Usta bir terzinin ortaya güzel bir ürün çıkarması, sadece onun ustalığının eseri değildir. Kullandığı kumaşın kalitesi ve türü, kesim yaparken faydalandığı makasın keskinliği ve işlevselliği, keza iğne, iplik ve makinesinin çeşidi ve uygunluğu da ortaya çıkan güzel ürünle çok yakından ilgilidir. Bir aşçı, mühendis, mimar, doktor, öğretmen için de aynı şeyi söylemek mümkündür.
Yapılan iş hakkında bilgi- tecrübe ve üslup sahibi olmak kadar, faydalanılan her sebep- vesile de işin başarısını ve kalitesini etkiler. Bu nedenle hemen her meslek erbabı, yaşadığı toplumu iyi okumak, ihtiyaç ve taleplerini doğru anlamak zorundadır. Zamanın imkân ve şartlarından, kalitesini bozmadan istifade etmek mecburiyetindedir. Hele rekabet ve hız kesmeyen bir yarış ortamı var ise.
Bu misali, günümüzün davet misyonu- şartları ve yine günümüz davetçileri üzerinden değerlendirecek olursak, sonuç yine benzer olacaktır. Zira Allah Resulü Aleyhisalatu wesselam’ı kendine rehber edinmiş her samimi Müslüman için davet, ömür boyu gayret edeceği, çalışacağı bir meslek gibidir. Hatta daha ötesinde davadır. Her soluk alıp verdiğinde büyüyen kutlu bir sevdadır. Bu sebeptendir ki, nerede ve hangi şartlarda yaşarsa yaşasın davetçi kimliği hep ön ve üst kimliği olarak hürmetini, işlevselliğini koruyacaktır biiznillah.
Ayrıca diğer mesleklerin, uğraşların, emeklilikleri olsa bile davet misyonu son nefese kadar sürecektir. Emeklilik, ikramiye ve sigorta garantisi (!) olmasa da, rızayı İlahi gibi bir mükafatı, cennet gibi bir finali vardır.
Peki bunları neden zikretmek gerekti?
Malum dünyevi açıdan getirisi olan her meslek ve alan için, gelişmeler ve yenilikler takip ediliyor, kâr ve zarar hesapları itinayla yapılıyor. Tüm bunlar için maddi manevi fedakârlıklar, sayısız çaba ve gayretlerin sonu gelmiyor. Neticede, ekilen biçiliyor.
O halde davet misyonu, bu fedakârlık, çaba ve gayretlere daha çok layıktır dersek, yanılmış olmayız. Söz konusu davet olunca, Kur’an ve Sünnet süzgecinden geçen, Rabbimizin gazabını değil de, rahmetini celbedecek her vesileye sarılmamız , bizi bu alanda başarıya götürecektir.
Buradan yola çıkarak şunu söyleyebiliriz; davet yaparken sarılacağımız vesileleri iyi tespit edebilmek için, en başta yapmamız gereken, günümüz şartlarını iyi okumaktır. Okumaya başlar başlamaz, göreceğimiz ilk realite ise, kitle iletişim araçlarının- internet ve sosyal medyanın, toplumlar üzerindeki büyük etkisi olacaktır kuşkusuz. Zira, iletişimdeki hız ve kapsamsallık görülmeyecek gibi değildir.
Hatırlatmak adına yakın tarihli bazı istatistiksel verilere bakabiliriz. Sonuçlar şöyle:
4.54 milyar internet kullanıcısı, dünya nüfusunun %59’u
3.80 milyar sosyal medya kullanıcısı, dünya nüfusunun %49’u
5.19 milyar mobil kullanıcısı, dünya nüfusunun %67’sini oluşturuyor
Türkiye’ de ise internet kullanıcı sayısı her geçen yıl artıyor. 2020 itibariyle Türkiye nüfusunun %72’sinin internete erişimi var ve bu oranla Türkiye internet erişiminde Dünya sıralamasında 31. ülke. Dünyada 200’e yakın devlet olduğundan söz edildiğini düşünürsek, baya yukarılarda sayılırız.
Türkiye internet kullanıcı sayısı alanında küresel sıralamada üstlerde yer aldığı gibi, 07 saat 15 dakika ile internette en fazla zaman geçiren 14. ülke. Türkiye’de ortalama bir kullanıcı 7 saat, 15 dakikasını internete ayırıyor. Bu, bir günün üçte biri ediyor neredeyse.
Ağırlıklı olarak sosyal medya kulvarı tercih ediliyor. 82 milyonu aşkın nüfusun %63’ü (52 milyon kişi) aktif olarak sosyal medya kullanıyor. Bu kişilerin 44 milyonu sosyal mecralara akıllı cep telefonlar gibi mobil cihazlarla erişiyorlar.
Yine Türkiye’ de internete erişen kişi sayısı da yıldan yıla büyük artış gösteriyor. 2018’den 2019’a geçerken bu sayı %9.3 artıyor. Yani sadece 1 yılda 5 milyon kişi daha internet kullanıcıları arasında. 2020’de bu sayı daha çok artacaktır.
Türkiye yoğun olarak internet kullanıyor. “Ne sıklıkla internete bağlanıyorsunuz?” sorusuna yanıt verenlerin %84’ü her gün” diyor. Haftada en az bir kez diyenlerin oranı %12 iken ayda en az 1 kez diyenlerin oranı %2’de kalıyor. Kullanıcıların %2’si ise yılda en az bir kez internete eriştiklerini söylüyor.
Durum üç aşağı beş yukarı böyle. Yani internet ve sosyal medya ağları, insanların öbek öbek toplandıkları devasa bir mecra. Nebevi davet metodunu özümseyen her davetçi, şunu çok iyi bilir ki, bu durum davet için kaçırılmayacak muazzam bir fırsattır. Zira Allah Resulü ( s.a.v) tebliğ ve irşad çalışmalarında, bilhassa insanların toplandığı alan ve mekânlara giriyordu ve muhakkak İslam' ın mesajını ulaştırıyordu.
Mesela, Hz. Peygamber (s.a.v) Kureyş dışındaki Arap kabilelerine İslâm’ı tebliğ etme fırsatını bu şekilde buluyordu. Nübüvvetin 4. yılında İslâm’ı açıkça tebliğ etmeye başladıktan sonra diğer Arap kabilelerine de ulaşabilmek için her yıl Mekke yakınlarında kurulan Ukâz, Mecenne ve Zülmecâz panayırlarına gitmekteydi. Zülmecâz panayırında insanlara Müslümanlığı anlatırken Ebû Leheb kendisini takip ederek onu yalanlar, hatta vücudu kanayıncaya kadar üzerine taş atardı (İbn İshak, s. 215; İbn Sa‘d, VI, 42).
Ebû Leheb' in muhalif, batıl propagandasına rağmen, hak davanın propagandasını yapmaya devam ederdi.
Yine dönemin şartlarına göre hayli zor sayılan davet mektuplarını da unutmamak gerekir. En çok bilinenleri sayacak olursak:
Dıhyetü’l-Kelbî’yi Rum Kayseri Heraklius’a,
Amr b. Ümeyye ed-Demrî’yi, Habeş Necâşîsi Ashame’ye,
Abdullah b. Huzafe’yi, İran Kisrâsı Hüsrev Perviz’e,
Hâtıb b. Ebî Beltaa’yı, Mısır Firavunu Mukavkıs’a,
Salit b. Amr’ı, Yemame Vâlisi Havza b. Ali’ye,
Şuca b. Vehb’i, Gassan Meliki Münzir b. Hâris b. Ebî Şemir’e göndermişti.
Kutlu Nebinin, Kutlu Elçileri bin bir güçlük- zorluk ve fedakârlıklarla bu mektupları götürmüşlerdi. Ödedikleri çok ağır bedeller olmuştu.
Günümüzde ise, bazen bir tuşla mektup, mesaj veya ileti muhatabına ulaşabiliyor. Bu imkândan, İslam'ın ilkeleriyle çelişmeden, usul ve adabına riayet edilerek muazzam bir kolaylıkla istifade edilebilir. Her davetçi kendi yaşadığı toplumun davet elçisidir. Bu nedenle bu gibi imkânları, vakar ve takvadan ödün vermeden, değerlendirmenin yollarını bulmalıdır.
Zira artık rahle başında yapılan sohbetler, halka halinde oturulup icra edilen dersler, birebir muhataba yapılan tebliğler günümüz şartlarını göz önünde bulundurursak , yeterli gelmemektedir. Bu gayretler, iletişim çağının ihtiyaçlarına göre uygun araçlarla desteklenmelidir.
Konuya, siyer kaynaklarında geçen bir olayla devam edelim:
Abbas (ra) anlatıyor: "Bir gün Velid bin Muğire, Allah Resulüne geldi. Resulullah Kur'an okudu. Velid, etkilenir gibi. Durumdan haberdar olan Ebu Cehil, hemen Velid'in yanına gitti ve: "Amca! Kavmin aralarında sana mal toplamak istiyorlar" deyince, Velid, niçin diye sordu. Ebu Cehil: "Sana verecekler. Çünkü Muhammed'e gitmişsin. Onun tarafından gelecek teklifi kabul etmemen için"
Ebu Ceihil'in bu sözleri üzerine Velid şöyle dedi: "Kureyş bilir ki, içlerinde en fazla serveti olan benim"
Ebu Cehil: "Öyleyse Muhammed hakkında öyle bir söz söyle ki, kavmin ona inanmadığını bilsin" deyince. Velid: "Ne söyleyeyim? Vallahi, içinizde şiir, şiir kaidelerini, cinlerin şiirlerini benden iyi bilen yoktur. Vallahi, Muhammed'in söyledikleri bunlardan hiçbirine benzemiyor. Vallahi, onun söyledikleri içinde bir parlaklık var. Sözlerinin doruğu meyveli, dibi derin. Bu sözler yükselecek, üstüne hiçbir söz çıkamayacak. O, altında kalanları ezecek.
Velid'in bu sözlerine öfkelenen Ebu Cehil: "Onun aleyhinde konuşmadıkça kavmin senden hoşnut olmayacaktır" dedi.
Velid: "Dur biraz düşüneyim" dedi ve biraz düşündükten sonra "Bu sihirbazdan öğrenilip rivayet edilen bir sihirden başka bir şey değildir" dedi.
(Bu hadise üzerine Müddesir suresinin konuyla ilgili ayetleri nazil oldu.)
Günümüzde de, birebir yapılan davetlerden etkilenen, kalbi yumuşayan bir çok insanın kalbi, Ebu Cehil zihniyetli insanların olumsuz propagandaları sonucu İslam'dan ve Müslümanlardan soğuyabiliyor. Hatta bu arafta kalmış insanlar, manipüle edilerek, İslam'a ve İslam'ın kutsallarına saldırı- hakaret aracına dönüşebiliyor. Maalesef ki bu, çoğunlukla kitle iletişim araçları üzerinden, sosyal medya aracılığıyla yapılıyor.
Marufa çağıranların sesi cılız çıkıyorken, sokaklarda billboardlardan, reklamlardan, eldeki telefon- tablet ve bilgisayarlardan münkerin çağrıcıları cüretkârca haykırıyorlar. Onların gürültü ve şamatalarının arasında kaybolup gidiyor iyiye dair, güzele dair tüm nasihatler, çağrılar...
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَا تَسْمَعُوا لِهٰذَا الْقُرْاٰنِ وَالْغَوْا ف۪يهِ لَعَلَّكُمْ تَغْلِبُونَ
İnkârcılar dediler ki: "Bu Kur’an’a kulak vermeyin, okunurken gürültü yapın, belki bastırırsınız." (Fussilet 26)
Günümüzde ehl-i küfrün yaptığı bundan farksız değildir. Buna karşın davetçilerin oldukça yetersiz kaldığını söylemek gerekiyor. Çağımızın gerçeklerine göre iyiliğe çağrı misyonunu hakkıyla ifa ettiğimiz söylenemez. Oysa kitle iletişim araçları ve internet kullanımı davetçi müslümanlar arasında da oldukça yaygın. Her kulvarda olmasa bile herkesin tercih ettiği belli kulvarlar mutlaka var. En azından telefonu olmayan neredeyse yok.
Buna mukabil, önceleri mesafeli bir şekilde yaklaşılan bir çok araç ve alan konusundaki donanımsızlık ve yanlış kullanım neticesinde, yararlanmanın yollarını bulmaktan ziyade yaralanıyoruz.
Kendi TV. kanallarımızdan istifade edip destek vermek yerine, destek bir yana dursun, diğer kanalların reytinglerini yükseltebiliyoruz.
Sosyal Medya hesabı olan (istisnalar dışında) birçok davetçi, işi çoktan magazine dökmüş durumda. Çayımın rengi, defterimin kalemi, kitabımın ayracı, bugünde böyle olsun sofraları derken, niteliksiz paylaşımlarda kaybolmuş durumdalar.
İslam'ı tanıtıp, davet etmeyi bir tarafa bırakıp, kendi kişiliğine veya özel hayatına dair, dikkat çekici kelime oyunlarıyla takipçi çekerek, egosunu tatmin telaşıyla oldukça meşgul(!) gibiler!
Sonuçta bir çok sebepten dolayı, iletişim araçlarından hakkıyla istifade edemiyoruz. Bu kulvarda, Hakkın sesine, mesajına yeterince destek veremiyoruz. Bir börek tarifi, ucube bir youtuber'ın videoları, ne olduğu belli olmayan zevatın paylaşımları, milyonlarca paylaşılıp, etkileşim almasına rağmen, ne acıdır ki, iyiliğin öncülüğünü yapan alimlerimizin, hocalarımızın, ağabey ve ablalarımızın, yazar- çizer, akademisyen ve eğitimcilerimizin veciz nasihatleri, güzide paylaşımları desteksiz kalıyor.
Oysa bir tuşa basmak, bir dokunuş bile iletişim ve etkileşimin fitilini ateşleyebilir. Marufa Destek artarsa; heybet artar, marifete iltifat artar.
Mekke fethedilmeden önce şehrin etrafı kuşatılmışken, müslümanların sayısı çok ve heybetli görünsün diye, Kutlu Nebi (s.a.v) her Müslümana bir ateş yaktırmıştı. Her bir ateşin etrafında en az 3-5 kişi olduğunu varsaydılar Mekkeliler. Böylece amaca ulaşılmıştı. Müşriklerin kalplerine korku, dostların kalbine de güven ve emniyet duygusu salmıştı bu taktik.
Günümüz iletişim araçlarını ve sosyal medya gücünü hak davanın davetinde etkin ve bilinçli kullanarak, tabiri caizse İslam'ın tebliğ ateşini her daim harlamak için kullanabiliriz. Dosta düşmana karşı...
Bunun yanı sıra, bu yolda hizmet veren, TV, gazete, dergi, radyo vb. Her araçlara destek vererek asıl amacımıza hizmet edebiliriz.
Hesap gününde sorulacaklar arasında, kullandığımız iletişim araçları konusunda da mutlaka hesaba çekileceğimizin şuurunda olalım. Bu bağlamda, yapmamız ve yapmamamız gerekenler itinayla ortaya dökülecektir, unutmayalım.
Niye kullandık/Nasıl kullandık?
Rabbimiz her türlü iletişim aracını keyfi ve nefsi kullanmaktan muhafaza buyursun. Rızası doğrultusunda kullanmayı, iyiliğin propagandası için birer vesile kılmayı tüm davetçilere nasip etsin...
inzar
inzar