İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

İhya, Reform Değildir

2014-03-10
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Asr-ı Saadet’ten sonra İslam dünyasında hiçbir zaman İslam’a karşı kitlesel bir ayaklanma yaşanmadı. Müslüman toplum, hiçbir asırda İslam akidesini, İslam hukukunu, İslam ahlakını sorgulamadı.
Asr-ı Saadet’ten sonra İslam dünyasında hiçbir zaman İslam’a karşı kitlesel bir ayaklanma yaşanmadı. Müslüman toplum, hiçbir asırda İslam akidesini, İslam hukukunu, İslam ahlakını sorgulamadı.

Müslümanlar, âlimiyle, ümmisiyle; havasıyla, avamıyla saadeti daima İslam’a hakkıyla tabi olmakta gördü. Dünya ve ahirette iyiliğe ulaşmanın ancak İslam’a eksiksiz olarak tabi olmakta olduğuna inandı.

Müslümanlar, İslam’a tabi olmakta kurtuluş, İslam’dan uzaklaşmakta felaket buldu. Resulüllah (S.A.V.), Müslümanlarla Arefe’de vedalaşırken onlara “Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim ve Peygamberinin sünnetidir.” dedi. Müslümanlar, her gün bu sözün doğruluğuna şahitlik etti, dünya hayatında bu mucizeyi gözleriyle gördü. Onun için hiçbir güç, İslam’a karşı yeni bir İslam önerisinde bulunma cesaretinde bulunmadı; bu oyunlara sinsice kalkışanların hilesi ortaya çıkınca etraflarında küçük ve aşağılanmış bir topluluk kaldı ya da kimse kalmadı. İslam, kendi özü üzerinde kendi yoluna devam etti. Kıyamete kadar da devam edecektir.

İslam bozulmaz ne var ki Müslümanlar bozulabiliyor. İslam, hep aynıdır ne var ki Müslümanlar değişebiliyor. Kur’an korunmuştur, Sünnet onun tefsiridir. İslam, hiçbir şekilde tağyir olmaz. Ne var ki insana haktan sonra batıla sapma, takvadan sonra fıska düşme yolu açık bırakılmıştır.

İnsan hafızası, nisyana yatkındır, insan kalbi gaflete düşkündür, şeytan ve nefis aldatıcıdır, insan nisyana sürüklendiğinde, insan gaflete düştüğünde nefsine aldanır, şeytana uyar, takvadan uzaklaşır, hak yoldan sapar.

Asr-ı Saadet, Kur’an ve Sünnete tabi olmada bir zirvedir. Müslümanlar, zor günlerde kendilerini korudular, o zirvenin etrafında durdular; Resulüllah’ın (S.A.V.) dünyamızdan ayrılmasından sonraki irtidat vakasında olduğu gibi yoldan çıkanlarını yola getirdiler. Ama güzel günler, müreffeh bir hayat, Müslümanları nisyana sürükledi, gaflete düşürdü. İslam garipleşti, Müslümanların halinde kâfirlerin haline benzer izler görüldü.

Resulüllah’tan (S.A.V.) önce insanlık haktan uzaklaştığında yüce Allah bir peygamber gönderir, o peygamber insanlığı yeniden hakka davet ederdi. Resulüllah’la (S.A.V.) beraber risalet kapısı kapandı. İnsanlığı nisyandan kurtarma, gafletten uyandırma vazifesi âlimlere kaldı.

Nisyan, gaflet, fısk Ümmetin geneline yayıldığında, başka bir ifadeyle haktan uzaklaşma kitleselleştiğinde bir âlim, bir önder ortaya çıkıp Ümmeti yeniden hakka çağırdı. Bu önder âlimlere müceddid, onların yaptığı işe tecdid veya ihya denir.

Müceddid, yenilikçi değildir; tecdid, yenileme değildir; tecdid, ihyadır, müceddid ihya edendir. Nisyan ve gaflet, bir tür uykudur, bir tür ölümdür; beyinlerin uyuşması, kalplerin ölmesidir. İhya ise o uykudan uyanmaktır, o ölümden sonra yeniden hayat bulmaktır. İhya, unutulmuş olanın hatırlanması, terk edilmiş olanın yeniden uygulanması, garipleşmiş olanın yeniden yaygınlık kazanmasıdır.

Âlimler, Peygamberlerin varisleridir. Onların ihyadaki rolü, yeni bir şeriat getirmeyen ancak toplumu bir kez daha hakka çağıran nebilerin rolü gibidir.

İhya, özü inkâr değil, özden uzaklaşma değil, öze dönüştür. Öze karşı bir öz değil, özün öğretilmesi ve yeniden pratikte hayat bulmasıdır. İhyada dinle çatışma yoktur, dinden uzaklaşmaya karşı çatışma vardır. Müceddidin mücadelesi dinle değil, dine karşı olanladır.

İhyaya üç nedenle ihtiyaç duyulmuştur:

1. Saltanatla birlikte İslam’ın idari gücünü kaybetmesi; İslam inanç, akide, şeriat ve ahlakının savunmasız kalması.

2. Sonradan Müslüman olanların eski dinlerindeki inanç ve hurafeleri İslam’a taşımaya kalkışmaları.

3. Diğer din, inanç ve ideolojilerden yapılan tercümelerle Müslümanların zihin ve hayatlarında İslam’a ait olanla İslam’a ait olmayanın birbirine karıştığı bir sentezin oluşması.

Buna karşı ihya hareketleri çareyi iki büyük emanete sarılmakta gördüler. İhya hareketlerinin ortak özellikleri şunlardır:

1. Kur’an’ı öğrenme ve öğretmeyi teşvik etmek.

2. Sünnete dolayısıyla Hadis ilmine önem vermek.

3. Bidat ve hurafelere karşı mücadele etmek.

4. Belamları teşhir etmek, din adına dine zarar verenlere karşı durmak.

5. Zulme karşı çıkmak, Müslümanları İslam’ın iç ve dış düşmanlarına karşı mücadeleye çağırmak.

6. Resulüllah’ın(S.A.V.) sünneti üzerine İslam şeriatına ve İslam ahlakına uyarak İslam’ın garipleşmesinin önüne geçmek (İslamî cezaları, İslamî kıyafeti, İslamî yardımlaşmayı ve diğer İslamî gereklilikleri hayata taşımak).

7. İctihad kapısını açık tutmaya önem vererek İslam’ın günün sorunlarını çözmede aciz kaldığı iddialarını bertaraf etmek.

8. İslam birliğine önem verip tekfirciliğe, hariciliğe, tefrikaya karşı çıkmak.

Ömer bin Abdülaziz, bir ihya önderidir; hadis ilmine büyük değer verdi; Üstad Mevdudi’ye göre İmam Ebu Hanife, İmam-ı Malik, İmam-ı Şafii, İmam Ahmed bin Hambel gibi müceddid önderlerin yetişmesini sağlayan ortamı hazırladı. O büyük önderler, İslam’ın özünü sultanlara rağmen topluma anlattılar, Müslümanları, mutezile, cebriye gibi akımlardan korudular.

İmam Gazalî bir ihya önderidir. Onun “İhya” adlı eseri bir yönüyle bir hadis mecmuasıdır. İmam Gazalî, İslam’ı, tercümeyle gelen felsefenin şerrinden korudu; Hadis ilmine ve batinilikten korunmuş tasavvufa verdiği önemle Nureddin Zengi ve Selahaddin-i Eyyubi gibi önderlerin yetiştiği ortamı hazırladı.

Selahaddin-i Eyyubi, bir ihya önderidir. Daru’l Hadis denen medreseler kurdu, batinilikle mücadele etti, Şeriata sadık tasavvufu teşvik etti, küfre karşı cihad aşkını Ümmete yeniden kazandırdı. Onun ve özellikle ailesinin hanımlarının kurduğu medreselerde yetişen âlimler, hadis şerhleri kaleme aldı, İslam tarihleri yazdı, İslamî ilimleri tedvin etti. Elimizdeki klasik eserlerin neredeyse tamamı o âlimlerin ürünüdür.

İbn-i Teymiye, bir ihya önderidir. Boyun eğen âlim tipini reddetti, sahih hadislere sarıldı, bidatlere karşı savaştı.

İmam Rabbani, bir müceddiddir. İslam’ı başka dinlerle sentezlemeye kalkışan Ekber Şah rejimine karşı durdu; İslam ahlakını Hinduizm’e büründürmeye kalkışan sözde mutasavvıf bidatçilerle mücadele etti; havas ve avamı şeriata tabi olmaya davet etti.

Şeyh Veliyullah Dehlevi, bir müceddiddir, bir ihya önderidir; başta hadis ilmi olmak üzere İslamî ilimleri ihya etti.

Şeyh Halid-i Bağdadi, bir müceddiddir, bir ihya önderidir. İslam’ın siyasi yapısının yok olmaya yüz tuttuğu bir dönemde, bir yandan buna karşı dururken diğer yandan sivil (devlet ötesi) bir İslamî yapı inşa etti; tasavvufu Selahaddin-i Eyyubi döneminde olduğu gibi işgale karşı cihad hareketi haline getirdi.

Ve bir önceki asrın İmam Hasan El Benna ve Üstad Bediüzzaman gibi önderleri birer ihya önderleridir. Onlar, örgütlü Batı’ya karşı tarikatten cemaat çağına geçiş sürecini başlattılar. Tarikatın kazanımlarını reddetmeden cemaati teşvik ettiler, İslamî davet ve teşkilat biçimini günün gereklerine göre yeniden organize ettiler.

İHYAYI REFORMLA AÇIKLAMAK ŞEYTANÎ BİR GAYRETTİR

Bugünün dünyasında Batı, sadece maddi olana değil, manaya da hükmetme iddiasındadır. Batı’nın etkisi altında kalanlar, İslam’a ait her şeyi Batılı kavramlarla ifade etme gayretindeler. “Şura”dan söz edildiğinde, “demokrasi”den söz ettikleri gibi “ihya”dan söz edildiğinde de “reform”dan söz ederler. İslam’a ait olanı, Batılı kavramlarla ifade etmeye kalkışır; İslam tarihi içinde geçeni Batı tarihi içinde geçenlerin gölgesine mahkûm ederler.

İhya, reformdan kadimdir; öncekinin sonrakine benzediği iddia edilemez. İhya, reformdan farklıdır. İhyayı reform ile açıklamak, ilmi bir hata değilse, şeytani bir gayrettir.

Avrupa’da Miladi 15. yüzyılda başlayıp 17. yüzyıl boyunca devam eden reform hareketi, Katolik dinine karşı “Reforme, Lutheryen” veya “Protestan” denen yeni bir dinin inşasıdır.

Reform hareketi, sonradan hangi şekli alırsa alsın, Hıristiyanlığın cemaatsel yapısına ve kısmen inancına karşı bir isyandır, Hıristiyanlıktan uzaklaşmadır. Bunun için reformculuğun Batı toplumunda iki neticesi vardır: Katolik kilisesinden kopan geniş bir Hıristiyan kitle ve dinden uzaklaşan geniş bir laik kitle.

Reform hareketi, her iki ürünüyle de Katolik Hıristiyanlık dinine karşı bir isyandır, bu dinin dışına çıkma ve bu dine karşı yeni bir din oluşturma projesidir.

Reform hareketi; Katolik Hıristiyanlığın, sorunları çözmede aciz ve Hıristiyanların ihtiyaçlarına cevap vermekte yetersiz kalmasının bir neticesidir.

Miladi 12. yüzyılda Haçlı seferlerinde İslam ordularına yenilen kilise, Batı’da saygınlığını yitirdi, hem halk hem krallar hem bizzat kendi mensuplarınca sorgulanmaya başlandı.

Halk, artık Papaya inanmıyordu; Katolikliğin azizlik iddiasından ciddi ciddi kuşku duyuyordu. Krallar, milliyetçi duygulara kapılmışlardı, papalığın kendi üzerlerindeki tahakkümünü zulüm olarak görüyorlardı, bazı papazlar da Katolik kilisesi içindeki fuhşiyat ve rüşvetçiliği görünce Katolik Hıristiyanlığından umut kesmişlerdi.

Bu üç güç birleşti; çetin bir savaşı, yüzbinlerce can kaybını göze alarak “Benim dinim papanın dininden ayrıdır, ben papasız da Tanrı’ya ulaşırım” dedi, isyan etti ve yolunu Katolik kilisesinin yolundan ayırdı. Aralarındaki papazlara uyarak kendisi için yeni bir Hıristiyanlık oluşturdu ya da laikleşerek kendisini her tür Hıristiyanlığın dışına attı.

Reform hareketinden sonra, Avrupa’da Hıristiyanların birlikleri bozuldu. Hıristiyanlık ve Hıristiyan din adamları itibar kaybetti. Eğitim ve öğretim, kilisenin etki alanı dışına çıktı; siyaset laikleşti. Milliyetçilik yaygınlaştı. Dinden uzaklaşan Hıristiyanlar, liberalizm, sosyalizm, faşizm gibi ideolojilere yöneldi.

İhya ve reform karşılaştırıldığında şunlar açıkça görülmektedir:

İhya, dine hakkıyla tabi olmaya çağrı iken reform dine karşı gizli veya açık bir isyandır.

İhya, bir öze dönüş hareketi iken reform özden uzaklaşmadır.

İhyanın mücadelesi din düşmanları ile iken reformculuk din düşmanlarının eseridir ya da reformcu, din düşmanlarının işbirlikçisidir.

İhya, birleştirici iken reform ayrıştırıcıdır.

İhya, dini eğitimi güçlendirirken reform dini eğitimi zayıflatır.

İhya, toplumsal hayatta dine güç katarken reform dinin günlük hayattaki etkisini azaltır.

İslam dünyasında Hindistanlı Sir Ahmed Han gibi İslam’ı emperyalizme boyun eğdirmeye çalışan, sözde bilimsellikle İslam’a Batı aklıyla şekil vermeye kalkışan tipler çıkmış; “Kur’an İslam’ı” iddiasıyla hadisi reddeden veya küçümseyen, cemaatleşmeye karşı bireyselciliği kutsayan Protestanvari akımlar görülmüş, ancak bu akımlar hiçbir zaman geniş kitlelerce kabul görmemiştir.

Türkiye’de 28 Şubat sürecinde olduğu gibi Ekber Şah tipi sentezcilik de Kur’an ve Sünnetin gücü karşısında iflas etmiştir.

Bugün İslam dünyası için reform tasarısı yapanlar iflaslarını kabul ediyorlar. Oysa ihya hareketleri her gün daha geniş kitlelere ulaşmaktadır.

Günümüz ihya hareketlerinin ana özellikleri şunlardır:

1. İslam coğrafyasının neredeyse tamamına yayılmıştır. Her coğrafyada bir veya birkaç ihya hareketi vardır.

2. Tek merkezli değildir, birden çok merkezde, ait olduğu merkezin özelliklerine göre farklı şekillerde ama özde aynı nitelikte zuhur etmiştir.

3. Batı’nın hem askeri hem ideoloji hem yaşam tarzı işgaline karşı bir direniş hareketidir.

4. Günümüzün bütün ihya hareketleri, (bir araya gelip anlaşmışçasına) Üstad Bediüzzaman’ın ifade ettiği üç şeyle mücadele etmektedir: Cehalet, tefrika ve yoksulluk.

Rabbim, kalplerimizi de toplumlarımızı da ihya etsin, bizi ihya olanlardan ve ihya edenlerden eylesin...

Abdulkadir Turan / İnzar Dergisi – Mart 2014 (114. Sayı)
 

 


Dr. Abdulkadir Turan

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS