Yine umutla kazılan hendek, yine foseptik çukuru... Akibeti malum bir yol... Kör bir inadın tek kullanımlık piyonları, adım adım macera... adım adım çılgınlık peşinde...
Hamdullah Yıldız
Yine umutla kazılan hendek, yine foseptik çukuru... Akibeti malum bir yol... Kör bir inadın tek kullanımlık piyonları, adım adım macera... adım adım çılgınlık peşinde... Kürt sokaklarında bitmek bilmeyen bir deveran bu. Baykuşlar musallat oldu olalı bu kadim topraklara; eşkiya hükümranlık iddiasında. Çakal, aslan postuna büründü.
Sabır ilmek ilmek dokunur kimilerince.
Lahavle çekilir, lanet okunur Şeytana ve şeytanlaşmış zihniyete.
Sabır ki en etkili ilaç olur böyle demlerde.
Umut tacirleri plajlarda keyif çatarken, bir tıfıl anlamsız bir hendeği kazma telaşında.
Nereye varacağını bilmeden...
Alnında boncuk boncuk ter.
Kazdığı çukur lağıma denk gelene kadar kazmaya yeminli.
Umutla kazar hendeği, ancak umut foseptik çukura takılır çok kere.
Yeni yetme genç yine de yılmaz.
Çünkü kendisine ziyadesiyle yüklenmiş gaz.
Hava soğuk ve ayaz...
Kazmaya devam eder az az.
Birileri arz-ı endam eder ekranlarda, dilinde türkü, elinde saz.
Yüzünü göstermekten imtina eden yüzsüzün sesi yankılanır bazen:
“Boş durma heval, biraz daha derin kaz!”
...
Bir ihtiyar, dumanını üflediği boşluğa bakar boş gözlerle.
Üflediği dumanın kederini içine çeker.
Cigarası elinde sönene kadar.
Boşa geçen ömrüne yanar.
Kaybolan geçmişi, yaşadıkları gözlerinin önünden geçer nâçar.
On beş yaşındaki torunu Jiyan’ın: “Sizin bu korkularınızdan, gereksiz tedbirlerinizden özgürleşemedik Dede Efendi!” sözleri yankılanır kulaklarında.
Bir dejavu hâli…
Babasına aynı sözleri söylediğini hatırlar Şemso Dede.
Kenan Evren’in sıkıyönetiminden on gün önce aynı sözleri babasına söyleyip babasının gözyaşlarına aldırmadan evi terk ettiğini anımsar.
Yakalanması, ölmemesi için bir neden sayılır bir bakıma. Ailesi tutuklanmasından memnun...
Sevince dönüşür esaret.
Sonra sarmaya devam eder film ve Jiyan’ın babası Azat’ın doğumu…
Azat’ın sembol olma düşünü kurar yıllar yılı, bir yalana kanar, sözde kahramanlara imrenerek.
Azat büyüdükçe umutları da büyür Şemso Dede’nin.
Bıçkın bir delikanlıdır artık. Her gösterinin ön safında, her kavganın alternatifsiz kahramanı.
Eylemlerde tanıştığı Hasret’le evlenir Azat, ancak yüreğindeki hasret sönmez zinhar.
Karısına söz geçirmez bir türlü ve düşünü kurduğu dağlara özgürlük türkülerini söyleyerek yol alır.
Üç gün sonra bir ihanet kurşunuyla yolculuğu iki metrekarelik bir çukurda son bulur.
Yıkılır Şemso, hesap sorar, takipçisi olur ihanet kokan kör ölümün.
“Bizi din geriletti, Kürtler dine sarıldıkları için ezildiler.” tezinin yılmaz savunucusu Şemso, isyan bayrağını kaldırır bu kez güçsüzleşen kollarıyla.
Bayrağı görülmez.
Sesini duyurmak ister, bağırmak, haykırmak ister.
Kısılmış sesi duyulmaz, meramını kimseler anlamaz.
İhanet, acı bir yumru olur böğründe ve öylece kalakalır.
Yıllar sonra Kandil’den “Heval Şemso, oğlun falan tarihte falan yerde çarpışırken…” diye başlayan bir yazıyı getirir karanlık yüzlü bir adam.
Şemso Dede mektubu gözyaşlarıyla okur, küçük parçalara ayırır. Foseptik çukuruna atar kıyılmış parçaları...
İnanmaz çatışmaya.
Can attığı “heval” sözcüğü, bir kıymık gibi saplanır böğrüne.
“Tarihler farklı, tek kurşun enseden ve geceledikleri yerde çatışma yoktu.” diye mırıldanır.
…
Jiyan, yedi sekiz gençle bıkmadan usanmadan kazmaya devam eder hendeği.
Hendek foseptik çukuruna denk gelince, Şemso Dede’nin beyninde şimşekler çakar, parçalara ayırdığı mektup ve attığı foseptik canlanır gözünde.
Yine umutla kazılan hendek, yine foseptik çukuru…
…
Akşam evde bir curcuna…
Jiyan ve arkadaşları hendekler için nöbet dağılımı yapmakta.
Televizyonda malum kanal, ekranda cici çocuk…
“Hükümet baskıda ısrar ederse biz de direnişte ısrar ederiz" sözünü duyunca Şemso Dede,
“Hassssttt!…” diye bir ses dökülür dudaklarında.
Gençlerin bakışları keskin bir ok gibi yönelir ihtiyara.
Şemso Dede: “Ha Sitté! Kızım bir su getir.”
Hamdullah Yıldız / İnzar Dergisi – Ocak 2016 (136. Sayı)
Sabır ilmek ilmek dokunur kimilerince.
Lahavle çekilir, lanet okunur Şeytana ve şeytanlaşmış zihniyete.
Sabır ki en etkili ilaç olur böyle demlerde.
Umut tacirleri plajlarda keyif çatarken, bir tıfıl anlamsız bir hendeği kazma telaşında.
Nereye varacağını bilmeden...
Alnında boncuk boncuk ter.
Kazdığı çukur lağıma denk gelene kadar kazmaya yeminli.
Umutla kazar hendeği, ancak umut foseptik çukura takılır çok kere.
Yeni yetme genç yine de yılmaz.
Çünkü kendisine ziyadesiyle yüklenmiş gaz.
Hava soğuk ve ayaz...
Kazmaya devam eder az az.
Birileri arz-ı endam eder ekranlarda, dilinde türkü, elinde saz.
Yüzünü göstermekten imtina eden yüzsüzün sesi yankılanır bazen:
“Boş durma heval, biraz daha derin kaz!”
...
Bir ihtiyar, dumanını üflediği boşluğa bakar boş gözlerle.
Üflediği dumanın kederini içine çeker.
Cigarası elinde sönene kadar.
Boşa geçen ömrüne yanar.
Kaybolan geçmişi, yaşadıkları gözlerinin önünden geçer nâçar.
On beş yaşındaki torunu Jiyan’ın: “Sizin bu korkularınızdan, gereksiz tedbirlerinizden özgürleşemedik Dede Efendi!” sözleri yankılanır kulaklarında.
Bir dejavu hâli…
Babasına aynı sözleri söylediğini hatırlar Şemso Dede.
Kenan Evren’in sıkıyönetiminden on gün önce aynı sözleri babasına söyleyip babasının gözyaşlarına aldırmadan evi terk ettiğini anımsar.
Yakalanması, ölmemesi için bir neden sayılır bir bakıma. Ailesi tutuklanmasından memnun...
Sevince dönüşür esaret.
Sonra sarmaya devam eder film ve Jiyan’ın babası Azat’ın doğumu…
Azat’ın sembol olma düşünü kurar yıllar yılı, bir yalana kanar, sözde kahramanlara imrenerek.
Azat büyüdükçe umutları da büyür Şemso Dede’nin.
Bıçkın bir delikanlıdır artık. Her gösterinin ön safında, her kavganın alternatifsiz kahramanı.
Eylemlerde tanıştığı Hasret’le evlenir Azat, ancak yüreğindeki hasret sönmez zinhar.
Karısına söz geçirmez bir türlü ve düşünü kurduğu dağlara özgürlük türkülerini söyleyerek yol alır.
Üç gün sonra bir ihanet kurşunuyla yolculuğu iki metrekarelik bir çukurda son bulur.
Yıkılır Şemso, hesap sorar, takipçisi olur ihanet kokan kör ölümün.
“Bizi din geriletti, Kürtler dine sarıldıkları için ezildiler.” tezinin yılmaz savunucusu Şemso, isyan bayrağını kaldırır bu kez güçsüzleşen kollarıyla.
Bayrağı görülmez.
Sesini duyurmak ister, bağırmak, haykırmak ister.
Kısılmış sesi duyulmaz, meramını kimseler anlamaz.
İhanet, acı bir yumru olur böğründe ve öylece kalakalır.
Yıllar sonra Kandil’den “Heval Şemso, oğlun falan tarihte falan yerde çarpışırken…” diye başlayan bir yazıyı getirir karanlık yüzlü bir adam.
Şemso Dede mektubu gözyaşlarıyla okur, küçük parçalara ayırır. Foseptik çukuruna atar kıyılmış parçaları...
İnanmaz çatışmaya.
Can attığı “heval” sözcüğü, bir kıymık gibi saplanır böğrüne.
“Tarihler farklı, tek kurşun enseden ve geceledikleri yerde çatışma yoktu.” diye mırıldanır.
…
Jiyan, yedi sekiz gençle bıkmadan usanmadan kazmaya devam eder hendeği.
Hendek foseptik çukuruna denk gelince, Şemso Dede’nin beyninde şimşekler çakar, parçalara ayırdığı mektup ve attığı foseptik canlanır gözünde.
Yine umutla kazılan hendek, yine foseptik çukuru…
…
Akşam evde bir curcuna…
Jiyan ve arkadaşları hendekler için nöbet dağılımı yapmakta.
Televizyonda malum kanal, ekranda cici çocuk…
“Hükümet baskıda ısrar ederse biz de direnişte ısrar ederiz" sözünü duyunca Şemso Dede,
“Hassssttt!…” diye bir ses dökülür dudaklarında.
Gençlerin bakışları keskin bir ok gibi yönelir ihtiyara.
Şemso Dede: “Ha Sitté! Kızım bir su getir.”
Hamdullah Yıldız / İnzar Dergisi – Ocak 2016 (136. Sayı)
Hamdullah Yıldız