Sizleri Suat Yaşasın Hoca’nın İhvan’-ı Müslümin ile ilgili sorulara verdiği yanıtlarla başbaşa bırakıyoruz!
İmam Hasan El Benna’yı böyle bir hareketi kurmaya sevk eden ana sebepler nelerdir?
Kör topalda olsa Osmanlı döneminin sonuna kadar halifelik ekseri yanlışlarıyla beraber tüm İslam alemini temsilen devam ediyordu. Belki Hz Ali’den sonraki dönemlerde birçok sıkıntı oluştu. Ama halifelik kurumunun tek başına olması bile çok önemli mana ifade ediyordu. Atatürk’ün halifelik kurumunu kaldırmasından sonra ise İslami Cemaatler ihtiyacı hasıl oluyor ve bu dönem başlıyor. Hasan El Benna’da o ihtiyaca binaen çevresindeki insanlar ile beraber böyle bir yapı kuruyor. Bunun bütün öncelikle İslam alemiyle ilgisi olan boyutu var, birde Mısır ile ilgili bir boyutu var. Mısır o dönemde İngiliz işgali altında. Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunları tarafından yönetilen bir krallık sistemi mevcut. İngilizlerin işgali ve hilafetin bitirilmiş olması, öte yandan 2. Dünya savaşından sonraki süreçte müslümanların ümitsizlik içinde olmaları İmam El Benna’yı bu tarz bir yapı oluşturmaya sevk ediyor. O dönemlerde henüz 22 yaşında bir öğretmen olan İmam El Benna arkadaşlarıyla beraber bir çalışma başlatıyor. Ve İhvan böyle bir ortamda 1928 yılında kuruluyor. O dönemde kendisi İsmailiye Kentinde. Sonra kendilerine yani yapıya İhvan-ı Müslim ismini veriyorlar. Şu anda da 85 yılı aşkın süredir çalışmalarını örgütlenmelerini 70’ı aşkın ülkede devam ettiriyorlar.
İhvan nasıl bir çalışma yöntemi belirliyor?
İhvan-ı Müslimin bütün dünya tarafından ve İslam alimleri tarafından da kabul görülen ana cemaat denebilecek adil bir yapıdır. Sağlam bir akideye sahiptir. Hem tasavvuf kültürünü reddetmeyen sahih bir ekole sahiptir hemde siyaseti gözardı etmeyen bir sosyal taban hareketidir. İhvan akidevi ve sosyal tüm yönleri beraber kuşatmış bir yapı görünümüyle o zaman yaygın olan tarikat kültüründen çok farklı bir anlayış sergiliyordu. O cihedle Hasan El Benna bir çok insan tarafından asrın müceddi di olarak kabul görüyor. İhvanın kültürü ise hayatın tüm alanlarına hitap edecek bir yapıdadır. Bunda en belirgin unsurlardan bir tanesi çok sahih bir İslami anlayışı nefsi teskiye etmekle zühdle beraber götürüyor. Yalnız dünyanın bütün alanlarıyla da beraber hareket ediyor.
Nasıl bir hedef belirleyerek yola çıkmıştır?
İhvan bu genel çerçevesi ile birlikte ön önemli unsurlarından bir tanesi ise ferdin yetiştirilmesine önem vermesidir. Onun en önemli farkı teşkilatın güçlü olması ve fertlerinin tümünün çok kapsamlı ve düzenli bir eğitimden geçmesidir. Yani siyasetten kişisel bilinçlenmeye kadar kendilerini her alanda eğitiyorlar. Yine İslam alemine hediye ettiği önemli yaklaşımlardan bir tanesi fertten hilafete giden bir yaklaşımın benimsemesidir. Yani İhvan tüme varım yaklaşımını benimsemiştir. Bazı yapılar hilafeti getirip sonra topluma inmeyi düşünürken İhvan’ın yapısında ise hilafetin kalkmasındaki sebepler araştırılmış ve hilafetin kalkması esasen toplumun çürümeye başlamasından kaynaklandığı ve hilafet gelse bile tek başına bir mana ifade etmeyeceği, bundan dolayı toplumdan yani fertten başlanması gerektiği çözüme ulaşılmış. Ve fert, aile, toplum, devlet ve hilafet diye beş aşamalı toplumu ıslah etmekle alakalı bir proje belirlemiştir. Yine ihvanın İslam alemine hediye ettiği önemli şeylerden bir tanesi başka yapılarda ve alimlerde de olmakla birlikte müslümanlar arasındaki ihtilafa yaklaşımın müsbet olması. İmam El Benna’nın “Bizler gelin ittifak ettiğimiz hususlarda buluşalım. Ihtilaf ettiğimiz hususlarda ise birbirimizi (islam çerçevesinde) mazur görelim” şeklinde genel bir yaklaşımı var. Bu da Müslümanların mezhep, meşrep, ırk, dil, din, mezhep ayrılığına düştüğü bu dönemde çok ayrı bir bakış açısı. İhvan’ın benim nazarımdaki en önemli yeri ise yeri ise cemaat olabilmesidir. Yani El Benna cemaat oluşturabilmiştir. Dünyada İhvan kültürünü aldığını söyleyen bir çok kişi İmam El Benna dışında kimseyi tanımamaktadır. Belki Şehid Seyyid Kutub’u bilirler ki Şehit’de İhvan’ın esas liderlerinden değildir. Fikri olarak bir önderliği söz konusudur ama tatbik anlamında bir liderliği yoktur. Bu münasebetle İmam Hasan El Benna dışında pek fazla kimsenin bilinmemesine rağmen bu yapının dünyanın en sağlam yapılarından bir tanesi olması çok ciddi bir cemaat kültürünün yerleştirilmiş olduğunu gösteriyor. Yine önemli ayrıntılardan birisi İmam El Benna’nın döneminde belirlenmiş olan flama, slogan ve şiarının 85 senedir hiç değişmemiş olması çok güçlü ve köklü bir cemaat olduklarını gösterir. Aynı şekilde şuan Mısır’da darbeye karşı eylem yapan her kes “Gayemiz Allah, Rehberimiz Resulullah, kitabımız Kur’an, yolumuz cihad ve en büyük arzumuz Allah yolunda ölmektir” şeklindeki Hasan Benna döneminde kullanılan ifadeleri haykırmaktadırlar.
İhvan’ın geçirdiği büyük badireler nelerdir? İhvan bu badireleri ne şekilde bertaraf etti?
İhvan’ın görünen ilk badiresi İngiliz işgali altında olması nedeniyle özellikle 1. Dünya savaşından sonra Kudüs ve Filistine Yahudileştirme çalışmalarına karşı ihvanın sert tepki göstermesiyle başladı. Bugünkü dünya müslümanlarının takındığı tavrı tepkilerini bir ölçüde normal karşılayabiliriz. Ancak o dönemde, herkesin uyumuş olduğu dönemde bunu geliştirmiş olmasından dolayı dönemin asıl gücü olan İngiltere’nin tepkisi çekiyor. O zamanın Arap aleminin bir çoğu İngiliz kontrolündeydi. İngilizler, İmam El Benna’ya yönelik tutuklama kararı çıkardı ve ölüm fermanı yazıldı. Bu olay İhvan için ilk ciddi badire sayılabilir. Fakat İhvan’ın en ufak bir geri adım atmayip bilakis Filistin işgalinden sonra israile karşı en büyük cihadı yapan yapı İhvan-ı Müslimin olmuştur. Bilinen en önemli husus ise İhvanın İmam El Benna’dan sonraki süreçte krallığın bitirilip cumhuriyetin ilanı ve İngilizlerin bertaraf edilmesi amaçlı yapıldığı söylenen Hür Subaylar devrimine destek vermesi sonrasında yaşadıklarıdır. İhvan’ın o dönemki mürşidi Hasan Hudeybi devrime doğrudan katkı sunuyor. Ve kitlesel olarak en büyük katkı İhvan’dan olmuş oluyor. Hatta tarihçiler İhvan’ı Müslümin’in desteği olmadan devrimin olamayacağını söylerler. Bu desteğe karşın Hür Subaylar ordusu deyince akla gelen ilk isim olan Cemal Abdulnasır, Muhammet Necip’i bertaraf ettikten sonra. İhvan’a karşı çok büyük bir düşmanlık beslemeye başlıyor. Hile yoluyla kendisine suikast düzenlenmiş olduğu yönünde adeta bir tiyatro sahneliyor ve akabinde maalesef İhva’nın tarihinde en büyük musibet en büyük badire başlıyor. Bu durum 50’li yıllarından ortalarından 72 yılına kadar bu şekilde devam ediyor. Hasan Hudeybi 54’ten 72 yılına kadar 18 yıl cezaevinde kalmış oluyor. Abdulkadir Udeh, Seyyid Kutup şehit ediliyor. İhvan’ın bir çok lideri o dönemlerde cezaevinde kalıyor ciddi işkencelere maruz kalıyorlar. Burada en büyük problem askerin İhvan’ı tuzağa düşürmesi ve verdiği sözü tutmaması diyebileceğimiz bugünküne çokda uzak olmayan Mursi ile Sisi ilişkisine benzer bir olaydır. O süreçte İhva’ı Müslimin’in aslında bertaraf edebilecek güce sahip olmasına rağmen İngilizler’in işgalinin bitmesi ve krallığın kaldırılması, cumhuriyetin ilanı gibi hususları Abdulnasır ve ekibinin halk nezdinde güçlü olması gibi etkenlerden dolayı, İhvan onları karşılarına almak istemiyor. Şu an da dahi baasçılar kendilerini Nasırcı olarak tanımlamaktadırlar. 40 seneyi aşkın iktidarda kalan Kaddafi’de kendisinin çok iyi bir Nasırcı oluduğunu söylerdi. İhvan o günün şartlarında kendisinin maslahatını Mısır halkının maslahatının önüne geçirmek istemiyor. Zor olanı seçtiği içinde malesef çok büyük bir imtihana tabi tutulmuş oluyor. Yalnız şu hususu söylemek istiyorum ki bugün karşısına almış oldukları darbe rejimiyle olan ilişkileri durumuyla o zamanki durum arasında büyük fark var. Burada bir devrimden sonra devrilmeye çalışılan bi halk söz konusu. İhvan’ın şu anki direnişine tamamen destek verilmnesi gerekiyor ki, İhvan şu anda İslami koalisyonla beraber bu direnişi sürdürüyor. Bunu da söylemek gerekiyor ki, Mübarek döneminde nisbeten rahat olmakla birlikte özellikle 90’ların ikinci yarısından sonra mali olarak veya siyasi anlamda görünür olmaya başladıktan sonra, parlementoya girmesi muhtemel olan her ismin gözaltına alınması gibi durumlar da yaşamıştır. Yalnız İhvan’ın asıl büyük badireleri dediğim gibi Abdunnasır döneminde yaşadığı zorluklardır.
Mısır’da İhvan’ın hizmetlerinin önündeki en büyük engeller nelerdi? Hem sistem açısından hemde halk arasındaki bazı dinamikler açısından sıralayabilir misiniz?
Büyük İslam’ı yapıları katarak söylüyorum tüm bu İslami yapılar içerisinde en fazla manevra alanına sahip olan ve halkın dilini en iyi anlayıp onlarla en iyi anlaşabilen yapının İhvan olduğunu düşünüyorum. Yani halkın kendi içinden, halkın dilini çok iyi anlıyor hatta bundan ötürü belki biraz daha nisbeten daha katı unsurlara göre biraz “ılımlı” olarak kabul ediliyor, onlar tarafındanda eleştiriliyor. Kadınlar noktasındaki yaklaşımı biraz daha müsamahalı toleranslı olması gibi. Herkese, her değişik dil kültür ve karakterden gelen kesimle diyaloğa geçip onlarla münasebetleri bulunması İhvan’ın esasen insanlarla çok iyi iletişime geçtiğini gösteriyor. Ancak şöyle bir sıkıntı var belki Mısır halkıyla alakalı önemli sıkıntılardan birtanesi hatta Arap aleminin genelinde yaygın olan bir kanaattir ki Araplar herzaman kendilerine çok katı bir başkan ararlar. Yani yönetici güçlü olacak, toleranssız olacak ona güvenecekler ve sırtlarını dayayacaklar. Ve kimse de karşı çıkmayacak. Bundan ileri gelen bir problem olduğu söylenebilir. İhvan’ın karşı karşıya geldiği yapılara baktığınızda özellikle son süreçte gördüğünüz gibi Andulnasır’dan bu yana hep güçlü kişiler yönetime geldi. İkinci unsur ise bir kısım tarikatlerdir ki, İhvanı sürekli tekfir eden, mezarlıklardan nefret eden, büyüklere saygıları olmayan daha çok akılcı, selefi tarzı olduğuyla ilgili ithamlardır ki bunlarda bir kısım halk arasında tutmuştur. Üçüncü bir nokta ise yine bizim kendi toplumumuzda da yaşadığımız konulardan bir tanesi İhvan şiddet kullanmayan bi yapı olmasına rağmen bir çok kişi tarafından hep irticaları var, çok gizli bir yapısı var, insan öldürüyorlar diye bir tavır kondu ve maalesef bu haksız söylemler basit, avam insanlar üzerinde etkili oldu. Yine İhvan’ın bütün islami yapılar arasında köprü konumunda olması da bazı grupların karşı durmasına sebep oldu. Örneğin İhvan Şii müslümanları tekfir etmektense orta nokta bulmaya çalıştı. Bu tavrıda yapılan darbede de görgüğümüz gibi Selefi Nur Partisinin tutumunu belirleyen önemli bir etken oldu.
Yalnız İhvan’ın çalışmalarının önündeki en büyük engelin halk içerisinden değil halkın dışındaki faktörlerden kaynaklandığını düşünüyorum. Gerek içerideki dikdatörler gerekse onların beraber çalıştığı üstteki egemenler İhvan’ın halkla bütünleşmesi önünde set oluşturdular. İhvan’ın halkla sakin bir şekilde baş başa kalması imkanı hasıl olmuş olsaydı çok daha köklü ve büyük güce sahip olacaktı. Özellikle medya gücünü elinde bulunduranlardan ötürü halk içerisinde belki kendini anlatamamaları da önemli bir etkendir.
Hocam son olarak İhvan’ın ve Mısır’ın geleceği ile ilgili öngörünüz nedir? Sizce halk kıyamın arkasında ne kadar durur? Ve İhvan ne kadar direnir?
İhvan Allah’ın izniyle geçmişi Mısır Cumhuriyetinden çok daha fazladır. Mısır’da 1952 Cumhuriyet kurmuştur, Mısır’da İhvan’ın kuruluşu 28 yani Mısır Cumhuriyetinden 25 sene daha yaşlı bir İslam’i yapıdır. Ondan ötürü İhvan gönüllüleriyle alakalı en ufak bir endişem yok. İhvan’ın geleceği sağ salim devam edecektir. Ha şu husus var neticede bir cemaat olması münasebetiyle bakıldığı zaman cemaatler sadece bir araçtır başka isimlerle farklı yapılarla devam etmiş olabilir. Yani İhvan’ın getirmiş olduğu kültürün 70 veya 80’e yakın ülkede var olması zaten çabucak bitmeyeceğini gösteriyor. Yani İhvan ile alakalı bir sorun yok. Yalnız kısa vade zahiren Mısır’la alakalı ne olabilir diye sorarsanız esasen Mısır halkının önemli bir kısmı malesef biraz kaypaklığıyla bilinir. İnsanlarının verdiği sözlerin arkasında durmamasıyla tanınır. Sisi bunu net bir şekilde gösteriyor Bundan önceki Cemal Abdulnasır bunu ap açık gösteriyordu. Burda böyle bir durum söz konusu. Ancak şunu unutmamak gerekir ki İhvan’ın ve İslam’cı kültürün yerleştirmiş olduğu sağlam eğitim ve teori hızıyla Mısır’da çok sağlam insanlar yetişmiştir. Zaten bunu sanırım bütün dünyayla beraber bizlerde Ramazan’da dünyanın en sıcak memleketlerinden olan Afrika’da yılın en uzun günlerinde oruç tutup sağlam bir şekilde devam etmeleri, insanların gözleri önünde öldürülmesine rağmen gösterilere devam etmeleri, hatta bazı göstericilerin gösteriye giderken kollarına isimlerini ve ulaşabilecek akrabalarının telefonunu yazıpta bu şekilde ölüme gitmeleriyle gördük. Bu durum Mısır’ın halkının kaypak olduğunu göstermekle birlikte karşı tarafta çok önemli bir kitlenin de olduğunu beraberinde gösteriyor. Ondan ötürü doğrusu zahiren çok fazla bir sıkıntı olabileceği hususunu tahmin etmiyorum. Bence İhvan’ın geleceği ile alakalı soruyu değilde Müslümanların geleceğini özellikle batının istediği kültüre uymayan Müslümanların geleceğini sorgulamak gerekiyor.
Batı bununla ilgili hesaplar yapıyor. Bugün bu darbe tamamen kökleşir ve kısa vadede onlar adına başarı sağlarsa bunun Tunus, Libya, Gazze, Türkiye’de sonuçlarını görebiliriz. Yine bugünlerde konuştuğumuz Suriye’ye yeni bir müdahale söz konusu. Bütün bunları ayrı ayrı değerlendiremeyiz. Her halükarda çok sağlam kadroları bulunan bir yapı olarak İhvan ve Mısır’ın en az zararla zafere ulaşacağına inanıyorum. İhvan ve Mısır dedim çünkü Mısırda çok güçlü ve geçmişte sağlam durabilen Cemaati İslami var. Cemaati İslami hatırlayacağınız üzere Enver Sedat’ı öldürerek dünyanın belki en büyük eylemini gerçekleştirmiş ve Mübarek’e defalarca suikastler düzenleyerek başbakanlarından bazısını öldürmüştür. Mısır’da böylesine çok güçlü bir eylem gücü olan bir yapının varlığını da unutmamak gerekiyor. Mısır ve İhvan, batının İslamcılarla alakalı girdiği süreçte en az zararla ve en iyi şekilde ayakta duracak bir yapı olarak karşımıza çıkıyor. Sanıyorum ki Müslümanlar bulundukları yerlerde ellerinden geleni yapar ve bulundukları ülkelerin idarecilerini bazı olumlu politikalar izlemeye zorlarlarsa Müslümanların işi inşallah zor olmayacaktır.
Talha Bal / İnzar Dergisi – Eylül 2013 (108. Sayı)
İnzar Röportaj/Söyleşi