İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

HİKMET KÂSELERİ Hürriyetten aşka; aşktan hürriyete

2020-08-16
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Hürriyet, bilinen anlamının yanında sıcaklık, susuzluk, kurtuluş ve doğruluk gibi manalara gelir. Bu cihetle hürriyet ile hararet, hürriyet ile tahrir (kurtuluş-doğruluk) aynı köktendir. Bu itibarla da “hürriyet” lafız olarak iki zıt manayı, iki zıt hali ifade eder. Hürriyetin bir ucu hareket bir ucu yörüngedir. Kâinatta her şey feleğinde-yörüngesinde döner. Ve bu döngüde aynı anda hem aşk hem de özgürlük vardır. Hareket edebildiği için özgür; bir yörüngeye, çekim noktasına bağlı olduğu için de âşıktır. Fakat dönen şey eğer bunu hayranlıkla yapıyorsa âşıktır. Eğer kerhen yapıyorsa esirdir. Bu nedenle aşk ile esaret arasında ince bir çizgi vardır. Ve kâinatta yaratılışın en önemli sırlarından birisi budur. İnsan ruh olarak, zürriyet olarak Hakk’ın katında Zatına âşıktı. Burada mutlak bir aşk ve bağlılık vardı. Fakat hareket zahiri-açık değildi. Bu nedenle Hak Teâlâ, insanı tahrir etti. Onu yaydı, ona hareket bahşetti. Zürriyet ile zerre aynı köktendir. İnsanın zürriyeti en başta her şeye şahittir. Şahitlik nazardır. Hazdır. Haz da aşktır. Rabbin, Âdemoğullarından, bellerindeki zürriyetlerini alıp da onları kendi nefislerine şahit tutarak: Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dediği vakit, "pekâlâ Rabbimizsin, şahidiz" dediler. Ya da, atalarımız daha önce şirk koşmuşlardı. Biz onlardan sonra gelen bir nesil idik, şimdi o batıl yolu tutanların yaptıkları yüzünden bizi helâk mi edeceksin, demeyesiniz diye yapmıştık (Araf:172-173) Ayette geçtiği üzere zürriyetin şehadeti zerrenin iç âlemindeki şehadetine benzer. Zerre-atom, kendi içinde döner. Aşkı vardır fakat bu, müşahede edilmediği için özgürlüğü ifade etmiyor. Bu nedenle atom bombası, nükleer enerji, çekirdeklerin yörüngeden çıkarılmaları sonucunda oluyor. Burada aşktan özgürlüğe geçişin ortaya çıkardığı büyük bir enerji var. Bu özgürlüğe geçişin enerjisidir. Ya da aşkın özgürlüğe dönüşmesidir. Belki de bu, atom-zerre çekirdeklerinin aşk dairesinde rahatsız edilmelerinden dolayı ortaya koydukları tepkidir. Belki de “bize karışmayın rahat bırakın bizi, bırakın feleğimizde delice dönelim” tepkisidir. Ve insan atom çekirdeklerini yerinden edince aşkın tepkisini ortaya koyuyorlar. O küçücük noktada bu kadar devasa bir enerji var. Buna rağmen patlamıyor. Çünkü aşkla dönüyor. Bundan memnun… İnsan, aşıkken kendini kafeste hissetmez, hayranlığı ve aşkı bitince böyle hisseder. Hak Teâlâ aşk ile özgürlük arasında böyle bir ayar koymuş. Bir zerredeki çekirdekler gibi insanın zürriyeti hakkın feleğinde dönüyordu ve hak ona özgürlüğü tattırmayı murad etti. Ama bu da hürriyet oldu. Hürriyet hararet oldu. Bir araç hür bir şekilde çok yol alırsa hararet yapar. Çünkü ucu açık belirsiz yol hararet yapar. Araba bile bir noktadan sonra harareti ister. Aşkı ister. Adeta, “öyle sürekli yol almak yok. Bir menzil bir erek gerek” diyerek hararet yapar. Sonunda aşka varmayan özgürlük avareliktir. Hak, birbirinden ayrılmaz biçimde hürriyet ile harareti birlikte kılmıştır. Hürriyet hareketi, hararet aşkı ifade eder. Ve insan hararet ettikçe hareket hararet meydana getirir. Ve böyle devam eder. Hak durağanlığı sevmez çünkü özgürlerin aşkını ister. Yoksa mecburen dönmek ile hayranlıkla dönmek nasıl ayırt edilsin Taşlar Allah’a olan aşkında yuvarlanır. Bu da aşk ve özgürlüktür. Taş katıdır, içi kıpır kıpırdır ama arif olmayanlar bunu bilmez. Bu nedenle taş yuvarlanarak bunu gösterir. Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı; artık kalpleriniz taş gibi, hatta daha da katıdır. (Bakara:74) Kalp katılaşması, kalbin aşkını gösterme kabiliyetini yitirmesidir. Her şey feleğinde döner, hareket ve kavuşma birliktedir. Kavuşunca sakinleşir, sakinleşince özgürlüğü ister, özgürlüğe gidince özlem başlar. Özlem, özgürlüğün aşk arayışıdır. İnsan özgürleşmeden özlem duymaz, sadece aşkını yaşar. Kulluk ve kurtuluş, diğer ucu hararet-harran yani sıcaklık ve susuzluktur. Hürriyet, bu iki halin toplamıdır. Fakat uygulamada çoğu kimse hürriyeti sadece bir cihetten ibaret sanır. Bu da işin tabiatını bozar. İRADE VE MURAD İrade insanda seçme kabiliyetidir. Ama her murad iradeyi sınırlar. Bu nedenle murad, iradeyi sınırlar. Ama murad iradenin aşkı olduğu için irade ısrarla ve hararetle muradına ermek ister. Muradı olmayan irade havadır. BAĞIMSIZLIK VE BAĞIMLILIK Hürriyetin diğer kanadı kulluk, ilim ve doğruluktur. Meryem'in Annesi: “...Rabbim! Karnımdakini sana kulluk etsin diye onu sana adadım” demişti. (Al-u İmran-35) Ayette geçen “muharrar” kelimesi hürriyetle aynı köktendir ve kurtuluş, doğruluk, ilim gibi manalara gelir. İmran'ın Hanımı duasında hürriyetin diğer yönüne vurgu yapmıştır. Çünkü hürriyet varsa aşk hem içtendir, hem de zahirdir. İmran’ın karısı karnındakini mecburen değil hayranlıkla bağlı olmasını istemiştir. Bunun için onun azat ederek adamıştır. Önce bağımsızlık olacak ki bağımlılık iradesi söz konusu olsun. Eğer bağımsızlık olmadan bağımlılık olursa aşkın ispatı olmaz. Bu nedenle Hak Teâlâ “hür kadınlarla evlenmek için sabredin” buyurmuştur. Çünkü hür kadın aşkını gösterebilme ve ispat edebilme şansına sahiptir. Köle kadın ise aşkını gösterebilir ama ispat edemez. YAZ-IN ÖZGÜRLÜĞÜ Yazıya ve yazıyı düzeltme işine de “tahrir” denilir. Yanlıştan arındırılmış manalı yazı hür yazıdır. Demek ki bilgi insanı özgürleştirir. İlim, harareti serinliğe çevirerek insana haz, genişlik ve huzur verir. Bilgi tahrir aracıdır. Yazı özgürleştirir. Çünkü yazı, yazı getirir. Sıcaklığı getirir. Yaz mevsimi aşk ve özgürlüğün toplamıdır. Çünkü insan üzerlerindeki elbiselerden yüklerden yazın kurtulur. Bu da ona hafiflik ve özgürlük olur. Sıcaklık da meyveleri olgunlaştırır. Bu da aşk olur. DİNDE ZORLUK VAR MI Kİ DİNDE ZORLAMA OLSUN Hak Teâlâ insanı ikrah etmekten zorlamaktan ziyade gönülden bağlılığını ister. Göklere ve yere gönülden veya zorla-kerhen gelin dedik onlar gönülden geldik dediler. Burada aşk-özgürlük döngüsü sadece insan için değil dağlar taşlar gökler yerler için de geçerlidir. Dinde ikrah yoktur, bu zorlama olarak ifade edilir. Burada klasik ekolde Müslüman gayrı Müslim ayrımı yapılıyor. Dine girmede zorlama yok ama daire içinde olanlar için var deniliyor. Dinde ikrah yok, bir kere dinde kerih görülecek, insanın içine sinmeyecek bir şey yok. Bu nedenle insan dinin önce kerih olmadığını anlayacak ki ikrah zorlama ortadan kalksın. Dinin mensupları için dahi olsa dinde ikrah yoktur. Çünkü kerih görecekleri bir şey yok. Eğer dinde bir şeyi kerih görürlerse zaten o daireye dahil değiller. Kerih görmedikten sonra ikraha zaten gerek yok. Amel yoksa bile hürmet ve saygı vardır. İnsanlar hikmeti bilmeden kerih görme durumundan mutlak anlamda kurutulamazlar İkrah, kerih, kürh; zorluk ve çirkin görme anlamındadır. Allah hem kolayı hem güzeli ister. Dinde zorluk ve nefret yoktur. Bu nedenle dinde ikrah yoktur” mutlaktır. Belki dinin mensupları için farklı bazı yönleri vardır o kadar. Yoksa ikrah aşkı ortadan kaldırır. Bu da Allah’ın insanı yaratması muradına uygun değildir. Zira emredileni yapmak meleklerin vasfıdır. DİNDE FOBİ YOKTUR Dinde ikrah yoktur ayetinin bir anlamı da dinde fobi olacak durumlar yoktur demektir. Korkulacak, çekinilecek bir şey yok. Her şey doğal, fıtri ve kolaydır. MEKRUH İslam fıkhında mükelleflerin fiilleri arasında sayılan “mekruh” kelimesi “içerisinde zorluk ve sıkıntı bulunan, hoşa gitmeyen, çirkin ve kötü görülen şey” demektir. Mekruh özgürlüğü kısıtlayan bir mefhum değildir. Çünkü çirkindir. Çirkin de özgürlüğü kısıtlamaz Mekruh İslam’da her şeyin aşk ve özgürlükle olmasını ifade eden bir nitelik taşır. Sakınacağın şeyi kerih-çirkin gör, çirkinse ondan sakın.
Abdulhakim Sonkaya

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS