İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Hayat serüveninde insan-6

2020-10-31
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Bismillah… Zamanımız yetişkinlerine bir soru yöneltsek ve desek ki: “Yeni nesli nasıl buluyorsunuz?”, sanıyorum cevaplar aşağı yukarı şöyle olacaktır: “Yeni nesil çok bozuldu, yoldan çıktı… Gençler çok saygısız, söz dinlemiyor. Ahlaksızlık ve madde bağımlılıkları gençleri bataklığa sürüklemiş durumda…” Doğrusu bu şikâyetleri asırlar önce Socrates de dile getirmiş ve “Şimdiki çocuklar lüksü seviyorlar, kötü davranışları var ve otoriteyi küçümsüyorlar. Büyüklerine saygı göstermiyor ve eğitimin yerine aşktan bahsetmeyi tercih ediyorlar. Çocuklar şimdilerde evlerinin hizmetkârı değil haydutları oldular.” demiş. Şikâyetler birbirinin aynı ve büyük oranda doğru. Socrates’in yüz yıllar öncesi toplumlar için ifade ettiği bu tespit, bu son asırda kültürlerine bağlı toplumların çocuklarının üzerinde de yaygınlaşmaya başlaması manidardır. Bunun da bir tesadüf mü yoksa çürük nesil yetiştirme projesi mi olduğu muamma… Tüm bunları bir kenara bırakıp yeni nesil bozuldu mu ya da bozulmadaki sebep nedir, öğrenip; tutumlarımızda güzelleştirmeler yapmaya var mısınız? Böylece yukarıda belirttiğimiz ve yüz yıllardır süregelen gençler arası ahlaki yozlaşmaya anne, baba ve eğitimciler olarak dur demiş olabiliriz. Şu halde buyurun, yazı dizimizin bundan sonraki kısmında “Ergenlik” konusunu, hem ebeveyne hem de ergene bakan boyutuyla ele alalım. İlk olarak ergenliğin tanımı ve ergenin özelliklerinden, İslam’ın bu yaş dönemine bakışından bahsedelim. Ergenlik ifadesinin esasen tam bir tanımı yoktur, birçok tanımı vardır. Batı kaynaklarına göre ergenlik; bireyin büyüme, yetişme, ruhsal, fiziksel ve sosyal anlamda gelişim göstermesidir. Bununla birlikte fırtına ve sarsıntılı bir dönem olarak da adlandırılır. İslam’da ise bu döneme ‘akıl baliğ’ olmak denir. Akıl baliğ; idrak etmek, aklı ermek, yetişmek, bilmek, şuur sahibi olmak, sezinleyebilmek gibi birçok pozitif anlama gelir. İslam’da akıl baliğ/ergen olan kişi artık keşmekeşlik sürecini geçmeye hazır, kendi kararlarını verebilecek ve sorumluluk alabilecek konumdadır. Genel bir ifadeyle “sevap ve günahların yazılmaya başlandığı” bu dönem, esasen gencin, artık fiillerinden sorumlu olduğu anlamını da taşır. Bu değişim sürecinin başladığı net bir yaş aralığı olmadığı gibi yaşam koşullarına, iklim şartlarına göre farklılıklar gösterir. Genel bir ifadeyle ergenliğin başlama yaşı kızlarda 9, erkeklerde 12 yaş civarıdır. Süreç itibariyle genç, duygusal anlamda yoğunluk yaşar. Kimi zaman hayatında kimse tarafından anlaşılmadığını düşünebilir. İçinde bulunduğu sorunların asla çözülemeyeceği hissine kapılabilir. Kimi zaman da hayatında her şeyin mükemmel şekilde ilerlediğini düşünerek kendini dünyanın en mutlu insanı hissedebilir. Bu değişken duygular içerisinde özellikle ergenliğin başladığı ilk yıllarda kendini ne çocuk ne de yetişkin hisseden bireyde ani öfke patlamaları yaşanması normaldir. Burada ebeveynlerin şunu iyi bilmesi gerekiyor: Çocuğunuz, tıpkı anne karnından dünyaya geçişi gibi çocukluktan yetişkinliğe geçiş yapacak. Bu geçiş sürecinde çekilen sancıları durdurmaya çalışmak geçişi zorlaştıracağı gibi bu sancıları yetişkinliğe geçişi kolaylaştırmak için bir sebep kılmak da ebeveynin ve çocuğun lehine olacaktır. Bu dönemde birey, inanç noktasında da kendi tercihini yapabilir, inanmak istediği manevi olguya doğru yönelebilir. Bundan dolayıdır ki birey akıl baliğ ya da ergenlik dediğimiz sürece girer girmez sorumlulukları da başlar. Ancak şu unutulmamalı ki; ergenlik süresinde çocuğun hususen maneviyatı, anne babanın çocuğa, o ana kadar verdikleriyle orantılı olacaktır. Yani sözün özü; kişi, ektiğini biçecektir. Ergenlik sürecinde bilişsel gelişim de zirve noktada yaşanır. Bilişsel gelişim; bireyin akıl yürütme, soyut düşünebilme, hayal kurma, dünyayı genel bir bakışla analiz etme, gerçek sorunlara hayal gücünün yettiği ölçüde çözüm bulma gibi dar ve geniş ölçekli gelişimin adıdır. Birey, bu dönemde cinsiyetinin gerektirdiği farklılıkları da yaşar. Çocukluğun bittiğinin somut belirtisi olan bu durum, bedensel ve duygusal farklılıklar nedeniyle kız ve erkek çocuklarda farklı bir psikoloji ve fizyolojide seyreder. Hususen bu noktada oluşabilecek her durum karşısında ebeveynlerin çocuğa yol gösterici olması, uygun olmayan kişi veya araçlardan destek almasına fırsat bırakmaması gerekir. Çocuk ve ebeveyn arasına mesafe girerse, hâlihazırda alışık olunmayan bu durum, çocuk ve ebeveyn arasında aşılmaz uçurumlar açar ve çocuğu uygun olmayan muhabbet/ortamlara sürükleyebilir. Yine sürecin enteresan kısımlarından biri de ergenin benmerkezciliğidir. Elkind’in belirttiğine göre “Bu genç insanlar birbirleriyle karşılaştıklarında, her biri gözlemleyen olmaktan çok gözlemlenen olmakla ilgilenir.” Yani birey bu süreçte gizli bir seyirci kitlesi tarafından izlendiğini, bulunduğu ortamın odak noktası olduğunu düşünür. Bu durum kimi zaman çocuğun davranışlarına çeki düzen vermesine kapı aralar. Ancak eğitimci/ebeveynler tarafından eğer iyi yönetilmezse kimi zaman da bireyde ya içine kapanıklık ya da kendini beğenmişlik olarak geri dönüş yapar. Ergenlik, geçişlerin ve değişimlerin hızlı yaşandığı bir dönemdir. Tüm bunlar olurken birey, çocukluğunda var olan yeteneklerini, becerilerini ve oluşan (pozitif-negatif) kimliği geliştirerek sürdürür. Ancak her ne olursa olsun bu süreçte her birey kimliğini oluşturur. Kimlik oluşumu sırasında ailenin olduğu kadar çevrenin etkisi de azımsanmayacak kadar çoktur. Birey, kimlik oluşumu döneminde gelecekteki mesleğini belirlemeli, toplumda sosyal olarak yerini almalı, cinsiyetiyle ilgili olması gerekenleri öğrenmelidir. Manen yapması gereken vazifelerini yetişkin bir birey olarak anne-baba ya da bir eğitimcinin eli altında tabir yerindeyse staj yaparak öğrenmelidir. Buraya kadar belirttiğimiz ergenlikte yaşanan gelişimler içerisinde anne-babalara, ergenden daha çok vazife düşüyor. Öyle ki; bu durum geceleyin uykuları kaçıracak derecede ebeveynleri meşgul edebiliyor. Bazen geceleyin uyumayan, gündüz oturmayan bir bebeği yetiştirmekten daha zor olabilen bu iş, bazen de hayattaki en büyük başarıdan daha mutluluk verici olabiliyor. Yazımızın devamında niyetimiz odur ki, ergenin ve ebeveynlerin hem dünyevi hem de uhrevi vazifelerini yazalım. Gelecek yazımızda buluşmak duasıyla, selametle…
inzar

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS