Gözlerimizin nuru Sevgili Peygamber aleyhisselatu vesselam, hicretten sonra; her alanda adım adım vahyin ışığında İslam dinini tesis ediyordu. İnsanlığın hem dünya hem de ahretteki kurtuluşunu vaaz eden İslam dini, yaşamın her ayrıntısı için gerekli olan biçimi en güzel şekilde sunmaya devam ediyordu.
Hz. Peygamber (sav), mescidin kurulması ve kardeşliğin tesisinden sonra Müslümanları bir araya getirecek bir çağrı üzerine istişare ediyordu. Bazıları çan sesiyle insanları namaza davet etmek istedi. Bazıları boruya üflemekle bu çağrıyı yapmak daha uygun olabileceğini dile getirdi. Allah’ın peygamberi: “bunlar Hıristiyan ve Yahudilerin adetleridir” itirazında bulundu. Bu sefer bazıları, yüksek bir tepede bir ateş yakmak suretiyle bu çağrının yapılabileceğini söyledi. Bunun da Mecusilerin âdeti olduğunu belirten Allah’ın peygamberi, namaz vakti girince bir bayrağın mescidin üstüne dikilmesi teklifini de hoş karşılamadı. Ancak başlangıçta olduğu gibi namaz vakti girdiğinde Hz. Bilal (ra), sokak aralarında dolaşarak “Esselatülcamia/cemaatle namaza” diyerek Müslümanları namaza çağırıyordu. Bu durum da pek sağlıklı olmuyordu.
Bir gün Abdullah b.Zeyd (ra), Hz. Peygamber (sav)’e gelerek, bu gece rüyasında yeşillere bürünmüş bir zatın kendisine; namaza çağırmak için bir metin öğrettiğini belirtir. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav), ona öğretilenleri dinledikten sonra, bunu Bilal’e öğretmesini ve bununla insanları namaza çağırmasını emreder. Neticede malum ezanı, Hz. Bilal, Mescidin duvarlarının üzerine çıkarak yüksek sesle okur. Hz. Bilal’ın sesinden ezanı duyan Hz. Ömer (ra), Hz. Peygamber (sav)’e gelerek:
- Ey Allah’ın Peygamberi! Seni hak dinle gönderen Allah’a yemin ederim ki, onun (Abdullah b. Zeyd’in) gördüğü şeyin tıpkısını ben de görmüştüm, dedi. Ardında namaz için uygun görülen ezan gelen vahiy ile de teyit olundu. Hakeza namaz için kametin getirilmesi de Sevgili Peygamber aleyhisselatu vesselamın uygun görmesiyle icra edildi.
Görüldüğü gibi kıyamete kadar devam edecek olan bu kutsal davet şekli, her ne kadar Allah’ın Peygamberi tarafından olması gereken çözümü verilebiliyor idiyse de O, böylesine yüce bir meseleyi sahabesiyle istişare etmeyi tercih etmiştir. Sevgili Peygamber, her şeyde olduğu gibi burada da sahabesine istişare etmek, istişarenin şeklini, sürecini ve neticede çözüm usulünü öğretmiştir. Sonra da “Allah’ın kudret elinin cemaatle beraber olduğunu” göstermek suretiyle mesele, vahiyle intaç olunmuştur.
İslam davetinin rehberi Hz. Peygamber (sav), bedevi bir toplumu vahiyle terbiye etmekle beraber, değerli önderler yetiştirmiştir. Vahiy mektebinde yetişen bu nesil, kıyamete dek davetçiler için kutup yıldızı olmuştur. Onlar, Allah ve Resulünden gelen her şeyi tereddütsüz kabul etmekle beraber, hayatlarında da harfiyen uygulamışlardır. O pak kaynaktan aldıklarını günümüze dek aktarma şerefine nail olmuşlardır. Hâsılı, emanete emniyet ederek ilahi vazifelerini hakkıyla icra etmişlerdir.
Günümüzün davetçileri için bu tablolar, ibretlerle doludur. Her olayın tüm detayları ibret hazineleridir. Bu nedenle azami derecede istifade etmek gerekir. Görüldüğü gibi, Allah’ın peygamberi, ilahi kuvvet ve kudretle teyit ediliyorken dahi ashabıyla meselelerini istişare etmiştir. O, her şeyde olduğu gibi bu hususta da ümmetine yol göstermiştir. Dolayısıyla ilahi bir davanın davetçileri için kaçınılmaz bir husus olan istişare her alanda en önemli mekanizma olmalıdır. Kişi meselenin hâkimi olabilir, dalında uzman olması da mümkündür. Ama bu özellikleri onun salt başına doğru karar verebileceği anlamına gelmemektedir. İstişare edilmesi gereken meseleler kimlerle edilmesi gerekiyorsa mutlaka reylerine başvurulmalıdır. Bu hem alternatif ve makul çözümlerin ortaya çıkmasına yardımcı olur. Hem de istişare edilen insanlara değer verilmiş olur. Neticede Allah’ın emrine ittiba etmek suretiyle diktatörlüğün gelişmesine de engel olunur.
Namaza çağırmak için, başka din ve ideolojilerin adet ve geleneklerini taklit etmekten kaçınıldığını görmekteyiz. İslam her icraatıyla orijinal bir hayat nizamıdır. Temel kaynağı vahiy olduğu için bu berrak kaynaktan beslenmiştir. Bu nedenle toplumun çerçöplerine bulaşmaktan münezzehtir. Gayri İslami toplumların adet, düşünce, işaret vb. hususlarını taklit etmek büyük bir felaketi beraberinde getirir. Çağrı niteliğinde olan bu işaretler, taklit edildikleri zaman hak ve batılın karışmasına sebebiyet verebilir. Bu nedenle İslam davası ve bu davanın davetçileri, her söz ve eylemleriyle orijinalliği esas almalı, başkalarına benzemeye özenmemelidirler.
İslam dışı hareketlerin müspet yönleri olabilir. Bunları taklit etmekten ziyade istifade etmek mümkündür. Yahudi ve Hıristiyanların ibadetleri için bir çağrıları vardır. İşte çağrı şekillerini taklit etmek değil; çağrının ibadet için bir gereklilik olduğu yönünden istifade söz konusu olabilir. Neticede ezan orijinal bir çağrıdır. Ama ibadet için çağrıda bulunmak anonimdir. Anlaşılan şu ki, usul babından muasırı olunan hareket ve düşüncelerin müspetlerinden istifade etmek mümkündür, ancak onları taklit etmek doğru değildir.
Allah’a hamd olsun ki, İslam bir bütün olarak hayatın tüm inceliklerini kuşatmış olduğundan başkalarından bir şey almaya ihtiyaç bırakmamıştır. Bu nedenle İslam davasının sahipleri, tüm ihtiyaç ve sorunları için, İslam’ın kültür külliyatının dâhilinde çözüm aramalıdırlar.
“Düşmanın silahıyla silahlanmak” ile taklit aynı şeyler değildir. Bunları karıştırmamak gerekir. Teknik, teknolojik ve akademik nitelikli mufid şeyler, insanlığın ortak malıdır. Bunlar telahukul efkârla vücuda gelmiş ve insanlığın istifadesine sunulmuştur. İşte bunları doğru kullanmak ve su-i istifadeye sebebiyet vermemek gerekir.
İslam davasının sahipleri kendi misyonlarının şuurunda olmalıdırlar. Önemli bir çağrı olan Ezanı Muhammedi’nin yirmi dört saat boyunca yeryüzünde dalga dalga yayılmasını sağlamalıdırlar. Çünkü Ezan sesini işiten şeytan aleyhillane ve dostları firar etmektedirler. Onların firarları kıyamete dek sürmeli ve o aldatıcı saltanatları yerle yeksan edilmelidir. Rabbimizden şeytan ve dostlarına karşı muvaffakiyetler nasip etmesini dileriz.
M. Bahattin Temel
M. Bahattin Temel