İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

İki Medeniyetin Ortak Eseri; Adana Ulu Camii

2012-05-22
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Ulu Cami, Ramazanoğullarından Halil Bey tarafından 1527`de yapımına başlanmış, 1544`de de oğlu Piri Mehmet Bey tarafından tamamlanmıştır. Bin 130 metre kare üzerine kurulu olan camiye doğu ve batısındaki iki ayrı kapıdan girilmektedir.
TARİHİ

Ulu Cami, Ramazanoğullarından Halil Bey tarafından 1527’de yapımına başlanmış, 1544’de de oğlu Piri Mehmet Bey tarafından tamamlanmıştır. Bin 130 metre kare üzerine kurulu olan camiye doğu ve batısındaki iki ayrı kapıdan girilmektedir. Siyah ve beyaz renkli mermer taş blokları ile yapılmış olan her iki giriş kapısında da Ramazanoğlu Halil Bey’in temellerini attığını belirten h.913 (1513) ve h.948 (1541) tarihli kitabeleri bulunmaktadır. Batı kapısı üzerinde iki yılan kabartması olan bir kubbe ve bir kitabe vardır. Doğu kapısı üzerinde ve minberinin üstünde de birer kitabe bulunur. Yapıda 16. yy’dan kalma çinileri meşhurdur. Medrese, türbe, imaret, dar’ül hadis, dar’ül şifa, sıbyan mektebi gibi yapıları da içeren Ramazanoğlu Külliyesi’nin bir parçasıdır. Külliyenin günümüze kadar gelebilmiş diğer kısımları; medrese, türbe ve Ramazanoğulları Saray Selamlığı’dır. 1998 Adana-Ceyhan Depremi’nde hasar gören camii, 1998–2004 yıllarında onarılarak yeniden ibadete açıldı.

MİMARİSİ

Doğudaki taç kapının Memlûklu üslûbunda yapılmış olmasına karşılık bu kapının ondan farklı ve Osmanlı üslûbuna yakın bir tarzda olması, Ramazanoğulları`nın hâkimiyet değiştirmesiyle yakından alâkalıdır. Zira bu beylik 1516 yılına kadar Memlûkların nüfuzu altında bulundukları için 1509 tarihli Doğu taç kapısı renkli taş işçiliği, nispetleri ve hatta yazılarının üslûbu itibariyle Mısır tesiri gösterir.

Cami, bünyesindeki türbeyle birlikte dıştan bin 130 metrekare ebadında olup son cemaat mahallinin batı tarafına, 165 metrekare ölçüsünde bir mekân daha bulunmaktadır. Batıda bir, kuzeyde iki sıra hâlinde yer alan revakların ve her iki yönde bir sıra sundurmanın çevirdiği dikdörtgen avlunun güneyinde yer alan harim 265 metrekare ölçüsündeki bir alan üzerinde kuruludur. Cami harimi, her biri küçük ve sade başlıklı dört sütun üzerine inşa edilen beşer sivri kemer gözlü kıbleye paralel iki şahından meydana gelmiştir. Bunlardan mihrap önü mekânı, köşelerde geçişi üçgenlerin sağladığı bir kubbe ile diğer yerler ise çapraz tonozlarla örtülüdür. Dıştan Memlûklu kubbelerini hatırlatan mihrap önünün sivri kubbesi, siyah-beyaz taşların münavebeli olarak kullanılması ile meydana gelmektedir. Her kenarında birer sivri kemerli pencerenin yer aldığı on iki köşeli yüksek kasnak üzerine oturmakta olan bu kubbe, kurşunla kaplanmıştır. Harimde kemerleri duvarlara bağlayan konsollarda korint tipi devşirme sütun başlıklar kullanılmıştır. Harimin batısında yer alan kıbleye dik bir şekilde tanzim edilmiş 3 metre genişliği, 11,20 metre boyundaki mekân, iki kubbe ve bir yarım kubbe ile örtülmüştür. Hâlen ikinci bir son cemâat mahalli durumunda olan bu mekân, bir pencere ve bir kapı ile doğudaki harime; bir ara kapı ile kuzeydeki son cemâat mahalline; bir kapıyla da batıdaki hazireye açılmaktadır.

AVLUSU

Caminin biri avluya, diğeri batıdaki bölümün kubbeli dehlizlerinden sonra revaklı son cemâat mahalline açılan iki taç kapısı vardır. Sıcak iklimin tesirini hafifletmek için oldukça geniş yapılan son cemaat yeri, kuzeydeki dikdörtgen avlunun batısındaki bir sıra, kuzeyinde ise iki sıra hâlinde tanzim olunan revaklardan teşekkül etmektedir. Ayrıca her iki yönden bir sundurma bulunmaktadır. Son cemaat yeri sütunları köşeleri dikdörtgen prizma şeklindeki hantal başlıklar üzerindeki sivri kemerleri taşımaktadır. Bu kemerlere istinat eden sekiz köşeli kasnak üzerine ise alaturka kiremit ile kaplanmış bulunan, pandantifli kubbelere oturmaktadır. Bu kubbelerin sayısı yirmi birdir. Her kemer gözünün karşısında sivri alınlıklı bir pencerenin yer aldığı kuzey revakı, profilli alınlığı olan dikdörtgen ve sâde bir kapıyla batıdaki bölüme bağlanırken, avlunun batısındaki revak de çini kaplamalı bir alınlıkla süslenmiş olan dikdörtgen bir ara kapıyla harimin batısındaki mekâna açılmaktadır. Batı duvarının kuzey ucunda büyük bir dolap nişi yer almaktadır. Avlu bugün yer yer bozuk ve fazla zengin olmayan geometrik desenli kompozisyonlar hâlinde siyah beyaz mermerlerle döşenmiştir. Sıcak iklime rağmen orijinal şadırvan veya başka bir su tesisatı bulunmamaktadır. Harimin kuzey duvarı, siyah-beyaz taş sıralarından meydana gelen kısa ayaklar üzerinde yükselmekte ve aynı renkteki taşlarla örülü olan, etrafı biri geometrik, diğeri mukarnas iki silme ile çevrilmiş üç sivri kemerden oluşmaktadır. İklim dikkate alınarak bu kemerler büyük yapılmış olup her üçü de harime açılan kapı durumundadır. Bu kapılara söve pervazları konulmamıştır. Cephe, çatının saçaklara profilli konsollarla tamamlanmıştır.

EVLİYA ÇELEBİNİN ÖVGÜYLE SÖZ ETTİĞİ İÇ MİMARİ

Kuzeydeki üç kapı boyunca uzanan ve ince ahşaplar üzerine inşa edilen müezzin mahfili, mihrap ve minbere göre daha sadedir. Bununla beraber Evliya Çelebi`nin çok övdüğü mahfil iri baklava dilimi şeklindeki desenleri, hançervâri ve boğumlu sarkıtları ve sütuncukların dirsek şeklindeki başlıkları ile değişik bir görünüşe sahiptir.

Caminin doğu taç kapısı, minare bordürleri, harimin kuzey cephesi kemerleri, mihrap önü kubbe kasnağı, minber ile doğudaki türbe önü mekânının kemerlerinde ve kıble duvarının dış yüzünde siyah ve beyaz taş sıraları münavebeli olarak kullanılmış diğer yerler tamamen beyaz kesme taştan yapılmıştır. Caminin güney-batı tarafındaki kapı ve pencere alınlıklarında çok az olmakla beraber tuğla da kullanılmıştır. İçten sıvalı dıştan sıvasız olan duvarların kalınlığı harimde 1,55 metreyi, son cemaat yerinde ise 0,95 metreyi bulmaktadır. Zemin ahşap döşemedir. Harimin kuzey duvarı ve mihrabın bulunduğu kemer gözü hâriç her kemer gözü karşısına dikdörtgen şeklinde birer pencere konulmuştur. Bunlardan harimin batısındaki dikine mekâna açılan batı penceresi aynı zamanda ara kapı durumundadır. Kıble duvarındaki pencerelerin üstünde birer renkli camlı pencere bulunmaktadır.

AYDINLATMA

Batıdaki dikine mekânın kıble penceresi daha geniş, daha yüksek ve tuğladan sivri alınlıklı olarak inşa edilmiştir. Bu bölümün batı duvarındaki bir pencere ile bir kapı da tuğladan sâde alınlıklı olarak yapılmıştır. Son cemâat mahallinin kuzey duvarında da her kemer gözünün karşısına içten sivri kemerli, dıştan düz atkılı ve üzerlerinde sâde hafifletme kemerlerinin bulunduğu birer pencere konulmuştur. Böylece içerisinin yeterince ışık alması sağlandığı gibi duvarlara da hareketlilik kazandırılmıştır.

İKİ MEDENİYETİN ORTAK ESERİ

Taç kapı, dikdörtgen blok içerisindeki sivri ve Bursa kemerli iki silme tarafından kuşatılan mukarnaslı niş ile basık kemerli kapının iki tarafındaki mihrabiyelerden oluşmaktadır. Kapının üstünde inşa kitabesi vardır. Doğudaki taç kapının Memluklu üslûbunda yapılmış olmasına karşılık bu kapının ondan farklı ve Osmanlı üslûbuna yakın bir tarzda olması, Ramazanoğulları`nın hâkimiyet değiştirmesiyle yakından alâkalıdır. Zira bu beylik 1516 yılına kadar Memlukların nüfuzu altında bulundukları için 1509 tarihli Doğu taç kapısı renkli taş işçiliği, nispetleri ve hatta yazılarının üslûbu itibariyle Mısır tesiri gösterir. Ama 1541 tarihli ikincisi sade görünüşü ve mukarnasları ile daha çok Osmanlıyı hatırlatır. 16. yüzyılda yapılan bir Osmanlı eseri olmasına rağmen mimari yapısında Emevi, Selçuklu, Memluklu etkileri de görülmektedir.

MEDRESE

Caminin doğu bitişiğinde 870 metrekare ölçüsündeki medrese 1540 yılında güneydoğusundaki Ramazanoğlu türbesi 1541 tarihinde yapılmıştır. Caminin yanında Vakıf Sarayı ve Tuzhanı bulunmaktadır. Kaynaklarda Vakıf Sarayı’nın harem dairesi, Tuzhanının da selamlık olduğu yazılıdır. Yapı topluluğunun güneyindeki Ziya Paşa Parkı’nda Ziya Paşa’nın mezarı bulunmaktadır.

Talha Bal / İnzar Dergisi – Mayıs 2012
 

 


Talha Bal

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS