... Sünnet-i seniyesine sarılmayarak! Sünnetini ihya etmeyerek... Sünnetinden bir takım uygulamalar mevzubahis olduğunda hiç oralı olmayarak
Sünnetine uyma hususunda gevşek davranarak
Bu tarz insanlara nasipsiz der; belki bir nebze anlarız yaptıklarını. Nefsine söz geçiremiyor, sünneti uygulamak ona zor geliyor der geçeriz.
Nur Kılıç
“Andolsun, size kendi aranızdan öyle bir peygamber geldi ki, sıkıntıya düşmeniz Ona çok ağır gelir. Kalbi sizin için titrer, müminlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe / 128)
“Benimle sizin misaliniz, ateş yakan bir adamın misali gibidir ki; hemen pervaneler o ateşin içine düşmeye başlarlar. O bunları kovar. Ben de ateşten korumak için sizin eteğinizden, bellerinizden tutuyorum. Hâlbuki siz elimden kaçıyorsunuz.” (Buhari, Rikak, 26)
Resulullah Efendimiz (SAV)’in bellerinden tuttukları, ümmetinden olmakla şeref bulanlarken; ne acıdır ki içlerinden kimileri debelenip duruyor. O mübarek ellerden kurtulmanın yollarına bakıyor.
Nasıl mı?
Sünnet-i seniyesine sarılmayarak! Sünnetini ihya etmeyerek... Sünnetinden bir takım uygulamalar mevzubahis olduğunda hiç oralı olmayarak… Sünnetine uyma hususunda gevşek davranarak… Bu tarz insanlara ‘nasipsiz’ der; belki bir nebze anlarız yaptıklarını. ‘Nefsine söz geçiremiyor, sünneti uygulamak ona zor geliyor’ der geçeriz.
Ancak kimi insanlar da var ki; kendi kaçtığı yetmiyormuş gibi toplulukları da kaçırmanın yollarını arıyor. Tam bir çılgınlık/şaşkınlık örneğidir ki; iftira ve karalamalarla sünnete giden yolları tıkamaya çalışıyor, dikenler döşüyor… Ümmü Cemil’in asırlar evvel Ona (SAV) zahirde yaptığı hadsizliği; şimdi şahsı manevisine karşı sergiliyor. Üstelik türlü desiselerle… Türlü yalan ve oyunlarla… Ve sinsice.
Neden mi?
Bunu ‘İslâmafobi’ olarak değerlendirip öylece bırakmak, en başta yeterli duyarlılığı gösteremeyişin bir tezahürüdür zannımca. Öte yandan ciddi bir kavram kargaşası ve anlam kaybıdır. Öyle ya bu birinci sınıftaki insanlar, sünneti seniyenin hayatlarına katacağı güzellikten bihaberdirler. Gafletten kaynaklı bir mahrumiyeti yaşamaktalar. Bu nedenle hakkıyla sevememekte ya da sözde bir sevgi duymaktalar…
İkinci sınıftakilerse Resulullah’ı, bu nasipsizlerden çok daha iyi tanımaktalar! Nasıl bir şahsiyet olduğunu, gücünün nelere yettiğini gayet iyi bilmekteler. Sünnet-i seniyenin, kendi kirli emellerine ulaşmada ne denli ciddi bir engel olduğunu da pekâlâ kavramış bulunmaktalar.
Sevgisizlikleri ve dahi nefretleri bundandır!
İftira ve karalama faaliyetleri bundandır!
Ona giden yollara mayınlar döşemeleri bundandır!
Onun pâk adını dillerine pelesenk etmeleri bundandır!
Çirkinlik ve haysiyetsizliklerini –haşa- Ona atfetmeleri de bundandır!
Peki, nasıl bir şahsiyettir O (SAV)?
Aslında ifade gayet açıktır! Ateşin hararetiyle, ışığın büyüsüne kapılan pervaneleri (gece kelebeklerini), ateşe atlamasınlar; yanıp kül olmasınlar diye koruyan adam misali…
Dünya hayatında mutsuz ve pek huzursuz bir ömür geçirmeye sebep ve ahiret saadetinin heba olmasına vesile nice eylemler vardır ki; Resulullah, ümmetini bunları yapmaktan men etmiştir. Geçici bir meta olan dünya hayatının ve nefsin azgın isteklerinin başını döndürdüğü kimseler için sünneti seniyesi bir kalkan; çoğu kez de bir furkan olmuştur/olmaktadır.
Sünneti ihya etmeye çalışan kimi kimseler de vardır ki; onlar Resulullah’ı hakkıyla tanıyan ve seven kimselerdir. Onun sünnetinin bir ab-ı hayat misali olduğunun bilincinde; ona sımsıkı sarılan, her vesileyle başvuran kimseler de bunlardır. Kadınıyla erkeğiyle Resulullah’a sevdalı olan bu bahtiyarlar, nebevi yolun yolcusu olmanın şerefini bir kolye gibi boyunlarında taşımakta ve Ona olan sevgilerini her vesileyle izhar etmektedirler.
Haliyle de iftira ve karalama furyasından paylarına düşeni almakta, türlü oyunlarla bertaraf edilmeye çalışılmaktadırlar. Bilhassa ülkemizde doğusuyla batısıyla bu hilelerden etkilenmeyen Resulullah aşığı hiçbir kimse, grup, dernek, cemaat, camia vs. kalmamıştır. Hakikattir ki en çok da ‘Peygamber Sevdalıları’ hedef alınmış; türlü eziyetlere maruz bırakılmıştır.
Dilerseniz bu konuyu biraz daha somutlaştıralım…
Acı bir hatıra olarak zihinlerinizde yer edinmiş olmalı ki; yakın dönemde ekseriyetle dindar olan Kürt halkının eline tutuşturulan ‘Biz kimsenin namusu değiliz’ pankartları, sonrasında yerini ‘ayaklarımızın altındaki cenneti alın’ a bıraktı. Hemen akabinde gelen ise akla zarar ifadeler içeriyordu.
Evet, harfi harfine kendilerine iade ettiğimiz o iğrenç ifadeleri barındıran pankartı/karikatürü ellerine tutuşturamadılar ama gözlerinin önünde billboardlara asma cüretinde bulunabildiler. Demem o ki, aşama aşama bu büyük şahsiyeti zihinlerden silmeye, muhabbetini gönüllerden çalmaya çalıştılar/çalışıyorlar. Ve bunun tek nedeni İslâm dinine olan antipatileri değil. Bir insan olarak, bir önder olarak, bir eş, bir baba olarak dahası bir devlet adamı olarak Ondan hiçbir iz kalmasın istiyorlar. Kendileri böyle bir şahsiyetin gölgesinde asla barınamayacaklar, bunu çok iyi biliyorlar. Tam tamına birbirine zıt iki kutbu temsil ettiklerinin gayet iyi farkındalar… Öyle ya:
Resulullah ne kadar temiz ise onlar o kadar necisler!
Resulullah ne kadar güzel ise onlar o denli çirkinler!
Resulullah ne denli onardıysa onlar o denli bozguncular!
Resulullah ne denli hamaset sahibiyse onlar kötülüğe o denli meftunlar!
Resullullah’ın Allah ile bağı ne kadar kuvvetliyse onların şeytan ile olan irtibatları o derece sağlamdır!
Bence daha da mühimi şu ki; Resulullah Efendimiz kadına ne derece değer verdiyse onlar o derece aşağıladılar. Anneliği, eşliği, namusu, iffeti, nikâhı ne derece yüceltti ve övdüyse onlar o derece yeriyorlar işte! Kanıtları apaçık ortada… Söylemleri ortada… Onlar için kadın bir sermaye! Bir meta… Bir rant aracı... Bir zevk, tatmin vesilesi… Tüm bunlardan utanmadan/sıkılmadan bir de diyorlar ki ‘Çocuk gelin yoktur; tecavüzcü erkek vardır’…
Yahu sizin için bir kız çocuğunun, bir hanımefendinin değeri nedir ki?
Sizler değil misiniz, kız çocuklarını okul pikniği organizasyonu adı altında zorla dağa kaldıran!
Sizler değil misiniz, gencecik kızları elinizin kolunuzun altına alıp birkaçıyla aynı anda sırnaşık pozlar veren!
Sizler değil misiniz, ‘Benimle birlikte olan kadın kazanır’ diye sapkın söylem/eylemlerde bulunan!
Sizler değil misiniz, ‘özgürlük’ ve ‘eşitlik’ naraları atarak kadının elinden onurunu, namusunu ve mutluluğunu alan!
Vallahi siz kadına zulmettiniz! Ve zulmetmeye devam ediyorsunuz…
Resulullah Efendimize gelince;
Vallahi Onun sevgisini gönlümüzden çıkaramazlar! O, indimizde; eşimizden, ana-babamızdan kıymetlidir, aksine güç yetiremezler! Vallahi Ona dil uzatanlara dilimiz de gönlümüz de daima lanetler okuyacak.
Ve… Vallahi sünnetine ittiba adına elimizden geleni yapacağız! O en çok nefret ettikleri kara çarşafımız var ya? Hani her fırsatta sataştıkları… Hani görünce çılgına döndükleri… Hani ciğerlerine saplanan ucu zehirli hançer misali, simsiyah tesettürümüz var ya? İşte onu üzerimizden asla ama asla çıkarmayacak; emellerine ulaşmalarına imkân sağlamayacağız.
İffetimiz en büyük hazinemizdir bizim! Çocuklarımıza bırakacağımız mirasımız da o olacak biiznillah… Bunun için de diyoruz ki:
İnadına namus, inadına iffet, inadına hayâ…
İnadına güzellik, inadına iyilik, inadına takva…
Nur Kılıç / İnzar Dergisi - Kasım 2015 (134. Sayı)
“Benimle sizin misaliniz, ateş yakan bir adamın misali gibidir ki; hemen pervaneler o ateşin içine düşmeye başlarlar. O bunları kovar. Ben de ateşten korumak için sizin eteğinizden, bellerinizden tutuyorum. Hâlbuki siz elimden kaçıyorsunuz.” (Buhari, Rikak, 26)
Resulullah Efendimiz (SAV)’in bellerinden tuttukları, ümmetinden olmakla şeref bulanlarken; ne acıdır ki içlerinden kimileri debelenip duruyor. O mübarek ellerden kurtulmanın yollarına bakıyor.
Nasıl mı?
Sünnet-i seniyesine sarılmayarak! Sünnetini ihya etmeyerek... Sünnetinden bir takım uygulamalar mevzubahis olduğunda hiç oralı olmayarak… Sünnetine uyma hususunda gevşek davranarak… Bu tarz insanlara ‘nasipsiz’ der; belki bir nebze anlarız yaptıklarını. ‘Nefsine söz geçiremiyor, sünneti uygulamak ona zor geliyor’ der geçeriz.
Ancak kimi insanlar da var ki; kendi kaçtığı yetmiyormuş gibi toplulukları da kaçırmanın yollarını arıyor. Tam bir çılgınlık/şaşkınlık örneğidir ki; iftira ve karalamalarla sünnete giden yolları tıkamaya çalışıyor, dikenler döşüyor… Ümmü Cemil’in asırlar evvel Ona (SAV) zahirde yaptığı hadsizliği; şimdi şahsı manevisine karşı sergiliyor. Üstelik türlü desiselerle… Türlü yalan ve oyunlarla… Ve sinsice.
Neden mi?
Bunu ‘İslâmafobi’ olarak değerlendirip öylece bırakmak, en başta yeterli duyarlılığı gösteremeyişin bir tezahürüdür zannımca. Öte yandan ciddi bir kavram kargaşası ve anlam kaybıdır. Öyle ya bu birinci sınıftaki insanlar, sünneti seniyenin hayatlarına katacağı güzellikten bihaberdirler. Gafletten kaynaklı bir mahrumiyeti yaşamaktalar. Bu nedenle hakkıyla sevememekte ya da sözde bir sevgi duymaktalar…
İkinci sınıftakilerse Resulullah’ı, bu nasipsizlerden çok daha iyi tanımaktalar! Nasıl bir şahsiyet olduğunu, gücünün nelere yettiğini gayet iyi bilmekteler. Sünnet-i seniyenin, kendi kirli emellerine ulaşmada ne denli ciddi bir engel olduğunu da pekâlâ kavramış bulunmaktalar.
Sevgisizlikleri ve dahi nefretleri bundandır!
İftira ve karalama faaliyetleri bundandır!
Ona giden yollara mayınlar döşemeleri bundandır!
Onun pâk adını dillerine pelesenk etmeleri bundandır!
Çirkinlik ve haysiyetsizliklerini –haşa- Ona atfetmeleri de bundandır!
Peki, nasıl bir şahsiyettir O (SAV)?
Aslında ifade gayet açıktır! Ateşin hararetiyle, ışığın büyüsüne kapılan pervaneleri (gece kelebeklerini), ateşe atlamasınlar; yanıp kül olmasınlar diye koruyan adam misali…
Dünya hayatında mutsuz ve pek huzursuz bir ömür geçirmeye sebep ve ahiret saadetinin heba olmasına vesile nice eylemler vardır ki; Resulullah, ümmetini bunları yapmaktan men etmiştir. Geçici bir meta olan dünya hayatının ve nefsin azgın isteklerinin başını döndürdüğü kimseler için sünneti seniyesi bir kalkan; çoğu kez de bir furkan olmuştur/olmaktadır.
Sünneti ihya etmeye çalışan kimi kimseler de vardır ki; onlar Resulullah’ı hakkıyla tanıyan ve seven kimselerdir. Onun sünnetinin bir ab-ı hayat misali olduğunun bilincinde; ona sımsıkı sarılan, her vesileyle başvuran kimseler de bunlardır. Kadınıyla erkeğiyle Resulullah’a sevdalı olan bu bahtiyarlar, nebevi yolun yolcusu olmanın şerefini bir kolye gibi boyunlarında taşımakta ve Ona olan sevgilerini her vesileyle izhar etmektedirler.
Haliyle de iftira ve karalama furyasından paylarına düşeni almakta, türlü oyunlarla bertaraf edilmeye çalışılmaktadırlar. Bilhassa ülkemizde doğusuyla batısıyla bu hilelerden etkilenmeyen Resulullah aşığı hiçbir kimse, grup, dernek, cemaat, camia vs. kalmamıştır. Hakikattir ki en çok da ‘Peygamber Sevdalıları’ hedef alınmış; türlü eziyetlere maruz bırakılmıştır.
Dilerseniz bu konuyu biraz daha somutlaştıralım…
Acı bir hatıra olarak zihinlerinizde yer edinmiş olmalı ki; yakın dönemde ekseriyetle dindar olan Kürt halkının eline tutuşturulan ‘Biz kimsenin namusu değiliz’ pankartları, sonrasında yerini ‘ayaklarımızın altındaki cenneti alın’ a bıraktı. Hemen akabinde gelen ise akla zarar ifadeler içeriyordu.
Evet, harfi harfine kendilerine iade ettiğimiz o iğrenç ifadeleri barındıran pankartı/karikatürü ellerine tutuşturamadılar ama gözlerinin önünde billboardlara asma cüretinde bulunabildiler. Demem o ki, aşama aşama bu büyük şahsiyeti zihinlerden silmeye, muhabbetini gönüllerden çalmaya çalıştılar/çalışıyorlar. Ve bunun tek nedeni İslâm dinine olan antipatileri değil. Bir insan olarak, bir önder olarak, bir eş, bir baba olarak dahası bir devlet adamı olarak Ondan hiçbir iz kalmasın istiyorlar. Kendileri böyle bir şahsiyetin gölgesinde asla barınamayacaklar, bunu çok iyi biliyorlar. Tam tamına birbirine zıt iki kutbu temsil ettiklerinin gayet iyi farkındalar… Öyle ya:
Resulullah ne kadar temiz ise onlar o kadar necisler!
Resulullah ne kadar güzel ise onlar o denli çirkinler!
Resulullah ne denli onardıysa onlar o denli bozguncular!
Resulullah ne denli hamaset sahibiyse onlar kötülüğe o denli meftunlar!
Resullullah’ın Allah ile bağı ne kadar kuvvetliyse onların şeytan ile olan irtibatları o derece sağlamdır!
Bence daha da mühimi şu ki; Resulullah Efendimiz kadına ne derece değer verdiyse onlar o derece aşağıladılar. Anneliği, eşliği, namusu, iffeti, nikâhı ne derece yüceltti ve övdüyse onlar o derece yeriyorlar işte! Kanıtları apaçık ortada… Söylemleri ortada… Onlar için kadın bir sermaye! Bir meta… Bir rant aracı... Bir zevk, tatmin vesilesi… Tüm bunlardan utanmadan/sıkılmadan bir de diyorlar ki ‘Çocuk gelin yoktur; tecavüzcü erkek vardır’…
Yahu sizin için bir kız çocuğunun, bir hanımefendinin değeri nedir ki?
Sizler değil misiniz, kız çocuklarını okul pikniği organizasyonu adı altında zorla dağa kaldıran!
Sizler değil misiniz, gencecik kızları elinizin kolunuzun altına alıp birkaçıyla aynı anda sırnaşık pozlar veren!
Sizler değil misiniz, ‘Benimle birlikte olan kadın kazanır’ diye sapkın söylem/eylemlerde bulunan!
Sizler değil misiniz, ‘özgürlük’ ve ‘eşitlik’ naraları atarak kadının elinden onurunu, namusunu ve mutluluğunu alan!
Vallahi siz kadına zulmettiniz! Ve zulmetmeye devam ediyorsunuz…
Resulullah Efendimize gelince;
Vallahi Onun sevgisini gönlümüzden çıkaramazlar! O, indimizde; eşimizden, ana-babamızdan kıymetlidir, aksine güç yetiremezler! Vallahi Ona dil uzatanlara dilimiz de gönlümüz de daima lanetler okuyacak.
Ve… Vallahi sünnetine ittiba adına elimizden geleni yapacağız! O en çok nefret ettikleri kara çarşafımız var ya? Hani her fırsatta sataştıkları… Hani görünce çılgına döndükleri… Hani ciğerlerine saplanan ucu zehirli hançer misali, simsiyah tesettürümüz var ya? İşte onu üzerimizden asla ama asla çıkarmayacak; emellerine ulaşmalarına imkân sağlamayacağız.
İffetimiz en büyük hazinemizdir bizim! Çocuklarımıza bırakacağımız mirasımız da o olacak biiznillah… Bunun için de diyoruz ki:
İnadına namus, inadına iffet, inadına hayâ…
İnadına güzellik, inadına iyilik, inadına takva…
Nur Kılıç / İnzar Dergisi - Kasım 2015 (134. Sayı)
Nur Kılıç