İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

“Hz. Peygamber” örneğinde Müslümanın motivasyonu

2020-02-11
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Türkçe’de güdülenme ve isteklendirme kavramlarıyla ifade edilen motivasyon; kökeni itibariyle Latince’de “hareket” İngilizce ve Fransızca’da “sevk edici”, “harekete geçirici” anlamına gelen “movere” kelimesinden türetilmiştir. Bir kavram olarak ise motivasyon; “bireyin bir hedefi gerçekleştirmeye yönelik çabasındaki yoğunluğunu, yönelimini ve ısrarını ifade eden bir süreç” olarak tanımlanabilir. Motivasyon kavramı yerine teselli ve moral kavramları da kullanılmıştır. Kur’an-ı Kerim’de motivasyon kavramı yerine müjdelemek, mutmain olmak, sekinet, sabit kılmak, sevinmek gibi kelimeler kullanılmıştır. Mesela; Hûd Suresinde Allah Teâlâ’nın Hz. Peygamber’e hitaben, “Peygamberlerin bütün hikâyelerini, senin kalbini sabit kılmak için anlatıyoruz.” buyurduğu ve ayette geçen  “sabit kılmak” kelimesini Zeccâc, Hz. Peygamber’in kalbinin teskin edilmesi olarak açıklamıştır. Temel amacı insanı hem dünya hem de ahiret saadetine ulaştırmak olan İslam Dini bu hayatın anlamını, varlığının sebebini ve bu dünyanın hedefinin ne olduğunu açık bir şekilde insanın önüne koyarak ona herhangi bir ideolojinin, fikrin, psikolojik akımın veremeyeceği teselli, moral ve motivasyonu sunmuş olmaktadır. Dolayısıyla iman eden kul, bu imanıyla güven ve huzura kavuşur. Bu güven ve huzurla hayat yolculuğuna kaldığı yerden devam etme imkânı elde etmiş olur. Hz. Peygamber tüm insanlar için bir örnektir. Her bir dava eri için Hz. Peygamber’de dava yolunda birçok teselli örneği vardır. Nitekim Hz. Peygamber henüz dünyaya teşrif etmeden evvel yetim kalmış, akabinde de annesini kaybederek de öksüz kalmıştır. Çocuk yaşta olmasına rağmen annesizlik ve babasızlık imtihanından geçmiş ve bu süre zarfında başta dadıları Ümmü Eymen, Süveybe Hatun ve Fatıma Hatun, dedesi Abdulmuttalip ve amcası Ebu Talip tarafından sık sık teselli edilmiş, moral ve motivasyon aşılanmıştır. Risalet döneminin ilk günlerinden itibaren kendisini yakın dostları ve ailesi teselli etmiştir. Hz. Peygamber’in ilk teselli, moral ve motivasyonu, kendisine ilk vahiy geldikten sonra korkuya kapılması üzerine Hz. Hatice: "Sen daima eli açık cömert biri idin, iyilik yapardın, fakir ve muhtaçlara daima yardıma koşardın. Muhakkak ki, Allah seni şeytanın aldatmasına uğratmayacaktır." sözleriyle teselli etmiştir. Hz. Peygamber, müşrikleri İslâm’a davet etmeye başladığı andan itibaren pek çok baskıya maruz kalmıştır. Onlar, ekonomik, siyasi ve psikolojik savaş ile fiziksel şiddet gibi pek çok baskı yöntemlerine başvurmuşlardır. Bunlardan birini de amcası Ebu Leheb tarafından kendisine uygulanmıştır ki çirkin söz ve davranışlarıyla Hz. Peygamber’in kalbini kırmıştır. Tebbet Süresiyle Hz. Peygambere teselli verilmiştir.  Ayrıca Taif yolculuğunda Hz. Peygamber çok büyük bir sıkıntı yaşamış, taşlanmış, dışlanmış, eziyete maruz kalmış ve derin bir üzüntü duymuştur. Allah dağlar meleğini kendisine göndermiş ve bir grup Müslüman cin topluluğuyla da Rasulünü teselli etmiştir. Mekke'de müşriklerin alay etmelerine, işkencelerine, küçük düşürmelerine hatta boykotlarına maruz kalan Hz. Peygamber, Medine'de de münafıkların ve Yahudilerin alayı ile karşılaşmıştı. İnanmayanların Hz. Peygamber’i inkâr, yalanlama, alay etme, atalarını taklitte ısrar ve mucize talebi gibi tavır ve davranışları onu son derece üzüyordu. Mekkelilerin Hz. Peygamber’e ve ashabına yönelik baskı ve zulümleri başta Hz. Peygamber olmak üzere bütün müminleri son derece sıkıntıya düşürmüş ve onların önce Habeşistan ardından da Medine’ye hicret etmelerine sebep olmuştur. Hicrete başlarken Hz. Peygamber’in söylemiş olduğu şu sözler onun psikolojisini ortaya koymak adına önem arz etmektedir: "Mekke! Sen Allah'ın en çok sevdiği şehirsin. Ben de seni çok seviyorum. Eğer halkın beni senden ayrılmak zorunda bırakmasaydı ben asla senden ayrılmazdım." Hicret eden bütün müminler yurtlarını, akrabalarını, evlerini ve eşyalarını bırakarak Mekke’den ayrılmışlardır ki böyle bir durum bugün bizzat müşahede ettiğimiz gibi son derece zor ve insana ağır gelen bir durumdur. "(Ey Muhammed!) Seni (yurdundan) kovan bu toplumdan daha güçlü nice toplumları yok ettik de onlara bir yardım eden çıkmadı." (Muhammed 13) ayet-i kerimesiyle Hz. Peygambere teselli verilmiştir. Ayrıca hicret esnasında Sevr Mağarasında yaşananlardan ötürü “Üzülme Allah bizimle beraberdir.” (Tevbe 40) ayet-i kerimesi nazil olmuştur. Müşrikler Hz. Peygamberi başta şairlik, sihirbazlık, kâhinlik ve mecnunluk olmak üzere farklı şekillerde itham etmişlerdir. Aslında bir inkârcının inkârı sebebiyle üzülmek normal ve doğaldır. Çünkü üzülmemek insanın elinde olan bir durum değildir. Hz. Peygamber de bir beşer olduğundan üzülmesi son derece doğaldır. Ona teselli verilirken, kendisine saldıranların cahil ve yoldan çıkmış kimseler olduğu (Zümer 67), iyilikten anlamadıkları gibi kendi davranışlarının iyi olduğunu zanneden zavallılar olduğu (Hac 31) bildirilmiş ve böylece ona tesellide bulunularak, kendisine moral ve motivasyon sağlanmıştır. Müşrikler Hz. Peygamber’e inanmamakla ve ona iftira atmakla kalmamışlar, onunla ve beraberindeki inananlarla savaşmaya kadar işi götürmüşlerdi. Müslümanlar ile inanmayanlar arasında yapılan Bedir, Uhud, Hendek, Mute, Tebük, Huneyn gibi savaşlarda Müslümanlar çok sayıda şehit vermişlerdi. Bedir savaşında Müslümanlar sayıca çok az olup müşrik ordusu sayıca fazla ve daha güçlü idiler. Yüce Allah, Hz. Peygamberi gökten gönderdiği orduları ile desteklemiş ve 3 bin melek yeryüzüne inmiştir (Ali İmran 121-127). Çünkü söz konusu savaşta Hz Peygamber ellerini semaya kaldırmış Rabbine yakarmış Yüce Allah da meleklerini göndererek Hz. Peygambere moral vermiştir. Dilleriyle iman ettiklerini söyleyen ancak kalpleriyle iman etmeyen münafıklar da Hz. Peygamber’i üzen tavırlar içindeydi. Allah Teâlâ onların bu tavırlarını “küfür içinde koşuşmak” şeklinde tarif etmektedir. Kalpleriyle inanmadıkları halde Müslüman olduğunu iddia eden bu grup İslam toplumu içerisinde fesat çıkarmak ve herhangi bir fesat çıktığında onun yayılıp bütün toplumu etkilemesini sağlamak için özel bir çaba sarf ediliyordu. Başta İfk Hadisesi olmak üzere İslam toplumunu etkileyen pek çok hadisede baş aktör münafıklar idi. Onlara takındıkları bu tavırlardan vazgeçmeleri söylendiğinde çeşitli yalanlarla yaptıklarını inkâr ediyorlardı: “Bunlara, “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde, “Biz ancak ıslah edicileriz!” derler.” (Bakara 11). Onların bu tür davranışlarına üzülen Hz. Peygambere “Onların kalplerinde hastalık (şüphe ve şehvet) vardır. Allah da onların hastalığını arttırmıştır. Yalan söylemeleri ve yalanlamaları nedeniyle onlar için can yakıcı bir azap vardır. (Bakara 10) ayet-i kerimesiyle teselli, moral ve motivasyon verilmiştir. Kur’ân'da en fazla bahsedilen milletlerden biri Yahudilerdir. Medine döneminde Yahudilerin muhalefet, tuzak ve suikast girişimleriyle karşılaşan Hz Peygamber’e onların Hz. Musa’ya karşı takındıkları tavır ve Musa’nın sabrı anlatılmak suretiyle Hz. Peygamber teselli edilmiş, kendisine moral ve motivasyon sağlanmıştır. Kur’ân'da Hz. Âdem, Hz. Nuh, Hz. Yusuf, Hz, İbrahim, Hz Musa, Hz İsa ve daha nice peygamber kıssaları Hz. Peygamber ve davetçiler için bir teselli, moral ve motivasyon kaynağıdır. Dolayısıyla Kur’ân’da peygamber kıssalarının bu kadar yoğun işlenmesinin sebeplerinden bir tanesi de yukarıda da bahsedildiği üzere aynı akıbetle karşılaşan Hz. Peygamber’i her defasında bir teselli,  moral ve motivasyonla desteklemektir. İslam’ın ilk yıllarında Hz. Peygamber’e inanan müminler genellikle fakirlerden oluşuyordu. Onun davetine karşı çıkan ve müminlere her türlü baskı ve işkenceyi uygulayan müşrikler ise zengin kimselerdi. Bu durum Hz. Peygamber’i üzmekteydi. Kur’ân'da ne malların ne de evlatların kişiyi Allah’a yaklaştıran unsurlar olmadığı “Mal ve çocuklar, dünya hayatının süsüdür; sürekli olan salih ameller ise, Rabbinin Katında sevap bakımından daha hayırlıdır. (Kehf 46) ayet-i kerimesiyle ifade edilmiş, kişiyi mükâfata ulaştıran sebebin iman ve salih amel olduğu ifade edilerek Hz. Peygamber teselli edilmiştir. Kur’ân'da Hz. Peygamber’e Allah'ın, zalimlerin yaptıklarından gafil olmadığı, onların hak ettikleri azabın ertelenmesinin ise yalnızca sünnetullah gereği olduğu bildirilerek teselli edilmiştir. Mekke döneminin ilk yıllarında Müslümanların karşılaştıkları zulüm karşısında Kur’ân'da Hz. Peygamber’e ve Ashaba yapılan baskı, zulüm ve işkencelerin Allah Teâlâ tarafından bilindiği haber verilmektedir. Bir yandan inananlara bu mesaj verilirken diğer yandan da müşriklere, yaptıkları bütün bu kötü söz, tavır ve davranıştan Allah Teâlâ’nın haberdar olduğu, yaptıkları bütün kötülüklerin teker teker kaydedildiği ve bir gün bunların hesabını verecekleri haber verilmektedir. Hz. Peygamber’in geceleri kalkıp namaz kılmasının emredilmesinin de onun psikolojik olarak bu ağır göreve hazırlanmasına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Fahreddin er-Râzî, bu ibadetlerin insanın hüznünü nasıl giderdiği konusunda müfessirlerin ihtilaf ettiğini belirttikten sonra mutasavvıfların şu görüşüne yer vermiştir: "İnsan bu ibadetlerle meşgul olursa rubûbiyyet âleminin nurları onun içine inkişaf eder. Bu durum gerçekleştiği vakit dünya tamamen hakir kalır. Dünya hakir kalınca da varlığı ile yokluğu arasında fark kalmaz. Bu noktaya gelen biri için dünyanın varlığı ile yokluğu birdir. Bu anlayışa sahip olan biri için de ne üzüntü vardır ne de gam.” Dini tebliğ yolunda karşılaşılması muhtemel sıkıntılara karşı kişiyi ayakta tutan husus muhakkak ki ibadettir. İbadetlerle kişi hem teselli ve moral kazanırken var olan sıkıntıları aşma konusunda da önemli bir motivasyon elde eder. Özellikle namaz, dua, zikir, sünnet oruçlar vb. ibadetler manevi bir kalkan hükmünde olup psikolojik bir destektir. Kur’ân'da pek çok ayette göklerin ve yerin hak ile yaratıldığı ifade edilmiştir: "Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri ancak hak ile yarattık." (Hicr 85). Yine Hz. Peygamber’in insanlığa hakkı getirdiği ve inanmayanların hevasına uyması durumunda göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunan her şeyin bozulacağı ifade edilmiştir. Bu ayetlerde Hz. Peygamber’e batılın görünüşte üstün olması ve hak yolda karşılaştığı engeller sebebiyle yılmaması telkin edilmiştir. Batılın üstün oluşu geçici bir durumdur. Çünkü gökler ve yer batıl ile değil hak ile yaratılmıştır. Dolayısıyla hak üzere kurulmuştur. Kâinatın fıtratı batıldan çok hakka yakındır. Devamlılık batıla değil hakka aittir. Kur’ân'da Hz. Peygamber’e hakkın her zaman üstün geleceği, batılın ise bütün ihtişamına rağmen bir gün mutlaka sona ereceği bildirilmiştir. Bu gerçeğe işaret edilirken de kâinattaki nizamın hak ile işlediği belirtilmiştir. Böylece Hz. Peygamber’e hakkın eninde sonunda üstün geleceği, batılın ise bir gün mutlaka söneceği ifade edilerek kendisine teselli, moral ve motivasyon sağlanmıştır. Tüm bunlar ile birlikte Kur’ân’da zülüm, savaş, özürlülük-engellilik, hastalık, fakirlik, korku-üzüntü ve aile içi problemler gibi hususlar hakkında da moral ve motivasyon verici ayetler bulunmaktadır. Yine tüm bunlar ile birlikte Müslüman davetçilerin ve her Müslümanın; Allah’ın isim ve sıfatlarını bilmesi, Allah’ın Müslümanların dostu ve yardımcısı olduğunu bilmesi, Allah’ın Müslümanların vekili olduğunu bilmesi, Allah’ın her şeyden haberdar olduğunu bilmesi, Allah’ın her şeye gücünün yettiğini bilmesi, Allah’ın lütfunun geniş olduğunu bilmesi, Allah’ın şefkat ve merhamet sahibi olduğunu bilmesi, Allah’ın affedici olduğunu bilmesi, Allah’ın amellerin karşılığını verdiğini bilmesi de kişiye büyük oranda moral ve motivasyon verir. Son olarak Ahirete iman, Cennet ve Cehennemin varlığı, yapılan duanın kişinin üzerindeki etkisi, İslam’da kader anlayışının varlığı, Hz. Peygamberin tüm Müslümanlara şefaat edeceğinin bilinmesi ve Allaha tevekkülün faidesinin bilinmesi de sağlıklı bir ruhi kişilik olarak kişiye yüksek oranda moral ve motivasyon sağlar. Allaha emanet olunuz.
inzar

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS