İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Hırçın Denizin Ortasında Durulmuş Bir Liman

2013-02-25
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Sizi bir nefisten yaratan ve gönlünün huzura kavuşacağı eşini de ondan var eden Allah`tır. Eşine yaklaşınca, eşi hafif bir yük yüklendi ve bu halde bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca, karı-koca, Rableri olan Allah`a: «Bize kusursuz bir çocuk verirsen, and olsun ki şükredenlerden oluruz» diye yalvardılar...
هُوَ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا لِيَسْكُنَ إِلَيْهَا فَلَمَّا تَغَشَّاهَا حَمَلَتْ حَمْلاً خَفِيفًا فَمَرَّتْ بِهِ فَلَمَّا أَثْقَلَت دَّعَوَا اللَّهَ رَبَّهُمَا لَئِنْ آتَيْتَنَا صَالِحًا لَّنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرِينَ (189) فَلَمَّا آتَاهُمَا صَالِحًا جَعَلاَ لَهُ شُرَكَاء فِيمَا آتَاهُمَا فَتَعَالَى اللَّهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ (190)

Sizi bir nefisten yaratan ve gönlünün huzura kavuşacağı eşini de ondan var eden Allah`tır. Eşine yaklaşınca, eşi hafif bir yük yüklendi ve bu halde bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca, karı-koca, Rableri olan Allah`a: «Bize kusursuz bir çocuk verirsen, and olsun ki şükredenlerden oluruz» diye yalvardılar.

Allah onlara kusursuz bir çocuk verince, kendilerine verdiği şey hakkında Allah`a ortaklar koştular. Allah, onların ortak koştukları şeylerden yücedir.

Allahu Teâlâ’nın Zat-ı Akdesi tektir. Teklik yalnız Allahu Teâlâ’ya hastır. Belki de tek olan yalnızca Zat-ı Akdes’i olsun diye Allahu Teâlâ her şeyi çift yaratmış. Canlı cansız ne varsa… Gökten inen yağmurdan tutun da görülemeyen elektronlara kadar her şeyi çift yaratmış… Çiftler bazen dişil eril, bazen de artı eksi olarak ifade edilse de her halükarda birbirinin çiftidirler.

Ve çiftlerin her biri diğerine karşı meyil sahibidir. Birbirlerine karşı çekim özelliğine sahiptir. Bu da yaratılmışlardaki kemale olan meyil dolayısıyladır. Zira her şey tek başına noksandır, eksiktir. Kendisini en kısa yoldan çifti ile tamamlamak/kemal bulmak ister. Tek başına yarımdır. Ancak çifti ile tam olur. Mıknatıstaki zıt kutuplar yani çiftler (artı eksi kutuplar) arasındaki çekim, mahlûkattaki bu özelliğin en bariz örneğidir. Aynen bu şekilde aralarında çekim özelliği olmayan hiçbir mahlûk yoktur.

Mükemmeldeki noksaniyet daha aleni, daha belirgindir. Mahlûkatın en mükemmeli insandır. Bu yüzden insanda bulunan tek başına eksik olma özelliği daha belirgindir. İnsan denilen mahlûk bu noksanlıktan en fazla etkilenen ve en fazla muzdarip olandır. O yüzden insan kendi çifti ile en mükemmel birlikteliği oluşturur. Mahlûkatın en mükemmel aile düzeni insanoğlunda vardır. Ve bu birliktelikten maksimum faydayı, kemale ermeyi insanoğlu elde eder.

Ele aldığımız ayet-i kerimede geçen لِيَسْكُنَ (ta ki sükûnete ersin) ibaresi insanoğlunun eşi ile birliktelikten elde edeceği maksimum hayra işaret etmektedir. Zira sükûn kemalin en belirgin özelliğidir. Nasıl ki hırçınlık noksanlığın, istikrar bulamamışlığın en belirgin alameti ise… İnsanoğlunun ihtiyarlıkta daha sakin olması, sükûnetin kemale delalet ettiğini, bunun aksine genç iken hırçın olması da sükûnetin zıddının noksanlığa delalet ettiğinin delilidir. Hz. Resulullah (s.a.v)’ın; “Sabah evinden çıkan gencin akşam evine geri dönmesi şaşılacak şeydir.” sözü belki de bu hikmete binaendir. Yine “Gençlerinizin en hayırlısı ihtiyarlara benzeyeninizdir. İhtiyarlarınızın en şerlisi ise gençlere benzeyeninizdir.” hadis-i şerifinde aynı şekilde ihtiyarlıktaki sükûnetin kemal olduğuna işaret vardır.

Ayet-i kerimenin Hz. Âdem (a.s) hakkında nazil olduğu ve ikinci ayette yer alan “فَلَمَّا آتَاهُمَا صَالِحًا جَعَلاَ لَهُ شُرَكَاء” ibaresine binaen Seyyid Kutub’un ifade ettiği gibi, bazı tefsir kitaplarında Hz. Âdem (a.s)’e peygamberlik makamına münafi bazı ithamlar yapılmaktadır. Oysa bu ithamların Yahudilerin fasid inançlarının eseri olduğu aşikârdır. Böyle yakıştırmalardan bir peygamber olarak Hz. Âdem münezzehtir ve bu ayet-i kerimenin inceliği göz önüne alındığında burada şirk koşma durumunun Hz. Âdem(a.s)’e değil de nefsin bir zafiyeti olduğu ve dolayısı ile Müslüman ebeveynlerin bu zafiyete karşı dikkatli olmaları gerektiğini Muhammed Hüseyin Fadlallah güzel bir şekilde izah etmiştir.

هُوَ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ ibaresi Allahu Teâlâ’nın kudretine delalet ederken aynı şekilde kainattaki yaratmasında cari olan hükmün tasarruf olduğuna da zımni bir işaret vardır. Zira ilk ve tek olan nefis, insanlığın tohumu mesabesindedir ki bu, yani tohumla çoğaltma, yaratmadaki tasarrufun zirvesini ifade ediyor. Ve aynı şekilde insanlar aynı ve tek olan nefisten tabiri caizse bir nevi kopyalandıkları için ilk insan ile diğer tüm insanların fıtratları esasta birdir ve bunu en iyi bilen Allahu Teâlâ’dır. Öyle ise nefsi yaratıcısından öğrenme ve uyarılarına riayet etme ihtiyacı hâsıl oluyor.

Aynı şekilde insanlığın farklı nefislerden değil de tek bir nefisten türemiş olması ülfet ve taattufün olması gerektiğine, kavmiyetçilik ve benzeri şeytani unsurların peyda ettiği suni ayrışmalardan doğan kin ve düşmanlığın olmaması gerektiğine işaret vardır. Allahu Teâlâ e’lemu…

وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا zevcesinin o ilk nefisten yaratılmış olması asıl unsurun erillik olduğuna dişiliğin ise onun mütemmimi olduğuna işaret ediyor. Dolayısı ile ister toplumsal ve isterse ailevi olarak da bakacak olursak mükemmel düzenin sağlanması hem evde hem de toplumda erilliğin asli unsur dişiliğin ise onun mütemmi olması ilkesinin kaim olmasına bağlıdır.

Şu gıyabi soruyu da cevaplandırsak kanaatimizce iyi olur; “Yaradılışta üstün olan erilliktir, dişilik mertebe olarak onun aşağısındadır. Ama bu bütün erkekler bütün kadınlardan üstündür, daha hayırlıdır manasında değildir. Nice kadın var ki binlerce erkeği toplasan hayır ve üstünlükte ona yetişmezler.”

Ayrıca şu ince nükteye de değinmekte yarar vardır; “Allahu Teâlâ meleklere Âdem’e secde etmesini emrettiği zaman henüz zevcesi ondan ayrılıp tek başına ayrı bir mahlûk olarak var edilmemişti. Yani kadının nüvesi daha henüz Âdem ile bitişik idi. Dolayısı ile meleklerin Âdem(a.s)’e secdesi insanların hem erilliğine ve hem de dişiliğine idi. Ve bu secde yeni yaratılan cinsin her iki nev’inin de mükerrem ve diğer mahlûkata üstün durumda yaratılmış olduğuna işaretti.

لِيَسْكُنَ إِلَيْهَا burada eşinin ondan var edilmesinin temel amacına işaret ediliyor. O da erkeğin kadında sükûnet bulmasıdır ki yukarıda da değindiğimiz gibi sükûnet kemalin muşahhas halidir. Bazı veli zatların bir süre sonra evlenmeye karar verirlerken sebebin sorulmasına; “Ben hangi makamı geçtimse baktım ki evlilerin makamına yetişemiyorum” cevabını vermeleri bu iddiayı ispata yeterdir kanaatindeyiz. Yine İmam Malik’in eşinin cenazesi yıkanırken; “Allah rızası için bana bir eş bulun” isteğinin yadırganmasına; “Bekâr kalmaktan Allah’a sığınırım” sözü de nefis tezkiyesinde zirveye ulaşmış zatların sırf şehvani meyilden olmasa gerek. Öyle ise erkek kemalliğini zevcesi ile bulmaya çalışacak. Zevce de erkeğinin hırçınlığını gideren, sükûnetini sağlayan bir liman olma misyonunu hiçbir zaman unutmayacak, diğer tüm görev ve sorumluluklarını bu asli görevinden sonraya atacaktır. Aksi halde toplum ifsattan hiçbir zaman kurtulamayacaktır. Bu sadece ahlaki ifsad da zannedilmesin. Düşünün ki teskin olmamış sayısız hırçının kol gezdiği bir toplumun uğrayacağı akıbeti… Bu toplumun sonu helakten başka bir şey değildir.

فَلَمَّا تَغَشَّاهَا münasebetten kinayedir. Sarmalamak, kucaklamak manasındadır. Seyyid Kutup’un; “Allahu Teâlâ ne zamanki eşler arasındaki münasebetten söz ederken edebin zirvesinde kelimeler kullanması, eşlerin bu eylemi gerçekleştirirken takınması gereken edebe işaret ediyor.” hakikatini hatırlatması Müslüman çiftler için riayet edilmesi gereken bir uyarıdır. Zira bir Müslüman yaşamının bir saniyesinde dahi hayvanlaşamaz. Sırf hayvani zevki için ne savaşta düşmanını cezalandırırken ne de ailesi ile münasebette bulunurken beşeriyetini hayvanlık derekesine düşüremez.

حَمَلَتْ حَمْلاً خَفِيفًا فَمَرَّتْ kadın rahmindeki döllenmiş yumurtaya işaret vardır ki çiftler bunun farkında bile değiller. Ama فَلَمَّا أَثْقَلَت دَّعَوَا اللَّهَ رَبَّهُمَا لَئِنْ آتَيْتَنَا صَالِحًا لَّنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرِينَ ne zamanki döllenmiş yumurta bir cenine dönüştü ve bu zahir alemde apaçık bir şekilde görülmeye başlandı, çiftler daha yeni onun üzerine üşüşmeye başlarlar. Oysa tohumu ilk atıldığı zaman bunun farkında değillerdi ve oralı bile olmuyorlardı. Ama ne zaman ki bir meyve olarak gözlerinin önünde durdu daha yeni önemini kavramaya başlarlar ve دَّعَوَا اللَّهَ رَبَّهُمَا لَئِنْ آتَيْتَنَا صَالِحًا لَّنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرِينَ Allahu Teâlâ’ya yalvarmaya başlarlar. Muhammed Hüseyin Fadlallah bu ibarenin insanın değer verdikleri hakkında korku ile ümit arasında olması özelliğine işaret ettiğine vurgu yapıyor. Ve tıpkı denizin ortasında fırtınaya yakalanan gemideki insanların Allahu Teâlâ’dan başka bir sığınak bulmadıkları ve isterli inançlı isterse inançsız olsun bütün insanların fırtına esnasında Allah (cc)’a sığındıkları gibi doğacak olan çocuk hakkında da insanlar Allah (cc)’tan başka sığınacak bir melce bulamıyorlar. Zira doğacak olan çocuğun sıhhatine müdahale insanoğlunun şu anda bile müdahale edebildiği en kısıtlı alanlardan biridir. O yüzden ebeveynler ister iman ehli olsun isterlerse inançsız olsunlar Allah (cc)’a sığınmaktan ve Ondan ümit etmekten başka bir seçenekleri bulunmamaktadır. O yüzden Allahu Teâlâ bu duygu yoğunluğu esnasında korkunun hâkim olduğu bu andaki halin kifayet eden bir hal olmadığını beyan ediyor. Tam aksine bunun oturtulması, mütemekkin hale getirilmesi gereken bir hal olduğunu ifade ediyor. Zira eğer bu hal mütemekkin bir hal almazsa; فَلَمَّا آتَاهُمَا صَالِحًا جَعَلاَ لَهُ شُرَكَاء فِيمَا آتَاهُمَا ibaresinde ifade ettiği gibi bu tam zıddı ile yer değiştirir. Ve Allah muhafaza salihata meylettirmesi gereken hal onu en büyük günah olan şirke dahi sokabiliyor.

Ezcümle; kadın ünsiyet ve sükûnet bulunulsun diye Allahu Teâlâ tarafından nefsin bizzat kendisinden yaratılmış dolayısıyla yaradılışının temel amacı erkeği tekmil etmek, ona sükûnet sağlamaktır. Bu sükûnetin meyvesi de ebediliğin küçük bir versiyonu olan neslin devamıdır. Ama bu meyve insana ebediliği verebildiği gibi bir yan etki olarak da onu saptırabilir de… Müslüman ebeveynlerin buna karşı azami tedbirli olmaları gerekiyor.

Faruk Hamza / İnzar Dergisi – Şubat 2013

 


Faruk Hamza

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS