İmam Gazzâlî rahmetüllahi aleyh, ümmetin ihyası için Sünnet-i Seniyye üzerine bir çerçeve oluştururken ihyanın ümmet içi bir cedel cephesine dönüşmemesine büyük itina göstermiştir. Ümmet ıslah edilirken yeni kırılmalara yol açmamak, onun en çok ihtimam gösterdiği konular arasındadır.
Onun gayesi, yanlış yolda gördüğü bazı Müslümanları teşhir etmek değil, ümmetin genel durumunu ortaya koymak ve buna mümkün olan en üst birlik içinde çözümler getirmektir.
Bunun için istisnalar dışında sert eleştirilerden kaçınmış ve eleştirilerinin hem bütün ümmete yönelmesinin önüne geçmiş hem de belli şahısları hedef alıp ihyanın onlarla ihya taraftarları arasında bir cedelleşmeye dönüşmesinden uzak durmuştur.
İmam-ı Gazzâlî, kimseyi eleştirmiyor mu? Eleştiriyor elbette. Hatta çağının pek çok kesimini eleştiriyor. Ama bu eleştirisinin hep yapıcı olmasına özen gösteriyor. Örneğin, alimlerden söz ederken;
Dr. Abdulkadir Turan
- “Hak yolunun kılavuzları, peygamberlerin varisi olan hakikî âlimlerdir.” ,“Âlimin sürçmesiyle âlem sürçer.” uyarısında bulunuyor. Alimlere sorumluluklarını hatırlatıyor.
- “Bu zamanda böyle âlimler hemen hemen kalmadı. Yalnız taklitçileri kaldı. Onlara da şeytan nüfûz ederek çoklarını azdırdı ve her biri maddî menfaat sevdasına kapıldı. Bu sebepten maruf münker, münker maruf sanıldı. Hatta dinin alâmeti bile gölgede kaybolarak hidayet ışığı yeryüzünden kalktı” diyerek çağının alimlerine yönelik genel bir eleştiri getiriyor.
- “Eski âlimler emr-i maruf ve nehy-i münkerde o kadar arzulu idiler ki sultanların satvetlerine bile aldırış etmezlerdi. Bu yolda sadece Allah’ın himayesine girmeyi ve O’nun kendilerini korumasını düşünür ve onun kendileri hakkında vereceği hükme razı olurlardı. Hatta haklarında şahadet hükmü vermesini candan arzu ederlerdi. Fakat şimdi âlimlerin dillerini tamahkârlıkları bağladı, onlar sustular. Konuşurlarsa da sözleri ile özleri birbirine uymaz. Bunun için zafere ulaşamazlar. Şayet doğru konuşup hakkı savunsalardı elbette sözleri etkili olur, kendileri de felaha ulaşırdı. Memurların fesadı, hükümdarların fesadı iledir. Hükümdarların fesadı da ulemanın bozulmasıyladır. Âlimlerin bozulması ise, mal ve mevki sevgisi iledir. Dünya sevgisi içini kaplayan bir kimse bayağı insanları bile irşad edemez. Nerede kaldı hükümdarlar ve büyükleri irşad.” diyerek yeni meseleyi sorumluluklar bağlamında tutuyor.
- Dünya Savaşı’ndan sonra bu iki ülke bazı çalışmalarını sürdürseler de rollerini genellikle ABD’ye devrettiler.
Dr. Abdulkadir Turan