İslam ordusu, Sasani(İran) imparatorluğunun önemli şehirlerinden Kadisiyye bölgesi yakınlarına kadar gelmiş, sınırlarına dayanmıştı. Sasanilerin komutanı Rüstem, İslam ordusu elçisi Rebî b. Amr ile görüşme halindedir.
Rüstem, Rebî b. Amr(r.a)’a: “Ey Elçi! Sizi buralara getiren amaç nedir? Neden ülkemize geldiniz?” diye sorunca,
Rebî’nin ağzından, tarih boyunca bütün müminlerin dillerinden düşürmeyeceği ve “İslam neden gelmiştir? Allah’ın insanlar için istemiş olduğu nedir? Şuurlanmış bir Müslümanın en temel gayesi nedir?” gibi sorulara cevap olacak şu müthiş sözler dökülür: “Biz, Allah’ın, insanları kula kul olmaktan kurtarıp kendisine kulluğa, dünyanın darlığından kurtarıp ahiretin genişliğine ve batıl dinlerin sömürüsünden/zülmünden kurtarıp İslâm’ın adaletine çıkaralım diye gönderdiği bir toplumuz.” der.
Şimdi, zihnimizde canlanan bu tarihsel vakıayı durduralım ve bu tarihi cevabı veren Rebî’nin zihin dünyasının çalışma biçimi ve yetişme şekli üzerinde duralım. Çünkü bu cevap, İslâm’ın ne olduğunu ve neden insanlığa gönderildiğini en iyi anlayan ve anlatan sahabe neslinden birinin cevabıdır.
Rebî'nin özelinde; evini, yurdunu, düzenini, dünya hayatına dair planlarını bırakıp buralara kadar gelmiş bu adam(lar)ı yönlendiren en temel motivasyon kaynağı neydi? diye sorduğumuzda karşımıza İ‘LÂ-Î KELİMETULLAH(Allah’ın Adını Yüceltmek) diye bir tabir çıkıyor.
Allah’ın dininin ve tevhid inancının yüceltilip yaygınlaştırılması yolunda gösterilen gayret ve faaliyetleri kapsayan bu tabir, sahabenin zihin dünyasını baştan aşağıya yeniden inşa etmiş özel bir tabirdir. Aynı zamanda İ’lâ-i Kelimetullah, dünden bugüne yeryüzünde İslam’a hizmet etmek isteyen herkesin ve her kesimin nihai hedefi olmuştur. Hedefi olmalıdır!
Hayat ve inanç inşa eden, imanı besleyen kavram ve tabirler vardır. Bunlar hayata yön veren, anlam ve hedef katan kavramlardır.
Ahiret, Adalet, ahlak, cihad, mazluma yardım, zulme isyan, iyiliği emir, kötülükten nehy gibi... Bu kavram ve tabirler sahabenin zihninde öyle bir yer etmiş ve imanları ile öylesine iç içe geçmişti ki; bütün yaşamlarını, ideallerini, duygularını, isteklerini hep bu kavram ve terimler ekseninde şekillendirmişlerdir. İşte İ’lâ-î Kelimetullah da o kavram ve tabirlerden birisidir.
İ’lâ-î Kelimetullah ile ilgili iki soruya cevap aramak istiyoruz.
Birincisi Ashab (r.anhüm) o bilinç düzeyine nasıl erişti, biz nasıl erişebiliriz? Bir kavram nasıl içselleştirilir ve şuur halini alır?
İkincisi ise Allah’ın sözünü yani dinini ve tevhid inancını nasıl yücelteceğiz? Zaten dinin kendisi yüce değil midir? Özünde yüce olan bir şeyi biz nasıl yücelteceğiz?
Birinci soruya cevap ararken Ashabın Peygamber ile ilk buluşmalarına dikkat kesilince karşımıza şöyle bir şey çıkıyor: Sahabeler Resulullah (s.a.s) ile yola çıkmayı kabul ettiklerinde Allah Resul’ü onları Darul Erkam’da hem yüreklerine hem de zihin dünyalarına yönelik bir eğitime tâbi tuttu.
Önce zihinlerinde var olan kazanç, kayıp, zafer, sevmek, uğruna ölmek, iyilik, hayatın anlamı gibi kavramların içini temizleyip yeni anlamlar yüklüyor ve cihad, şehadet, fî sebilillah, İ’lâ-î Kelimetullah gibi bazı yeni kavramlar aşılayıp vahiy aracılığı ile yeniden inşa ediyordu.
İçsel ve dışsal putların nasıl kırılması gerektiğini, dünya ve ahiret dengesini yeniden inşa etmeyi ve yaşadıkları zorluklar üzerinden ashabın meselelere nasıl yaklaşması gerektiğini tane tane ve kademeli bir şekilde öğretiyordu.
Nübüvvetin başında inen Müddessir sûresinin 2. ve 3. ayetlerinde geçen
-Kalk ve uyar! Rabbini tekbir(yücelt) et! emirleri ile daha işin başında gelen kişilere;
Genel
- İslam’ı insanlara ulaştırma hedefi,
- Allah yolunda olma gayreti ve
- Allah’ı yaşamda yüceltmeleri gerektiği şuuru aşılanıyordu.
Genel