İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Haya ve Edep

2014-06-14
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Çok değerli mümin ve mümine okuyucu kardeşlerim! Rabbimizin lütuf ve keremiyle dergimizin yeni sayısında yine huzurunuzdayız. Bu sayıdaki yazımızı sayının dosya konusu olan hayâ ve edep konusuna ayırdım. Allahu Teâlâ hepimizi hayâ ve edepli mümin ve müminelerden eylesin.
Allahu Teâlâ’ya layıkıyla hamd, Efendimiz Muhammed(S.A.V)’e, Onun pak aline, örnek ashabına ve onların edebiyle edeplenen tüm müminlere salat ve selam olsun.

Çok değerli mümin ve mümine okuyucu kardeşlerim! Rabbimizin lütuf ve keremiyle dergimizin yeni sayısında yine huzurunuzdayız. Bu sayıdaki yazımızı sayının dosya konusu olan hayâ ve edep konusuna ayırdım. Allahu Teâlâ hepimizi hayâ ve edepli mümin ve müminelerden eylesin.

Başta hayâ (utanma) üzerine duracağım. Bu hususta birçok sahih hadisler mevcuttur. O hadislere baktığımızda dinimizde ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu müşahede etmekteyiz. Örneğin Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem hayâyla ilgili şöyle buyurmaktadır:ü

“Hayâ (utanma) imandandır.” (Buhari, Müslim ve Tirmizi/Cami’us-Sağir) İmam Nevevi hadisin şerhinde “Yani hayâ imanın bir sonucudur. Ondan kaynaklanmaktadır. İman ehlinin ahlakıdır. Sahibini çirkinliklerden alıkoyar, iyi ve hayırlı işlere çeker. Yöneltir. Bundan da anlaşılıyor ki gerçek hayâya sahip olan başta Allahu Teâlâ’dan hayâ etmektedir. Hayâ fıtri bir duygudur. Kesbi değildir. Ancak emek, çaba ve gayretle mükemmelleşmektedir. Allahu Teâlâ’yı daha fazla tanımaya çalışan ve O’nun nezareti altında olduğunu aklında hep canlı tutan insanların hayâsı günbegün artmaktadır.” demiştir. (Faydu’l-Kadir Şerhu Camiu’s-Sağir C.2 S. 426)

“Hayâ ve iman birbirinden ayrılmaz ve hep beraber yaşayan ikiz kardeştirler. Biri kalktığı ve ayrıldığı zaman diğeri de ayrılmaktadır.” (Ebu Naim Hulyede, Beyhaki ve Hâkim/Camiu’s-Sağir)

“Hayâ (utanma duygusu) tümüyle hayırdır/insana hayır getirmektedir.” (Müslim, Ebu Davud/Camiu’s-Sağir)

“Hayâ, imandan kaynaklanmaktadır. İman ise sahibini cennete ulaştırır. Hayâsızlık ise kabalıktan kaynaklanmaktadır. Kabalık ise sahibini ateşe atmaktadır.” (Tirmizi, Hâkim, Beyhaki, Buhari Edep’te, İbn-i Maceh, Taberani sahih rivayetlerle rivayet etmişler/ Camiu’s-Sağir)

“Hayâ (utanma duygusu) ve ağır dilli olmak/az konuşmak imandan kaynaklanmaktadır.

Hayâsızlık/arsızlık ve dilbazlık/çok laf yapabilme nifaktan iki şubedir/daldır.” (İmam Ahmed, Müsnette, Tirmizi ve Hâkim sahih rivayetlerle rivayet etmişler/Camiu’s-Sağir)

“Hayâ ve iman aynı ipin incileridirler./eş değerdedirler. Biri insandan alındığı zaman diğeri de arkasında ona tabi olmaktadır.” (Taberani Evsatta hasen bir rivayetle rivayet etmiştir/Camiu’s-Sağir)

“Ebu Said el-Hudri’den rivayet edilmiş ki; Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem hayâ ve iffetinden özel odasından dışarıya çıkmayan bakire kızlardan daha hayâlıydı. Hoşuna gitmediği şeyleri yüzünden anlıyorduk/hayâsından bizi kırmıyordu.” (Buhari ve Müslim/Riyazu’s-Salihin Hadis No: 684)

İbn-i Ömer (r.a)’den rivayet edilmiştir ki; bir gün Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem Ensar’dan birinin yanından geçerken fazla utanmaması için kardeşine nasihat ettiğini duyar. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem kendisine “Bırak onu. Hayâ imandandır” diye buyuruyor. (Buhari ve Müslim/Riyazu’s-Salihin)

Âlimler hayânın tarifinde şöyle demişlerdir: “Hayâ insanı çirkin, menfiliklerden ve hak sahibinin hakkını vermemezlikten ve kısıtlamaktan alıkoyan ve engelleyen bir duygu ve ahlaktır” (Riyazu’s-Salihin/İmam Nevevi, Edep ve Hayâ konusu)

Ancak insanlardan hayâ etmek insanı hakkı söylemekten, iyiliği emretmekten, menfiliği nehyetmekten ve dini tebliğ etmekten alıkoymamalıdır. Bilakis hayâ kişiyi bu vazifeleri hikmet, nezaket ve güzellik dairesinde daha fazla yerine getirmeye sevk etmelidir.

Zira Allahu Teâlâ Kur`an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır; “Allah, hakkı söylemekten hayâ etmez.” (Ahzab: 53) Peygamberi de etmemiştir ve müminler de etmemelidirler. Zira biz Allah (cc) ve Peygamberinin ahlakıyla ahlaklanmalıyız. Hakkı söylemekte hiç kimseden çekinmemeliyiz. Zira تخلّقوا باخلاق الله (Allah’ın ahlakı ile ahlaklanın) (Et-Tac C.1 S. 13 mukaddime/Şeyh Ali Nasif) hadis-i şerifi ile “Kuşkusuz sizin için Allah’ın elçisinde güzel bir örnek vardır” (Ahzap 21) ayet-i celili bize bu dersi vermektedirler.

Cüneyd-i Bağdadî de hayâyı şöyle tarif etmiştir: “Hayâ, nimet sahibinin nimetini ve ona karşılık olarak teşekkürde kendi taksirat ve eksikliğini görüp fark ettiğinden onda ruhi bir halet meydana gelmektedir. İşte o halete/duruma hayâ/utanmak denir” (Riyazu’s-Salihin Hayâ konusu)

Şimdi bakalım çirkinlik ve menfilik nedir ki ondan utanalım ve üzerimizdeki nimetlerin gerçek sahibi kimdir ki ilk başta ve en fazla O’ndan hayâ ve hicap edelim.

Tabi bu hususta birkaç cahil ateistten başka insanın ve bütün kâinatın yaratıcısı, sahibi ve bütün nimetlerin gerçek verenin Allahu Teâlâ olduğunda hiç kimse tereddüt ve şüphe etmemektedir. Bütün peygamberler binlerce mucizelerle ve yüzlerce filozoflar akli delillerle ve yüzlerce bilim adamları kesin belgelerle bu hakikati ispatlamışlardır. Bu mucize, delil ve belgeleri içinde barındıran Risale-i Nur gibi yüzlerce eser mevcuttur. Şayet bu zikrettiğimizin hiçbiri olmasaydı da bu hakikatin ispatı için Allahu Teâlâ’nın son peygamberi Hz. Muhammed (S.A.V.)’in ezeli mucizesi olan Kur`an-ı Kerim, başlarını cehalet taassup ve inad kumuna sokmayanlar için yeterlidir.

İşte madem hakikat budur o zaman Allahu Teâlâ neye güzel ve hak diyorsa o güzel ve haktır ve neye de çirkin ve batıl diyorsa hiç şüphesiz o da çirkin ve batıldır.

Allahu Teâlâ son peygamberi vasıtasıyla bize gönderdiği İslam dininde nelerin güzel, faydalı hak ve müspet olduğunu açıklamıştır. Ve emretmiştir.

Ve bunun tam tersi nelerin çirkin, zararlı bazı ve menfi olduğunu da bize açıklamış ve yasaklamıştır.

Ben Müslümanım, Allahu Teâlâ’nın kuluyum ve O’nun rızasına talibim diyen ve inanan her insan Allahu Teâlâ’nın neye güzel demişse tereddütsüz ona güzel demelidir, güzel bilmelidir, iftiharla yaşamalıdır, yaşatmalıdır, tek güzel o olduğuna, dünya ve ahiret saadetinin ona bağlı olduğuna vücudunun bütün zerre ve hücreleriyle inanmalıdır.

Allahu Teâlâ neye de çirkin demişse yine tereddüt etmeden çirkin demeli, çirkin bilmeli, onu yaşamamalı, yaşatmamalı, vücudunun bütün zerre ve hücreleriyle dünya ve ahiretinin saadetini onları işlemekten hayâ etmeye ve onlardan uzak durmaya bağlı olduğuna inanmalıdır.

Ayrıca mademki her şeyin sahibi, yaratıcısı Allahu Teâlâ’dır ve bütün nimetler O’nun ikram ve ihsanıdır, içinde yaşadığımız nimetleri de O’na borçluyuz ve hep O’nun minneti ile yaşamaktayız, herkesten evvel O’ndan hayâ etmeliyiz ve hep O’na karşı mahcubiyet duymalıyız. Zira Rabbimizin sayılamayacak nimetlerinin hiçbirinin şükrünü hakkıyla ve gerektiği şekilde ne etmişiz ne ediyoruz ne de edebiliriz.

Unutmamamız gerekir ki Allahu Teâlâ’nın şükrü O’na itaat ve dinini yaşamak olduğu gibi O’ndan hayâ ve utanmak da O’nun yasaklarından uzak durmak ve dininin dışındaki dinlerden, adetlerden ve örflerden nefret etmektir. Başka bir tabirle Allahu Teâlâ’nın emirlerini yerine getirmemekten daha beter bir şükürsüzlük ve yasaklarını çiğnemekten daha çirkin bir arsızlık yoktur. Başka bir tabirle Allah ve dostlarına uymamak ve tarafında durmamaktan daha büyük bir nankörlük olmadığı gibi şeytan ve dostlarını taklit etmek, benzetmek ve saflarında durmaktan daha açık bir hayâsızlık yoktur.

Şimdi de yazımızın Edep bölümüne geçelim.

Edep konusunda Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur; “Rabbim bana edep/ahlak dersini verdi ve bu hususta beni en güzel şekilde eğitti ve terbiye etti.” (İbni’s-Semani fi edebil-imlai İbn-i Mesud’dan/Camiu’s-Sağir Hadis No: 310)

“Çocuklarınızı üç şey üzerine edeplendirin/terbiye edin ve eğitin; Peygamberinizin sevgisi, Ehl-i Beytinin sevgisi ve Kur`an okumak. Zira Kur`an ilmini omuzlayanlar/âlim olanlar Allah arşının gölgesi dışında hiçbir gölge bulunmayan günde O’nun enbiya ve asfiyalarıyla beraber Arşın gölgesindedirler.” (Ebu Nasır Abdulkerim el-Şirazi, Deylemi ve İbnu’n-Neccar Hz. Ali(r.a)’den rivayet etmişler/Camiu’s-Sağir)

Bu iki önemli hadis sened olarak zayıf oldukları söylenmiştir. Ancak mana olarak sahih olduklarında hiç kimse şüphe etmemiştir.

Edep, lügatte her şeyde doğru olanı öğrenip ona uymaktır. Başka bir tabirle yanlıştan korunmaktır.

Istılahta ise Allahu Teâlâ’nın fıtri ve şer’i nizamına her hususta uygun hareket etmek ve tersi durumdan içtinap etmektir. Zira şer’i kurallar gibi, Allahu Teâlâ yarattığı ve ortaya koyduğu her şeyi bir ilim, yani bazı kaide ve kural çerçevesinde yaratmıştır ve ortaya koymuştur. Örneğin bütün dillerin birer bilimi yani külli kaideleri vardır. Hayvanlar da bitkiler de yıldızlar da vs… Bilimsiz ve kuralsız hiçbir yaratık yoktur. Edep de her şeye kuralına uygun yaklaşmaktır. Edepsizlik de kurala ters hareket etmektir.

Edep, Müslümanlık ve hayânın tarif ve tanımları farklı da olsa icraatta aynı noktada birleşiyorlar ve aynı vazifeyi görüyorlar. Hatta üçü de aynı müsemmanın müteradif isimleridir, diyebiliriz. Zira üçü de sahibini doğruya ulaştırır, doğruda durdurur ve doğrunun hududunu aşmasından engellerler.

Hayâ hakkındaki hadis-i şerifler bize hayânın önemini bildirdikleri gibi edep hususundaki son iki hadis-i şerif de bize edep, terbiye ve hayânın adresini, kaynağını ve muallimini bildiriyorlar.

Eğer gerçekten yanımızda ve kalbimizde zikrettiğimiz nasların/hadislerin bir değeri varsa, onları söyleyene ve söyleyeni son peygamber olarak bize gönderene imanımız ve saygımız tamsa bu nasları kendimize hayat rehberi/kılavuzu etmemiz lazımdır.

Kendimizi, ailemizi, çevremizi ve toplumumuzu onlara göre eğitmeliyiz ve alıştırmalıyız.

Zikrettiğimiz hadislerde belirtildiği gibi madem hayânın kaynağı imandır ve hayâ ile iman ayrılmaz iki arkadaştırlar. O zaman gerçek manada hayâlı olabilmemiz için imanımızı güçlendirmemiz lazım. İmanımızı güçlendirebilmemiz için de imanın kaynağına muallimine gitmemiz lazım. Yani Rabbimizin son kitabı olan Kur`an’a ve son peygamberi olan Hz. Muhammed (S.A.V.)’in sünnetine ve siyerine gitmemiz lazım. Onlardan da yeterince istifade edebilmemiz için Kur`an tefsirlerini ve hadis kitaplarını şerhlerini ve özellikle Risale-i Nur Külliyatını bol bol okumalıyız. Zira asrımızda iman ve akaid konusunu en güzel ders veren eserdir.

Ayrıca bizde hayâ duygusunun gelişmesi için sürekli Rabbimizin üzerimizdeki sayısız nimetlerini gözümüzün önüne getirmeli ve onlara karşı şükürsüzlüğümüzle beraber onca günahlarımızı aklımızda daima tutmalıyız. Tabi bu dünya hayatı imtihan için bize verildiği için cehd ve gayret sarf edilmeden hiçbir şey kazanılmıyor.

Güçlü imanla güçlü hayâ duygusuna sahip olduktan sonra edep ve ahlak derslerine ağırlık vermeliyiz ki bilmeden, edepsizliğe girmeyelim ve ahlak sınırını aşmayalım. Onun da en büyük üstadı ve örneği Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellemdir. Eğer Rabbimizin istediği gibi edepli ve ahlaklı birer kul olmak istiyorsak Onun mektebine öğrenci olmalıyız ve O büyük muallimden ders almalıyız. Zira bu işin tek üstadı Odur. Onun mektebinde yetişmeyen, bütün ömrünü edep ve edebiyat dersini almakla geçirmişse yine edepten bipardır ve edepsizliğin örneği olmuştur. Zira o yanlış adrese gitmiştir ve yanlış kapıyı çalmış ve edebi edepsizlerden öğrenmeye çalışmıştır. Serabı ab-ı hayat sanmıştır.

Zira kâinatın Rabbi ve yaratıcısı kendi ezeli kitabında şu beyanatlarıyla bize onu adres göstermiştir ve insaniyete edep dersini vermeye Onu atamıştır: “Sen (ey Muhammed!) çok yüce bir ahlak üzeresin.” (Kalem 4)

“Muhakkak ki sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü ümit eden ve Allah’ı çokça zikreden kimseler için Allah’ın Resulünde güzel bir örnek vardır.”(Ahzab 21)

“De ki; ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevip günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir.” (Al-i İmran 31)

Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem de demin zikrettiğimiz “Rabbim bana edep dersini verdi ve en güzel şekilde verdi.” (Camiu’s-Sağir) hadis-i şerif ile edep almanın tek adresi ve muallimi kendisi olduğunu gösteriyor.

Öyle ise zikrettiğimiz “Çocuklarınızı üç şey üzerine edeplendirin/terbiye edin/eğitin; Peygamberinizin sevgisi, Ehl-i Beytinin sevgisi ve Kur`an okumak. Zira Kur`an ilmini omuzlayanlar kıyamet gününde Arşın gölgesinde enbiya ve asfiyalarla beraber gölgeleniyorlar” (Camiu’s-Sağir) Hadis-i şerifte de emredildiği gibi çocuklarımıza Hz. Peygamberimizi öğretelim ki gerçek mahiyette edeplensinler ve hakiki terbiyeyi alsınlar ve netice olarak hem dünyevi imtihan hayatlarında mesud olsunlar ve hem de ahirette baki hayatlarında Rabblerinin cennetinde ebedi olarak mutlu ve en güzel şekilde yaşasınlar. Yoksa Allah muhafaza dünyada da mutsuz olurlar. Şayet yalancı ve çok kısa bir mutluluk onlara kısmet olsa da ahiret hayatlarında ebedi olarak veya binlerce yıl cehennem gibi ateş dolu bir zindanda azap çekecekler.

Evet, Peygamberimizi çocuklarımıza sevdirelim ki Onu kendilerine örnek alsınlar, Onda edep, terbiye ve en güzel ahlakları öğrensinler. Zira insan fıtri olarak sevmediği bir insanı kendine örnek almaz ve öğrettiğine de talip olmaz.

Ehl-i Beyti çocuklarımıza yani neslimize sevdirelim ki fitneler, bidat ve dalalet fırtınaları estiği vakit onlara sığınsınlar ve tufanlarda gemilerine binsinler. Zira onlar şer’i mesuliyetle beraber fıtri olarak da kendi Ceddlerinin/Resulullah’ın dinine, Kur`an’ına ve sünnetine sahip çıkmaktadırlar, uygulamaktadırlar, her zaman ve mekânda da güneş olmuş cehalet, dalalet ve bidatların karanlığını dağıtmaktadırlar. Malum On iki imamla beraber İbn-i Abbas, İmam Şafii, Şah-ı Geylani, Şah-ı Nakşibend, Seyyit Ahmed Rufai, İmam Şazeli ve daha yüzler hatta binler İslam güneşleri Ehl-i Beyttendirler.

Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellemin siyeriyle beraber bütün Ehl-i Beyt güneşlerinin hayatlarını ve eserlerini okutalım. Onları çocuklarımıza sevdirelim ki edebi ve terbiyeyi onlardan öğrensinler. Şeytanların okulunda yetişen modacılar yerine çocuklarımız bu ilahi güneşleri örnek alsınlar ve taklit etsinler.

Üçüncü olarak da çocuklarımızı Rabbimizin son mu’cize ve ezeli kitabına yönlendirelim. Sadece okumasını değil, tefsiriyle ve pratik yaşayışıyla onlara öğretelim, sevdirelim ve bütün başarıların kaynağı o olduğunu onlara bildirelim. Zira Hz. Âdem (a.s)’den bugüne kadar beşeriyette biriken bütün hastalıkların ve problemlerin tedavisi ve çözümü için Rabbimizin son ve yegâne reçetesi ve kıyamete kadar hatta ebediyete kadar insaniyetin mutlu yaşayabilmesi için ona gönderdiği yine son ve tek hayat nizamıdır.

Değerli kardeşlerim! Hak ve hakikat budur. Doğru yol budur. Edep, terbiye, ahlak, hayâ İslam dinidir. Gerçek rehber, önder, örnek şahsiyet Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)’dir. Dinimize, peygamberimize, Kur`an’ımıza, âlim ve büyük şahsiyetlerimize onlardan bize kalan eşi ve benzeri olmayan ilmi mirasımıza sahip çıkalım. Onları kendimize örnek seçelim. Onların edepleriyle edeplenelim. Onların yolunda yürüyelim. Onları sevelim, onlarla iftihar edelim. Onların destanlarıyla çocuklarımızı büyütelim, yetiştirelim.

İzzet yolu, şeref yolu, kahramanlık yolu, mutluluk yolu, huzur yolu, edep yolu, hayâ yolu, hak ve hakikat yolu, özgürlük yolu, adalet yolu, birlik beraberlik yolu, kardeşlik yolu, ebedi saadet yolu, cennet yolu, hâsılı bütün güzellikleri kazanma ve bütün kötülüklerden korunma yolu budur. Allahu Teâlâ kendi lütfundan biz Müslümanlara ihsan etmiştir. Bu ihsan ve lütfun kıymetini bilelim.

Bu dünyamız bir imtihan ve sınav salonu ve buradaki yaşamımız bir sınav sürecidir. Bu sürecin ne zaman biteceği de belli değildir. Her nefes sürecin sonu olabilmektedir. O zaman bizi bekleyen gerçek hayata geçmiş oluruz. O zaman kendimizi ya cennette veya cehennemde buluruz. Bu bir yalan ve şaka değildir. Bu gerçektir. Bundan daha büyük bir gerçek yoktur. Sınavı kazanmaya çalışalım. Ebedi hayatımızı ve istikbalimizi tehlikeye atmayalım.

Başımızı cehalet ve gaflet kumuna sokmayalım. Kendimizi avcı şeytanlara ve yamyam İslam düşmanlarına av haline getirmeyelim. Tuzaklarına karşı uyanık olalım. Bize sundukları dünyevi zevklerine, zehirli sofralarına, çaldıkları müzik ve söyledikleri melodi, bize kurguladıkları pembe hülyalara ve şehevi hayat tarzlarına aldanmayalım. Gerçek ahiret hayatından gaflet etmeyelim. Sınavda olduğumuzu unutmayalım ve emekten başka bir şansımızın olmadığını bilelim.

Bunu da bilelim ki biz ya Allah yolunun yolcusu ve peygamberinin birer küçük kopyası, taklitçisi ve takipçisi oluruz. O zaman ahirette onlarla beraber oluruz. Ya da şeytanların yolunun yolcusu ve şeytanların elçileri olan modacıların elinde birer kukla, maket ve oyuncak oluruz ki ahirette de onlarla beraber oluruz. İki grup hiçbir zaman beraber olmaz ve tercih bizimdir. Fahr-i Kâinat varken maymunlara özenen ve taklid edenlere yazıklar olsun.

Selam ve dua ile sizi Allah’a emanet ediyorum.

Mehmet Beşir Varol / İnzar Dergisi – Haziran 2014 (117. Sayı)
 

 


Mehmet Beşir Varol

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS