ona kanaat etmesidir. Allah (c.c), verdiği üstünlüğe saygı göstermekten daha büyük bir üstünlüğü kimseye vermiş değildir. Bu üstünlük kapısı ise herkese açık bir kapıdır. Bu kapıyı üstüne kapatan da her neyi elde ederse etsin zilleti tatmaktan kurtulamayacaktır.

Ümmetin bu kadar dağınık olmasının, birliktelik oluşturamamasının, bir çatı altında toplanamamasının kanaatimce ana sebeplerinden biri de bu helak edici sıfattır. Ve bundan dolayı bu sıfatın hamalları ile beraber maalesef bütün ümmet zillete duçar olmaktadır.

Gerek iblisin secde emrine isyan etmesi ve gerekse de sonraki ayet-i kerimede geçen Âdem ile Havva’nın ayaklarının iblis tarafından cennetten kaydırılması iblis ve avanesinin insana karşı besledikleri kin ve düşmanlığın ulaştığı seviyeyi ifade ediyor. Zira iblis sadece boyun eğmemekle yetinmiyor. Bulunduğu makamdan azledilmesinin ve ebedi cehenneme müstahak edilişinin müsebbibi olarak insanı görüyor ve o da insanı kendisine verilen makamdan azletmek için var gücüyle uğraşıyor. İblisin düşmanlığına karşı gaflet etmenin neticelerinin dehşetini ifade eden cennet makamlarından ayaklarının kaydırılması bir uyarıdır. Zira bu acı tecrübeden sonra hala kendisine gelemeyenin cezası cennetten kovulmak değil, sürgün edildiği dünyadan iblis-i lein ile birlikte cehennemin çukurlarına yuvarlanmaktır.

Faruk Hamza / İnzar Dergisi – Mayıs 2015 (128. Sayı)
 

 


Faruk Hamza

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS