COĞRAFİ KONUMU
Somali jeopolitik ve jeostratejik açıdan oldukça önemli bir konumda bulunmaktadır. Kızıldeniz, Hint Okyanusu, Arap Yarımadası ve Kuzey Afrika hinterlandında yer alan konumu, yaklaşık 10 milyar varil olduğu tahmin edilen petrol rezervleri, Afrika’daki en uzun kıyı şeridine sahip olması, genç ve dinamik nüfusu ve diğer Afrika toplumlarına örneklik teşkil edebilecek kültürel derinliği ile Somali, bugün dünya kamuoyu nezdindeki itibarından çok daha fazlasını hak edecek konumdadır. Somali, başta Avrupa devletleri ve ABD olmak üzere, tüm dünya ülkelerini ilgilendirecek bir coğrafî konuma sahiptir. Dünya ticaretinin Boğazlar, Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz’i takip eden güzergâhının Hint Okyanusu’na açıldığı noktada çok kilit bir konuma sahip olan Somali, benzer konuma sahip diğer ülkelerin de karşı karşıya kaldığı siyasî baskılara muhatap olmaktadır.
SİYASÎ TARİHİ
Somali topraklarında yapılan arkeolojik incelemeler, bu bölgede yaklaşık M.Ö. 9000 yılından bu yana insan yaşamının varlığını, kazılarda bulunan M.Ö. 4000’lere ait mezar taşları ise, bu coğrafyadaki toplumsal yaşamın ve medeniyetin yaklaşık 6 bin yıllık bir geçmişi olduğunu ortaya koymaktadır. Bu tarihî gerçek, yaygın söylem olarak yerleştirilmeye çalışılan, ‘Afrika’nın medeniyetten uzak olduğu’ yönündeki söylemi geçersiz kılmaktadır. Henüz İslam’ın ilk yıllarında bazı Müslümanların Habeşistan’a göç etmesi ile İslamiyet’le tanışan Somali, bu dini benimsemiş ve bugüne kadar da Somali toplumunun tamamına yakını İslam’ı din olarak kabul etmiştir. Uzun süre Habeşistan Krallığı’nın hâkimiyeti altında kalan Somali, 14. yüzyıldan itibaren Osmanlı hâkimiyeti altına girmiştir. Somalili kanaat önderlerinin kendi ifadeleriyle, bölgenin iç barış ve huzur açısından en istikrarlı olduğu dönem de Osmanlı hâkimiyeti altında geçirdiği 400 yıllık süreç olmuş. 19. yüzyılın başlarından itibaren tüm Afrika kıtası gibi Somali de, sömürgeci güçlerin istilasına uğramıştır. 2. Dünya Savaşı sonrasına kadar devam eden İngiliz ve İtalyan sömürüsünün ardından, 1960 yılında, her iki ülkenin kontrolü altındaki bölgeler ayrı ayrı bağımsızlıklarını ilan ettikten sonra birleşerek bağımsız Somali Cumhuriyeti’ni kurmuşlardır.
1969 yılında gerçekleştirdiği askerî darbe ile yönetimi ele geçiren Siad Barre’nin Somali’deki diktatörlük rejimi Sovyetler Birliği’nin himayesinde 1991 yılına kadar sürmüştür. Bu tarihte, bir süredir devam eden ve giderek artan muhalif eylemler sonucunda Siad Barre yönetimi terk etmek ve ülkeden ayrılmak zorunda kalmıştır. Ayrıca, çeşitli kışkırtmalarla başlayan kabileler arasındaki çatışmalar, giderek iç savaşa dönüşmüş ve bugüne kadar da Somali’de ülkeyi temsil edebilecek siyasî bir yapı kurulamamıştır. Bölgeye her türlü silah ve savaş teçhizatının sokulması ve başta BM ve NATO olmak üzere sürece olumlu yönde müdahil olması gereken küresel aktörlerin, sorunun çözümünden ziyade derinleşmesine sebep olacak girişimleri nedeniyle 20 yıldır süren iç savaş, yüzbinlerce insanın ölümüne, milyonlarca insanın yaşamının altüst olmasına sebep olmuştur.
BUGÜNÜ…
1991 yılından bu yana geçici hükümetlerin yönetimi altında bulunan Somali, 21 yıldır devam eden iç savaş sebebiyle ülkede uzun zamandır hiçbir yatırım yapılmadığı gibi, önceden yapılmış olan okul, hastane, iş merkezi, fabrika gibi yapılar da tahrip edilmiş durumdadır. Başkent Mogadişu’nun hayalet bir şehre dönüşmüş olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Şiddetin ve savaşın, şehrin fizikî yapısını nasıl alt-üst ettiğinin tipik bir örneğini Mogadişu’da görmek mümkündür. Bu durum, aynı zamanda büyük bir güvenlik zafiyetine de davetiye çıkarmaktadır.
DEVLET OTORİTESİ SIFIR
Somali’deki en büyük sorun güvenlik sorunu. Akşam 17.00’den sonra sokağa çıkmak imkânsız. Hava karardıktan sonra gece boyunca çatışma sesleri eksik olmuyor. Güvenlik, eğitim, altyapı konusunda devlet otoritesi yok. Mevcut yönetim, sadece başkent Mogadişu’da hâkim. Ülkenin yüzde 80’lik kısmını el Kaide bağlantılı Eşşebab örgütü kontrol ediyor. Mogadişu’da bulunan 6-8 bin kişiden oluşan Afrika Birliği kuvvetleri dışında, herhangi bir etkinliği olmayan devlete bağlı az sayıdaki güvenlik gücü, ülkede güvenliği sağlamakta büyük zorluk çekmektedir. Öyle ki, ülke içerisinde bir şehirden bir diğerine geçmek mümkün olmadığı gibi, başkent Mogadişu içerisindeki ulaşım dahi ciddi riskler taşımakta, elinde silah olan pek çok insan, para karşılığında güvenlik hizmeti vermektedir. Tabi bu durum günlük yaşam içerisinde vuku bulan en ufak sorunların dahi çatışmaların çıkmasına sebep olabiliyor ve ülkedeki gerginliği had safhaya çıkarabiliyor. Bütün bunlara rağmen, Somali halkında hâkim olan umursamazlık tavrı dikkat çekmektedir. İçinde bulundukları kaos ortamına rağmen neşeli oldukları ve gelecek kaygısı gütmedikleri gözlenen Somali halkının, sosyal hayatları da, yaşamaya çalıştıkları çadırların etrafında gezmekten ve komşularıyla sohbet etmekten ibaret gözükmektedir. Aslında, Somali toplumunun oldukça dinamik bir yapıya sahip olduğu bilinmektedir. Genç nüfusu ve dinamik yapısına karşın, Somali toplumuna hakim olan bu ruh halinin nedeninin, ülkede uzun yıllardır devam eden kaos ortamı olduğu söylenebilir.
SOMALİ’DEKİ SİYASİ GRUPLAR
Bölgenin en etkili grubu Eşşebab. Ülkenin yüzde 80’ini kontrol ediyor. Merkezi Hükümeti temsil eden mevcut Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ise ancak başkent Mogadişu’da etkili. Kendisini Afrika Birliği askerleri koruyor. Türkiye Somali’de gerek yönetimi ve gerek Somali halkını destekleyen önemli bir güç konumunda. Bölgenin bir diğer etkili grubu ise İslam Mahkemeleri Birliği. Şu anki mevcut Cumhurbaşkanı Şeyh Mahmud’tan önceki Cumhurbaşkanı Şeyh Şerif Ahmet, Eşşebab ve İslam Mahkemeleri Birliği’nin desteğiyle ülkenin başına geçmişti. Şeyh Şerif Ahmet, göreve geldikten sonra ülkeyi şeriatla yöneteceğini açıklamasına rağmen Eş Şebab kendisini ABD ‘ye yaklaşmakla eleştirerek kurulan hükümete karşı savaş açmıştı. Zaten bu üç grup arasındaki en büyük ihtilafı da bu konu oluşturuyor. Eş Şebab’a göre Şeyh Şerif Ahmet Cumhurbaşkanı olduktan sonra sözlerini tutmak yerine ABD’nin güdümüne girdi. Cumhurbaşkanı Ahmet’e göre ise Eşşebab terörist örgüt. Cumhurbaşkanı yanlılarına göre Eşşebab’ın en tepedeki gizli yöneticisi ABD’li bir CIA ajanı. Özellikle de Suudi’den Somali’ye giderek eş Şebab’a katılan birkaç isimle birlikte Suudi yönetiminin de Eş Şebab Örgütü’nü desteklediği belirtiliyor.
Bölgede sessiz ama en dikkat çekici gruplardan birini de Cemaat-i İslami, bir diğer adıyla İhvan-ı Müslimin oluşturuyor. Diğer grupların aksine ülkenin tek silahsız yapılanması. Silaha değil eğitime yatırım yapmaları oldukça anlamlı. Somali’nin en büyük üniversitesi Mogadişu Üniversitesi onların kontrolünde. Daha çok eğitim ve insan yetiştirme üzerine bir program yapıyorlar. Türkiye’nin Somali’yi istikrara kavuşturma konusunda en fazla yararlanabileceği grupların başında geliyor.
SİYASÎ İSTİKRARSIZLIK VE KAMU DÜZENİNİN SAĞLANAMAMASI
1960 yılında bağımsızlığını ilan eden Somali, 1969-91 yılları arasında Siad Barre diktatörlüğü tarafından yönetilmiştir. O tarihten bu yana geçici hükümetler tarafından yönetilen ve bir devletin kurumsal görüntüsünden oldukça uzak olan Somali’de, işleyen bir mekanizmanın olduğunu söylemek imkânsızdır. Hukuktan güvenliğe, eğitimden ekonomiye kadar bütün kamusal hizmet alanlarında yaşanan bu problemin, Somali’nin içinde bulunduğu durumun en büyük nedenlerinden biri olduğu söylenebilir. Öyle ki; bugün Somali’nin asıl sorununun açlık ya da kuraklık değil, siyasî istikrarsızlık olduğunu söylemek yanlış olmaz. Zira bugün acil müdahaleyi gerektiren ve yıllardır bir türlü çözülemeyen sorunların halledilmesi için eğitim, ticaret, sanayi, altyapı gibi faaliyetlerin sürdürülebilmesi, adaletin, güvenliğin, kalkınmanın gerçekleştirilebilmesi için işleyen bir devlet mekanizmasının hayata geçirilmesi ve siyasî istikrarın sağlanması şarttır.
EKONOMİK İŞGAL YILLARDIR SÜRÜYOR
80’li yılların başından itibaren Somali’de etkili olmaya başlayan küresel finans kurumlarının ekonomi politikaları ve yaptırımları, Somali ekonomisinin çöküşünü hazırlamıştır. Üretim alanları kısıtlanmış, ithal ürünlerle tarım durma noktasına gelmiştir. 10 milyon hektar ekilebilir tarım arazisine sahip olmasına karşın, Somali arazilerinin büyük çoğunluğu bugün Avrupalı tarım devlerine kiralanmış, ağaçlarının önemli bir kısmı da kömür üretimi için yine Batılı firmalarca kesilmiş durumdadır. 1992 yılında iç savaşın etkisi ile azalmış olmasına karşın 40 milyon olan hayvan sayısı, dünyanın pek çok ülkesinin sahip olmadığı bir zenginliğe işaret etmektedir. Ayrıca Afrika’nın en büyük kıyı şeridine sahip olan Somali’de balıkçılık ve deniz ticareti de, çeşitli manipülasyonlarla engellenmektedir. Somali açıklarında koca bir ülkeyi doyuracak balık olmasına karşın, insanların açlıktan ölmesi düşündürücüdür. Bugün dünyanın en lezzetli ve paha biçilemez balık çeşitliliğine sahip Somali’nin balıklarını Uzakdoğulular, yumurtalarını ise Batılılar yağmalamaktadır.
BATININ ZEHİRLİ ATIKLARI SOMALİ KIYILARINA
Somali Afrika’da okyanusa en uzun kıyısı olan ülkedir. Buna karşın, balıkçılık, liman işletmesi ve turizm açısından son derece müsait olan Somali kıyıları, bugün uluslararası şirketlerin nükleer atık deposu olarak kullanılmaktadır. Son yıllarda Somali açıklarında artan korsanlık faaliyetlerinin, buradaki kaos ortamının ve denetimsizliğin sürmesine zemin hazırladığı açıktır.
YABANCILAR YILLIK 450 MİLYON DOLAR DEĞERİNDE BALIK AVLIYOR
Bunun yanı sıra Somali kendi sularını ve balık alanlarını koruma ve kontrol gücünden yoksun olduğu için 2005 yılında bir sezonda 800`ün üzerinde Batılı yabancı balıkçı gemisi Somali sularında kaçak avlandı. Bu kontrolsüz, düzensiz ve yasa dışı gemiler yıllık 450 milyon dolarlık deniz ürününü Somali denizlerinde avladılar. Ülke açlıkla kıvranırken, yanı başındaki protein kaynakları da yok edildi. Yasal olarak faaliyet gösteren balıkçıların geçim kaynakları kurutuldu. Somali son 60 yılın en kurak dönemini yaşasa da, talihsiz ülke halkının başına gelenleri sadece bir `doğal afet` olarak tanımlamak çok zor.
EĞİTİMSİZLİK; BİLİNÇSİZ VE BAĞIMLI YIĞINLAR ÜRETİYOR!
Yakın geçmişe kadar Afrika kıtasındaki eğitim merkezlerinden biri olan Somali’de, bugün eğitim çağındaki 3 milyon çocuk ve gencin yaklaşık %80’i eğitim alamamaktadır. Bu durum bilinçsiz ve bağımlı yığınların oluşmasına neden olmaktadır.
EKMEK YOK AMA SİLAH VAR
Ülkede 1991 yılından bu yana süren iç savaş, güvenli yaşamı imkânsız kılmaktadır. Binlerce yıldır barış içinde yaşayan toplumların birbirine düşman edildiği pek çok coğrafyada olduğu gibi Somali’de de iç savaş körüklenmekte ve bitmesine izin verilmemektedir. Süreç içerisinde tarafların bu yönde attığı yapıcı adımlar manipüle edilmiş ve barış süreci her defasında baltalanmıştır. İnsanların ekmek bulamadığı Somali’de, 14-15 yaşındaki çocukların elinde bile otomatik tüfekler, kalaşnikof silahlar var. Ekmeğin giremediği ülkeye füze de dâhil olmak üzere onlarca çeşit silah ve bombanın, kimler tarafından, nasıl ve hangi yollarla sokulduğu mutlaka cevaplanması gereken bir soru. Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri Boutros Ghali’nin 1993 yılında Somali’deki iç savaşı durdurmak üzere oluşturulan uluslararası gücün başarısız olması üzerine söyledikleri aslında bu ülkede yaşananlardan kimlerin sorumlu olduğunu göstermektedir. Boutros Ghali 21 sene önce şöyle demişti: “Somali’de gıdadan çok silah var. Bu silahlar Somalililer tarafından üretilmedi. Onlara dış güçler tarafından dış güçlerin çıkarlarına hizmet etmeleri için verildi. Bu silahları tedarik edenler bugün işlenen suçların da ortaklarıdırlar.”
ÜLKENİN EKONOMİSİNİ IMF VE DÜNYA BANKASI MAHVETTİ
Özellikle geçtiğimiz yıl dünyayı sarsan Somali`deki açlık görüntülerinin altında yıllardır devam eden iç savaş ve ülke ekonomisini mahveden IMF`nin katı uygulamaları var. Somali, her ne kadar son 60 yılın en kurak dönemini yaşıyorsa da, aslında zengin petrol ve maden kaynakları, verimli toprakları ve tarım arazileri ile dikkat çeken, kendi yiyeceğini üreten ve ürettiği kendine yeten bir ülkeydi. Ancak 1980`lerde IMF ve Dünya Bankası`nın tavsiyeleri, ülkenin malî yapısını çökertti ve ülkeyi dışa bağımlı hale getirdi. Ardından gelen iç savaş da yıkımın tuzu biberi oldu ve ülkedeki kaynakların kullanılması engellendi. Uzmanlara göre, Somali, sömürge devletlerinin vazgeçilmez sonunu yaşıyor.
AÇ İNSANLARA TERÖRİST UYGULAMASI
Ancak bu drama karşın ABD başta olmak üzere gelişmiş ülkelerin Somali’ye yönelik uygulamaları insanlıktan oldukça uzak. Somali’den havalanan her uçak potansiyel terörist olarak sınıflandırılıyor. Başkent Mogadişu’dan kalkan istisnasız her uçak Kenya sınırında bulunan ve ABD’nin kontrolünde olan askeri üsse indiriliyor. Bu paranoyak yaklaşım yüzünden 1.5 saatlik mesafe 5 saate çıkıyor.
SÖMÜRGECİLERİN HEDEFİNDEKİ ÜLKE
Asıl niyetin terörizmle mücadele değil bölgeyi kontrol etme kaygısı olduğu açık. Çünkü Hint Okyanusu kıyısında yer alan ve Afrika’nın en uzun okyanus sahiline sahip olan Somali stratejik özelliği nedeniyle emperyal ülkelerin her zaman mücadele alanı olmuş. Afrika Boynuzu adı verilen bölgede kritik bir konuma sahip olan ülke gerek uluslararası ticaret ve enerji akışı açısından gerekse petrol ve doğalgaz rezervleri açısından başta ABD olmak üzere İngiltere, İtalya, Fransa gibi ülkelerin iştahını kabartıyor. Bugün fiilen üçe bölünmüş olan ve tam 21 yıl iç savaşla boğuşan Somali’deki tabloda, bu emperyal mücadelenin etkisi açıkça kendisini gösteriyor. Bugünde ABD aynı emperyal kaygılarla, terörist damgası vurarak Somali’yi tam bir kuşatma altında tutuyor. Bu da gerek yer altı gerekse yer üstü zenginlikleri açısından büyük bir potansiyele sahip olmasına rağmen Somali’nin kalkınmasını engelliyor.
DADAAB KAMPI AÇIK BİR LABORATUAR İŞLEVİ GÖRÜYOR!
İç savaşın başladığı 1991 yılında kurulan Dadaab Mülteci Kampı, mevcudu her geçen gün artan bir açık laboratuvara dönüşmüş durumdadır. İnsanların yalnızca tüketen varlıklar olarak hayatta kaldığı Dadaab Mülteci Kampı, Avrupa ülkelerinden gelen pratisyen hekimlerin staj mekânı olarak kullanılmaktadır. Kampta organ ticaretinin yapıldığı, insanlar üzerinde tehlikeli deneylerin uygulandığı ve BM’nin yapılanlara göz yumduğu iddiası da giderek kuvvetlenmektedir. BM’nin kontrolü altındaki kamplarda yaşanan bu olaylar, ölülerin yaşayanlardan daha şanslı sayılacağı hale gelmiştir. Bugün 650 bin kişilik mevcudu ile küçük bir ülkenin nüfusuna yaklaşan Dadaab Kampı, Somali’nin boşaltılmasında kullanılmaktadır. Yardıma muhtaç yüzbinlerce insana yaşadığı bölgelerde yardım ulaşmazken, insanlar Kenya sınırları içindeki Dadaab Kampı’na yönlendirilmektedir.
Bir yandan batılı ülkelerin bölgesel hesapları, bir yandan iç savaş, bir yandan kuraklıkla birlikte baş gösteren kıtlık Somali’yi tam bir felaketin eşiğine getirmiş durumda. Ülkenin bu duruma gelmesinin en büyük sorumlusu olan batılı sömürgeci şer devletlerin bırakın yardım etmeyi hala ülkenin yeraltı zenginliklerini daha nasıl hortumlayacağının hesaplarını yaparken, son bir yıl içerisinde Türkiye, gerek hükümet ve gerekse yardım kuruluşlarınca ülke içinde birçok alanda yaptığı yardımlarla Somali’nin kalkınmasına yardımcı oluyor. Somali halkı da Türkiyeli Müslümanların kendilerine yönelik yardımları karşısında dualarını eksik etmiyor.
Furkan Can / İnzar Dergisi – Şubat 2014 (113. Sayı)
Furkan Can