İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

HİKMETLE VE GÜZEL NASİHAT İLE DAVETİN İLKELERİ

2022-12-26
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

“(Ey Resulüm!) Sen, Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel nasihatle davet et. Onlarla en güzel üslup ne ise onunla mücadele et! Hiç şüphesiz Rabbin, yolundan sapanları herkesten iyi bildiği gibi, doğru yolda olanları da herkesten iyi bilir.” (Nahl: 125) Bu ayet-i kerime, davetin en temel ilke ve esaslarını bize açıklıyor. Hangi devir ve nesilde olursa olsun davetin bu ilke ve esaslara dayanması ve bu esaslara uygun olarak yapılan davetin üslup, yöntem ve metotlarını belirliyor. Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem başta olmak üzere, İslam’a davet faaliyetlerini yürüten tüm davetçilerin yolu ve yordamını, edep ve ahlaki ilkelerini belirliyor. Öyleyse Kur’an’ın doğrudan belirlediği bu davetin ilkeleri nelerdir? Ona bir göz atalım: 1-Hikmet ile davet: Bu davet, muhatabın psikolojik ve sosyolojik durumunu göz önünde bulundurması, her defasında ne kadar anlatılmasının uygun geleceğine dikkat etmeyi, insanların bünyesi hazırlanmadan onlara yükümlülükler yağdırmaması, onlara nasıl hitap edileceğini iyi seçmeyi, şartlara ve durumlara göre bu hitap yöntemini ve yolları çoğaltmasını gerektirir. Acelecilik, duygusallık ve tepkisellik ile işi zora koşarak hikmetin sınırlarını aşmaktan uzak durmasını bize öğretir. Şu halde davetçinin tebliğ esnasında dikkatli ve basiretli olması gerekir. Muhatap kişinin zihin, yetenek ve şartlarının göz önünde bulundurulması ve mesajın bunlara uygun bir şekilde iletilmesi gerekir. Ancak aynı metot herkese veya her gruba uygulanmamalı, aksine önce muhatabın psikolojisi ve hastalığı teşhis edilmeli, ona göre zihin ve kalbi uyarılarak hitap edilmelidir. 2-Güzel nasihat ile davet: Bu davet; yumuşak bir üslupla kalplere girmeyi, tatlı sözle duyguların derinliklerine inmeyi gerektirir. Gereksiz ve yersiz söz, kırma, azarlama ve zorlamaya başvurmamayı icap ettirir. Bilgisizce veya iyi niyetten olabilecek hataları yüze vurmamayı, sıkıntı yaratacak halleri deşifre etmemeyi zorunlu kılar. Nasihatteki yumuşaklık, çoğu zaman katı kalpleri bile yumuşatır, doğru yola meylettirir. Birbirinden nefret eden gönülleri bile yakınlaştırır, kaynaştırır ve birleştirir. Güzel nasihatle alakalı şu iki noktaya dikkat etmekte fayda vardır:
  1. a)Davetçi kişi, muhatabını sadece mantıki ikna metotlarıyla değil, aynı zamanda duygularını cezbederek de inandırmaya çalışmalıdır. Sadece sapıklık ve kötülüklerin yasak olduğu hususlar üzerinde durmamalı, aynı zamanda insan doğasında var olan kötülük aleyhtarı tutumu, karşısındaki insanda uyandırmaya çalışmalıdır. Bu kötülüklerin sonuçlarıyla da muhatabını uyarmalıdır. Bunun yanı sıra hidayetin ve iyi amellerin mükemmel ve doğru olduğunu mantıken kabul ettirmeye çalışmakla kalmayıp aynı zamanda onu sevdirmeye çalışmalıdır.
  2. b)Nasihat, karşıdakinin mutluluğu ve refahını düşündüğünü gösterir bir tarzda olmalıdır. Öğüt veren kişi karşısındakini küçük gördüğünü veya kendi üstünlüğü ile övündüğünü gösterecek bir davranıştan kesinlikle uzak durmalıdır. Muhatap, öğüt verenin kendisini düzeltmeye ve mutluluğa ulaştırmaya çabaladığını hissetmelidir.
3- En güzel bir üslup ile mücadele ederek davet: Bu davette, muhatabın üzerine yüklenmek, sesini yükselterek, el kol hareketi yaparak tehdit işareti yapmak yok! Muhatabı horlamak, aşağılamak, basit görmek, sözünü keserek kaale almamak yok! Bilakis sözünü dinledikten sonra makul bir şekilde cevap vermek davetçinin edebi olmalıdır. Böylece muhatap, davetçinin amacının tartışmada üstün gelmek olmadığına kesin kanaat getirmeli, tek amacının gerçeğe ulaşmak olduğunu anlamalı ve kendisine değer verildiğini hissetmelidir. Her insanın kendine özgü bir mizacı, gururu ve inadı vardır. Yumuşak bir üslupla yaklaşmadıkça, savunduğu düşüncesinden vazgeçmez ki, senin sözünü dinlesin. Genellikle tartışmalarda savunulan görüşün değeri ile kişinin kendi onurunun değeri çabucak birbirine karışır. Bu sefer görüşünden vazgeçmeyi onurundan, saygınlığından ve değerinden ödün vermek şeklinde değerlendirir. Uzman bir davetçi, güzelce tartışarak yürüttüğü esnek bir mücadele ile bu hassas noktayı garanti altına alır. Karşıdaki muhatabın, kendi kişiliğinin korunduğunu, değerinin ve onurunun güvende olduğunu, davetçinin Allah için bir gerçeği dile getirmekten başka bir amacının olmadığını, kendi kişiliğini güçlendirmek, görüşünü sağlamlaştırmak ve muhatabın görüşünü çürütmek için çalışmadığını anlayınca hemen yumuşar ve aynı düzeyden konuşmaya başlar. “En güzel şekilde mücadele et” emri, davetçinin tatlı bir dile sahip olması, soylu bir davranış göstermesi, akli ve cezbedici fikirler öne sürmesi, dalaşma ve tartışmaya girmemesi gerektiğini ifade eder. Başkalarıyla en güzel şekilde mücadele eden kimse, suçlamalara, çarpık fikir ve iğneli sözlere yönelmez. Bilakis alçak gönüllü ve olgun bir eda ile ikna yolunu seçmek durumundadır. Bu davet, sadece Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak amacıyla sadece onun yoluna yapılan bir çağrıdır. Davetçinin özel şahsına ve milletine ait herhangi bir şey söz konusu değildir. Onun bu davet ile Allah'a karşı görevini yapmaktan başka bir kazancı yoktur. Ne dava üzerinde ne de kendisi aracılığıyla doğru yola gelenler üzerinde bir üstünlüğü söz konusu değildir. Bunların ötesindeki mükâfatını vermek ise Allah'a aittir. Bu tarzdan davet üslubunun, Resulullah sallallahu aleyhi vesellemin hayatında ve Sahabe-i kiramın uygulamalarında sayısız örnekleri vardır. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem’in Medine heyetiyle gerçekleştirdiği birinci Akabe Beyatinden sonra, Medine'ye davetçi olarak gönderdiği Mus’ab bin Umeyr’in davet üslubu, bu tarzdan çarpıcı örneklerle doludur: Mus’ab bin Umeyr; bir gün tebliğ amacıyla Es'ad b. Zürare ile birlikte Zafer oğulları bostanlarına gidip Oradaki Merek diye anılan kuyunun başına oturdular. Medinelilerden, birçok insan gelip onların yanına toplandı. Abduleşhel oğulları kabilesinin büyükleri Sa'd b. Muaz ile Useyd b. Hudayr, bunları görünce çok sinirlendiler. Sad b Muaz, onları oradan kovmak için Useyd b Hudayr’ı onlara gönderdi. Useyd b. Hudayr kısa mızrağını alıp onlara doğru ilerledi. Es'ad b. Zürare, onun gelmekte olduğunu görünce Mus'ab b. Umeyr'e "Şu gelen, kavminin efendisidir, ona göre konuş." dedi. Mus'ab b. Umeyr, "Oturursa kendisiyle konuşurum!" dedi. Useyd b. Hudayr, sövüp sayarak gelip tepelerine dikildi ve “…Eğer hayatınız size gerekse, hemen yanımızdan ayrılın, gidin!" dedi. Mus'ab b. Umeyr, yumuşak bir üslupla "Biraz oturup söyleyeceklerimi dinlesen; beğenirsen kabul etsen, beğenmezsen, dinlemekten yüz çevirsen olmaz mı?" dedi. Useyd b. Hudayr, "Yerinde bir söz!" dedikten sonra, mızrağını yere saplayıp onlarla oturdu. Mus'ab b. Umeyr İslamiyet üzerine bir konuşma yaptı ve ona Kur’an’dan ayetler okudu. Useyd b. Hudayr, Mus’ab’ın sözlerini dinledikçe yumuşadı ve yüzünde İslâm'ın nuru parladı. Ve okunan Kur’an ayetleri hakkında: "Bu ne kadar güzel, ne kadar yüce söz" dedi… Ve oracıkta Müslüman oldu. Sonra "Gerimde bir adam var ki, o size tabi olursa, kavminden hiçbir kimse ona muhalefet etmez, ondan geri kalmaz. O, Sa'd b. Muaz’dır! Ben şimdi onu size gönderirim!" dedi. Useyd b Hudayr kavminin yanına döndü. Onlar, bir araya toplanmış onu bekliyorlardı. Sa'd b. Muaz ona bakınca "Allah'a yemin ederim ki; Useyd, yanınızdan gidişinden başka bir yüzle geldi!" dedi. Useyd b. Hudayr "O iki adamla konuştum. Vallahi ben onlarda bir sakınca görmedim. Bununla birlikte, kendilerini men ettim. Onlar da, 'Biz senin istediğini yaparız!' dediler. Sa'd b. Muaz, "Vallahi, sende beni tatmin edecek bir şey göremedim!" dedikten sonra, onlara doğru ilerledi. Es'ad b. Zürare, Mus'ab b Umeyr'e "Ey Mus'ab! Vallahi, sana bu kavmin efendisi geliyor ki, kendisi sana tabi olursa, onlardan iki kişi bile sana muhalefet etmez!" dedi. Sa'd b. Muaz onları sakin ve telaşsız görünce, Useyd b. Hudayr’ın ancak onların söyleyeceklerini kendisine dinletmek istediğini anladı. Sövüp sayarak, üzerlerine dikildi. Es'ad b. Zürare'ye daha sert çıkışlar yaparak tehditler savurdu. Mus'ab b. Umeyr, ona da "Biraz oturup söyleyeceklerimi dinlesen; beğenirsen kabul etsen, beğenmezsen dinlemekten yüz çevirsen olmaz mı?" dedi. Sa'd b. Muaz "Yerinde bir söz!" dedi ve mızrağını yere saplayıp oturunca, Mus'ab b. Umeyr ona İslam’ı anlattı ve Kur’an’dan ayetler okudu. Sa'd b. Muaz, Mus'ab'ın okuduğu Kur’an ayetlerini dinleyince "Ben şimdiye kadar hiç bilmediğim bir şeyi dinledim!" dedi ve imanını açıklayarak İslam ile şereflendi. O gün akşama kadar onların mahallesinde Müslüman olmayan tek bir kişi kalmadı. (M Asım Köksal İslam Tarihi: c, 6. S, 16-19) Evet, delil ile tartışma dairesi dışına çıkılmadığı sürece, davetin ilkeleri bunlardır. Ancak davet edenlere bir saldırı yapıldığında durum değişir... Saldırı sıcak bir savaşı ifade eder. Hakk’ın onurunu korumak, batılın azgınlığını bertaraf etmek için misli ile karşılık vermek bir zaruret halidir. Ancak saldırıya cevap verirken sınırlar aşılmamalı, aşırılıklara meydan verilmemelidir. Kuşkusuz İslâm, adalet dinidir, daima barışı, diyaloğu ve saldırmazlığı öngörür, kendisini ve Müslümanları saldırılardan korur, fakat kendisi saldırganlık yapmaz, buna tenezzül etmez. Sonuç olarak davetçi kendi mesajını yukarıdaki ayeti kerime ışığında belirlediğimiz kaideler çerçevesinde iletirken karşısındakini de nezaketle dinlemek zorundadır. Evet, karşıt insanları dinlemek çok zordur ve büyük bir sabır ister. Ama dinlemeden muhatabı anlayamazsın, anlamadan da onun hakkında doğru bir yargıda bulunamaz, sağlıklı bir karar veremezsin.
Mehmet Şenlik

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS