İnsanoğlunun bayram geleneği, insanın ilk imtihanıyla başlar. Hazreti Âdem’in cennete yerleştirilmesini, Kur’an şöyle tanımlar: “Ey Âdem! Eşinle beraber şu bahçeye/cennete yerleşin ve oradaki nimetlerden istediğiniz gibi afiyetle yiyip için, istifade edin, fakat şu ağaca yaklaşmayın. Aksi takdirde kendinize yazık edersiniz.” (2/35) Böylece ilk insanın nimetle imtihanı başlamış oldu. Nimete her şükür bir ibadettir. Şükürsüzlük, ibadetsizliktir. Nimete şükürsüzlük, ibadetsizliğin kapısını araladığı için şeytanın insana empoze etmeye çalıştığı ilk şey, içinde bulunduğu nimetlerin şükürsüzlüğüne kapı aralamaktı ve buradan giderek, insana olan düşmanlığının ilk zaferini kazanmış oldu.
Ne var ki şeytan, yasak ağacın meyvesinden yemelerini sağlayarak Âdem’in eşini yanılttı. Böylece onların meşakkatsiz, sıkıntısız yaşantılarının son bulmasına sebep oldu. Bunun üzerine Âdem’e, eşine ve şeytana şöyle buyurduk: “Birbirinizin düşmanı olarak orayı terk edin! Bundan böyle siz insanlar, çoğalıp yeryüzüne dağılarak ve sınırlı süreli ömrünüz boyunca orada hayat mücadelesi verip imtihan edileceksiniz.” (2/36)
Yeryüzüne iniş; insanın içinde bulunmuş olduğu nevi çeşit ürün bolluğundan, sınırları belli nimetler dünyasına iniş oluyor ki, Allah, insana şükretmenin en büyük ibadet olduğunu imtihana tabi tutarak ilk sınavı insana yapmış oldu. İnsan bu imtihanın sonucunda, şeytanın ayartmasıyla nimet sahibine şükürsüzlüğü, insanoğlunun yaratıcıya karşı nankörlük olduğunu kıyamete kadar insanlar arasında yerleştirdiğini öğrenmiş oldu.
İbrahimî dinlerde bayram; nimete şükretmek, paylaşmak, rızkı verenin Allah olduğu bilincini idrak etmektir. Dolayısıyla o rızkın sahibi, malın nereye gerekiyorsa oraya sarf edilmesini, yaratıcısına şükrederek eşyanın asıl sahibinin rabbi olduğunu, kendisinin mülkte bir emanetçi olmasıyla emanetleri dağıtma görevini yerine getirmesini ve emaneti asıl sahiplerine dağıtmasını istiyor.
Bayram bir yerde cenneti hatırlamak, ona kavuşma bilinci içinde ve özlemiyle idrak etmektir. Bu yüzden semavi dinlerin hepsinde, mutlaka bu neviden dini ibadet olan bayramlar vardır. Ve dikkatle bakılıp incelendiğinde bu bayramlar, insanların nimete olan nankörlüklerinin ardındaki cezalandırmadan sonra veya nimetin sunuşundan sonraki azgınlıklarının unutulmaması için Allah elçileri aracılığıyla insanlara şükretmeyi, paylaşmayı, Allah’ın emanetlerini ehline, ihtiyaç sahiplerine verilmesi için yılın belirli ay ve günlerinde toplumsal idrakin güçlenmesi yönünde vahiyle bildirilmiştir.
Semavi dinler açısından dört büyük kitabın fıkıh boyutuna bakıldığında bu bayramların bireysel bir şükür değil de toplumsal şükür olarak yapılan bir ibadet olduğu anlaşılır. Nitekim İsrailoğulları gökten her gün kendilerine indirilen nimeti bir süre sonra beğenmeyerek Hazreti Musa’dan yerin bitirdiği baklagiller ve sebzelerden yemeleri için haram olanı helale çevirmesini isteyerek daha yüce olan bir nimetin şımarıklığıyla aşağılanmış, yerilmiş olarak Allah, onlara yerin bitirdiklerini helal kılmıştır.
Hazreti İsa havarileriyse, Hazreti İsa’nın o kadar büyük mucizelerinin şüphesinde olmalarından dolayı peygamberlerinden, ölüyü diriltme mucizesini es geçip gökten kendileri için bir sofra indirmesini istemişlerdir. Kur’an-ı Kerim, olayı şöyle betimleme yaparak, sanki bir sinema filmi seyreder gibi canlandırıyor: “Hani havariler, ‘Ey Meryem oğlu İsa, rabbin bize gökten donatılmış bir sofra indirebilir mi?’ demişlerdi. O, ‘İman etmiş kimselersiniz, Allah’tan korkun.’ Cevabını vermişti.” (5/112)
Allah’tan korkmak, ancak nimete şükretmekle olur. Bir insan ibadetlerinin kabul olmasını istiyorsa şükür ehli olmayı bilmeli ki eş-Şekur olan Allah’ın ismine ibadetini yerine getirmiş olsun. Geçmiş kavimler ibadetlerinin eksikliklerinden dolayı helak olmadılar. Onların helakının önceliği, Allah’ın vermiş olduğu nimetlerin şükrünü hakkıyla eda etmedikleri için nimete mıtrıplaştıklarından dolayı helak olmuşlardır. Nimete mıtrıp olmak, israfı gerektirir. İsraf, nankörlüktür. Her nankörlük, iblise ayak uydurmak demektir. Bu yüzden Hazreti İsa, “İman etmiş kimseler iseniz, Allah’tan korkun” böyle bir mucizeyi istemekten. Onlar diretince, “Onlar, ‘ondan yiyelim, kalplerimiz mutmain olsun, bize doğru söylediğini kesin olarak bilelim ve ona gözleriyle görmüş şahitler olalım istiyoruz’ demişlerdi.” (5/113)
Burada İsrailoğullarının basiret körlüğü ve Allah’a nankörlükleri, peygamberleri üzerinden devam ediyor. Çünkü Allah, Hazreti İsa’ya ölüleri diriltme, alaca hastaları iyileştirme, çamurdan kuş yapıp üflediğinde kuş olup uçma mucizelerini vermesine rağmen, onlar, hala başka delil ve ispatın peşindeler. Allah da Hazreti İsa’nın dua ve senasından sonra sofrayı indirme şartını açıklıyor: “Allah şöyle buyurdu; Ben onu şüphesiz size indireceğim. Ama bundan sonra içinizde kim inkar ederse kainatta hiç kimseye etmediğimiz azapla cezalandıracağım.” (5/15) İnsan, aceleciliği yüzünden yeterince düşünüp idrak edemiyor. İbrahimî dinlerin geleneği olan tefekkür bilincine biraz zaman ayırmış olsa bayram kelimesinin nimetteki karşılığının bolluk ve bereketi, şükür ile taçlandırmak olduğunu görecektir.
Yani bayram demek, şükür etmesini bilmek olduğundan Allah’ın nimetlerle donattığı insanoğlundan istemiş olduğu karşılık, nimete şükür, şükür ise malın ve mülkün sahibinin Allah olduğunu bilmek, onu, Allah’ın kullarıyla paylaşmaktır. Bir mal paylaşıldığında şükür olur. Dünya bugün; şükürsüzlükten kaynaklanan nimetteki şımarıklıkları, çağın adını kapitalizm koyarak bayramlarımızı sosyal dayanışma ve yardımlaşma yerine eğlence panayırlarına dönüştürmüş, bayramın aslını şükretmek ve şükre rıza göstermek yerine eğlence panayırı haline getirmiş ve israfın had safhaya ulaştığı içi boşaltılmış eğlence bayramlarına dönüştürmüştür.
Yeryüzünde yaşayan nerede bir kavim varsa o kavme ait ananevi şölen veya panayırlar varsa içinde tapınmaya ait seremoniler varsa mutlaka ilahi bir nefhanın sonradan putperestleştirildiği, eğlenceye dönüştürüldüğü, israf ve israfın şükürsüzlüğe dönüştüğü bayramlar haline gelmiştir. Bu, insanların zamanla göğün kapılarına kulaklarını tıkadıklarından kaynaklanıyor. Semanın penceresinden ilahi sesin işitilmemesi, sağır olmak, şükürsüzlüğe açılan kapılardır.
Bugün artık neredeyse dini bayramlarımız şükür ibadeti yerine gösterişin, çalım satmanın, israfın kol gezdiği içi boşaltılmış eğlence panayırı haline dönüştürülmüş, kapitalizm ve paganizm sayesinde… Öyleyse gelin bu ramazanla birlikte şükür ve hamdüsena ibadetimize yeniden dönelim ve bayramları, İbrahimî dinlerde olan şükür ve hamd bayramına çevirelim. Bayramımızı, İbrahimî tevilin yeniden toplumsal yardımlaşma, dayanışma, paylaşımın bayramları haline getirerek israf ve israftan kaynaklanan cimrilik fıtratından çıkalım. Her israfçı aynı zamanda Rahman ve Rahim’in nimetlerinin tanziminden dolayı dünyanın en cimri insanıdır.
Selam ve dua ile…
mehmetakifikbal234@gmail.com
inzar
inzar