Bu ayette geçen israfın konusu sadece yeme-içmeyle, mallarla sınırlı değildir. Yiyecek ve içeceğin savrulması israftır. Malın çarçur edilmesi israftır. Lakin israfın bunun dışında başka yönleri ve de sonuçları vardır.
İsraf; yemede ve içmede savurganlık yapmaktan ibaret değildir. Bilakis bunlardan hâsıl olan enerji ve kuvvetin şer veya boş bir amaç için kullanılması da israftır. Yani sadece yemeğin ve içeceğin kendisi değil, bunlardan hâsıl olan güç ve enerjinin hayırlı ve güzel işler, salih emeller dışında kullanılması da israftır. Bu nedenle Hak Teâlâ kararlarda ve tasarruflarda aşırı ve dengesiz olunması durumuna da “israf” adını buyurmuştur. Bu nedenle müminler : “Rabbimiz, günahlarımızda ve işlerimizde yapığımız israftan dolayı bizi bağışla” şeklinde dua ederler. Demek ki israf, sadece yeme ve içmeyle sınırlı kalmıyor. Bunların güç ve enerjiye dönüşmesi merhalesinde de devam ediyor.
İsrafın sadece yemeyle-içmeyle, alışverişle alakalı olmadığının somut ve etkileyici örnekleri var. Yeme ve içmede başlayan israf, bundan hâsıl olan enerjinin nefs ve hevanın hizmetinde kullanılmasıyla sonuçlanıyor. Ayrıca bu sondaki israf baştakine kıyasla daha tehlikeli ve daha zararlıdır.
Bugün başta batı dünyasından başlayarak dünyanın diğer azgın ülkelerinde insanların enerji israflarının sebep olduğu maddi ve manevi tahribatı herkes müşahede ediyor. Sorun, sadece aşırı tüketim değildir. Bir de bunun insanın bünyesinde meydana getirdiği enerjinin nefs ve hevanın hizmetinde kullanılması sorunu var. İnsan normal seviyede yiyip içtiği halde yine de müsrif durumuna düşebilir. Örneğin normal bir yemeden ve içmeden hâsıl olan güç ve enerji kötü amaçlar için kullanılırsa bu yine israftır.
İsraf, iktisadın zıttıdır. İktisat, maksattan gelir. İktisat hayırlı bir maksat uğruna dengeli, tutarlı ve yeterli bir şekilde hareket etmektir. Modern tanımda iktisat; “sınırsız istek ve ihtiyaçların, sınırlı imkânlarla tatmin edilmesi sanatı” şeklinde tanımlanır. Bu tanıma göre iktisat, insanın isteklerinin ve ihtiyaçlarının tatminine hizmet eder ki bu, İslam iktisat anlayışına göre yanlış bir tanımdır. Çünkü İslam’a göre iktisat, imkânların hayırlı maksatlar ve meşru talepler için kullanılmasıdır.
İktisat tanımından başlayan farklılık her açıdan kendisini belli eder. İslam, iktisada “maksat” yönüyle bakarken; maddeci-liberal-kapitalist anlayış ise iktisadı “imkân” açısından değerlendirir. İslam’a göre maksatlar imkânları kontrol ederken, kapitalist anlayışta imkânlar maksatları kontrol eder. İşte israfın bir yönü de budur. Yani aşırı ve haksız isteklerde bulunmak da israftır. Bu anlayışın sonucu olarak israf, bir kısır döngüye dönüşür. İsteklerin sınırsızlığı maddi israfa, maddi israf da duygu ve isteklerin aşırı-müsrif olmasına yol açar.
İslam hikmetinde “iktisadî olmak” maksadın hayırlı olmasına bağlıdır. Eğer maksat güzelse, hayırlıysa yapılan her türlü harcama iktisadîdir, hayırlıdır. İsraf değildir. Aksi takdirde maksat kötüyse, kasıt şer ise yapılan harcama ne kadar küçük olursa olsun israftır, binaenaleyh iktisadî değildir. Hatta bunun sonucunda kâr da olabilir. Bu yine de ekonomik-iktisadî değildir. Çünkü İslam iktisada sadece kâr açısından bakmaz. Maksat açısından bakar. Maksadı hayırlı ve güzel olmayan hiçbir ekonomik faaliyet sonunda ne kadar kâr olursa olsun yine de iktisadî değildir. Ekonomik değildir. Bu nedenle liberal kapitalist ekonomide iktisat, sadece yoksullara has bir zanaattır. Sadece fakirler iktisada dikkat etmek, isteklerini kısıtlı imkânlarına göre ayarlamak zorundadır. Çünkü onların imkânı azdır. Oysa zenginlerin böyle bir sorunu yok. Onların iktisada dikkat etmeleri gerekmez. Çünkü onlar her türlü isteklerini karşılayacak imkânlara sahiptir. Dolayısıyla onlar, ne diye iktisada göre davransınlar. İşte israfın en önemli yönlerinden birisi de budur. İsraf, önce düşüncede başlar. Sonra maddi olarak uygulamaya konulur.
İslam’a göre iktisat, sadece fakirlerin sorunu değildir. Bilhassa zenginlerin sorunudur. Çünkü onların imkânı var diye istekleri dengesiz ve sınırsız olamaz. Aksine herkesten çok, onlar iktisada bağlı olmak zorundadır. Çünkü onların imkânları ne kadar çok olursa olsun isteklerinin bir sınırı olmak zorundadır. Nitekim de vardır.
Liberal-kapitalist ekonomide iktisadın tanımı imkânlar esas alınarak yapılırken İslam’da iktisadın tarifi amaçlar esas alınarak yapılır. Bu nedenle İslam’da iktisat, özellikle zenginlerin sorunudur. Çünkü onlar herkesten daha çok varlıkları savurma, aşırı isteklerde bulunma binaenaleyh israfa düşme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Fakat bu, fakirlerin tamamen israf tehlikesinden emin olduğu anlamına gelmez. İslam’a göre israfta amaçlar esas olduğu için yanlış bir amaç için tasarrufta bulunan bir fakir de israfa düşmüş olur. Ama kesinlikle hakikat şudur ki, iktisadî olma sorunu liberal kapitalist sistemin aksine İslam’a göre asıl olarak zenginler içindir.
Liberal-kapitalist sistemde iktisatta imkânlar asıl kabul edildiği için imkânı olanın her türlü isteğini tatmin etmesi serbesttir. Bu nedenle bu sistemlerde “hayır yapma-infakta bulunma” gibi konular mevzubahis değildir. Liberal-kapitalist anlayışta bu tür işler “iktisadî faaliyet” olarak kabul edilmez. Çünkü bunların sonucunda “maddi ve zahiri” bir kâr yok. Binaenaleyh bu tür hayır işlerinin hiç bir ekonomik değeri yok. Oysa İslam’a göre bunlar iktisadî faaliyettir. Hem de bunların sonucunda bire yedi yüz nispetinde kârlar vardır.
Allah(c.c); “Elde ettiğiniz ürünün hakkını hasat gününde verin. İsraf etmeyin…” (En’am: 141) buyurur. Allah bilir ya, bu ayet; “elde ettiğiniz ürünün sadece hakkını-zekâtını verin, daha fazlasını verip de israf etmeyin “ anlamında değildir. Aksine; “o ürünün hakkını verin ki israf etmiş, aşırıya gitmiş olmayasınız.” manasındadır. Çünkü israf; “bir şeye bağlanmak, ona karşı bağımlı hale gelmek” anlamına da gelmektedir. Buna göre ayet şunu demeye getiriyor; “mallarınızla, elde ettiğiniz ürünlerle bağımlı hale gelmeyin. Çünkü bu bir israftır. Böyle yaparsanız onların hakkını vermekte zorlanırsınız dolayısıyla israf etmiş olursunuz.” Yani bu ayette “israf” pasif durmaya taalluk eder ve “mallarınızda hayır işleme konusunda pasif durup israf etmeyin” manasındadır. İlginçtir burada israf, “pasif durma” anlamındadır. Oysa genelde israf, “aşırı aktiflik” şeklinde anlaşılır. Buna göre malı elde tutup teşebbüste bulunmamak ve ondan hâsıl olan ürünün-kârın hakkını vermemek israftır. Bu da israfla alakalı latif bir meseledir.
İslam’da hayır işleri, iktisadî faaliyettir. Buna mukabil Liberal-kapitalist zihniyette bu tür faaliyetler iktisadî kabul edilmez. Bu da artan imkânların, biriken servetin sadece isteklerin tatmini için kullanılması sonucunu doğurur. Bu da israfa ve zengin-fakir arsındaki uçurumun artmasına sebep olur.
Kısaca hayırlı bir maksadı olmayan her tasarruf israftır. Yemeden ve içmeden hâsıl olan enerjiyi kötü amaçlar uğrunda kullanmak israftır. Pasif davranıp elindeki maldan hayır için tasarrufta bulunmamak israftır. İslam’a göre maksadı hayır olan her faaliyet, her tasarruf iktisadîdir. Ekonomiktir. Kârı olsa bile hayırlı maksatlardan hasıl olmayan hiçbir faaliyet iktisadî değildir. Külliyen zarardır.
Abdurrahim Güneş / İnzar Dergisi - Haziran 2012
Abdulhakim Sonkaya