Bu bölümde inşallah davetle ilgili bazı önemli konuları izah edeceğiz.
Davette birçok araç ve vesile vardır. Biz bu bölümde davetin üç boyutunu temsil eden DAVET-TEBLİĞ VE İRŞAD konularını ele alacağız.
DAVET-TEBLİĞ
Davetin üç boyutu vardır.
Tebliğ, mesajı ulaştırmaktır.
Davet, şahıstan şahısadır.
İrşat ise davet ile tebliğin toplamıdır. Hem mesaj vermeyi hem de şahsa yol göstermeyi ve örnekliği ifade eder.
Davet, çağrıdır. Cazibesi ve faydası olana davet etmektir. Tebliğ ise ulaştırmaktır. Bu manada tebliğ ile davet zıt bir anlam ifade eder.
Davet, somut ve örnek olana yapılır. Tebliğ ise mesajın-risalenin ulaştırılmasını esas alır. Bu nedenle Hak Teâlâ, “onlar ki Allah’ın risalelerini tebliğ ederler” buyurur. Burada tebliğ edilenin mesaj oluğu açıktır. Buna göre davet, örnekliği olan mesajı taşıyan kişiye yapılır. Tebliğ ise mesajı iletmektir.
Davetiye, sevinç ifade eden vesileler için yapılır. Düğün davetiyesi, yemek davetiyesi buna örnektir. Buna göre davette somut bir sunumun olması gerekir. Bir vaadin olması lazımdır, aksi takdirde davet boşuna yapılmış olur. Buna icabet edenler hayal kırıklığına uğrar.
Bunun gibi İslam’a davetin somut ve peşin vaatlerinin olması gerekir. Sırf vadeli vaatler davette her zaman somut netice vermeyebilir, bu nedenle peşin vaatlerin olması şarttır.
Baliğ ile tebliğ aynı köktendir. Buluğ yaşı ihtilam ile gerçekleşir. İhtilam da halim olmayı ifade eder. Halim, akıl ve sabır sahibi olmaktır. Bunun gibi tebliğcinin hilm sahibi olması gerekir. İhtilam insanın rüyada yükten kurtulmasıdır. Aynı şekilde tebliğci, yükünden kurtulmadıkça mesajı gerektiği gibi yerine ulaştıramaz.
Hukukta sorumluluk, tebliğ ile söz konusu olur. Tebliğ ve tebellüğ etmeden işlem yapılmaz. Hukuki işlemler yürütülemez.
İnsan, Kur’an’ı tebellüğ ederek baliğ olur. Kur’an’ı tebellüğ etmeden tebliğ etmeden insan, aklı kâmil olmaz.
Tebliğ, ulaşmak ve ulaştırmaktır.
Peygamberler ve onların varisleri tebliğciler tebliğ ederler ki insanlar baliğ olsun. Her güzelliğin zirvesini yaşasın.
Malum buluğ yaşından önceki döneme garson-murahık yaşı adı verilir. “Doğrusu insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı da onların hizmetlerini artırırlardı.” (Cin:6) Burada rahak-murahık garsonluk etmektir. Yani onları kendilerine garson ederler. Onlara yol göstermezler. Bu da sadece garson-murahık olma hal ve yaşıdır. Lokanta, pastane, kahvehane vb. yerlerde müşterilere hizmet eden kimseye garson vasfı verilir. Dikkat edilirse garson sadece yeme içmede hizmet eder. Ama baliğ olunca iş değişir usta olur, varsayım budur.
Hak Teâlâ, her şeyi insana musahhar kılmıştır. Yani insan baliğ olursa her şey ona garsonluk eder, baliğ olmazsa bir nevi garson olur.
“Onlara nefislerinde beliğ-etkili bir söz söyle.” ayette geçen “beliğ” hem baliğ olan hem de baliğ edendir. Yani bu şekilde yapılan tebliğ hem ulaştıranı hem de ulaşanı olgun yapar. Baliğ kılar.
Tebliğ, indirileni ulaştırmaktır. Bu da bir açıdan tenezzül etmektir. Tebliğde galip olma amacı yoktur, tebliğin amacı karşısındakini galebe etmek değildir. Onun huysuzluğunu, tatminsizliği gidermektir. Ona hidayeti ve sükuneti bahşetmektir. nötr halini ortadan kaldırmaktır.
DAVETTE “ALEYHE OLMAMA” İLKESİ
Davet, insanları dava etmek değildir. Çünkü dava, aleyhte bir yargılama ifade eder. Oysa davette aleyhe olmama garantisi ve de ilkesi vardır. Ani davet edilen kimse emin olacak ki davet edildiği yerde aleyhte bir durumla karşılaşmayacak. Biz buna “davetin aleyhte olmama garantisi” ilkesi adını veriyoruz. Buna göre davette selamet-barış ve eman-güven ilkesi esastır. Çünkü davet edilen kişinin Müslüman ve mümin olması varsayılır. Olmasa bile davet edenin amacının selam ve güven olduğunu görmelidir. Davette, en küçük bir galip ve üstün olma hissi davette güven ve barış, silm ve güven duygusuna zarar verir.
MÜBALAĞA
Mübalağa, bir şeyde bir işte abartıya kaçmaktır. Nebiler, hekimler, hakikat ehli mübalağa yapmazlar. Sadece beliğ bir şekilde hakikati anlatırlar.
İnsan baliğ ve de beliğ olmalıdır. Baliğ; onun görüntüsünün, hal ve tavrının göz doldurmasıdır, güven vermesidir. Beliğ ise sözünün, hüccetinin tam ve etkili olmasıdır. Yani insan, haliyle baliğ, söz ve hareketiyle beliğ olacak. Böyle olunca örnek olur. Söz ve düşüncesini başarılı bir şekilde aktarır.
Baliğ olmak hırçın olmanın zıddıdır.
Karşıdakine dıştan galip gelmeyi değil içten fethetmeyi ifade eder. Bu nedenle Kur’an’da birçok ayette Peygamber (sav) için “ancak sana düşen/yakışan tebliğ etmektir” buyrulur.
İRŞAT-MÜRŞİT-REŞİT
İrşat ve tebliğ birbirine benzer anlamlar taşır; ama aynı değildir. Çünkü rüşt, yolunu ve hedefini bilmektir. Buna göre hedefi olmayan, hedefini bilmeyen kimse baliğ olsa bile reşit değildir.
“Cinler. “Şüphesiz biz, hayret verici bir Kur’an dinledik. O Kur’an rüşde-hidayete erdiriyor, biz de Ona iman ettik. Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız” dediler.”(Cin:1-2)
Cinler bile yol gösterici olmadan reşit olamıyor. Yol ve hedefini bilmiyor. Cinlerin hareket ve hız problemleri insana göre daha azdır. İstedikleri noktaya ulaşabiliyorlar, baliğ oluyorlar ama kendilerine bir mürşit arıyorlar ve bunun Kur’an olduğunu ifade ediyorlar. Demek ki hayatta hızlı olmak, istediği noktaya kolayca baliğ olmak, güçlü olmak reşit olmayı ifade etmez. Cinler bile mürşit arıyorsa insanların buna ihtiyacını varın siz düşünün.
Cinler davetsiz de gelebilirler. Birçok noktaya baliğdirler ancak reşit olmaya muhtaçtırlar. İşte böyle bir insan yatay veya dikey anlamda ne güç ve imkân sahibi olursa olsun eğer bir mürşide bir yol göstericiye sahip değilse bunun huzur ve tatmin bulması mümkün değildir.
Abdulhakim Sonkaya
Abdulhakim Sonkaya