İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Haya, Herşeyi Örten Bir Örtüdür

2014-06-07
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

İnsanlığın babaları Hz. Âdem (as)’ın şahsında vatanları cennetten çıkarılma serüvenini anlatan bu ayet-i kerimenin çok boyutundan konumuzla ilgili olan boyutu üzerinde durmaya çalışacağız ki; o da, cennet hüllelerinin üzerlerinden çıkmasından sonra ...
فَوَسْوَسَ اِلَيْهِ الشَّيْطَانُ قَالَ يَا اٰدَمُ هَلْ اَدُلُّكَ عَلٰى شَجَرَةِ الْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَا يَبْلٰى ﴿١٢٠﴾ فَاَكَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْاٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِ وَعَصٰٓى اٰدَمُ رَبَّهُ فَغَوٰى ﴿١٢١﴾

Nihayet şeytan ona vesvese verip şöyle dedi: "Ey Âdem! Sana ebedilik ağacını ve yok olmayan bir saltanatı göstereyim mi?" ﴾120﴿ Bunun üzerine onlar (Âdem ve eşi Havva) o ağacın meyvesinden yediler. Bu sebeple ayıp yerleri kendilerine göründü ve cennet yaprağından üzerlerine örtmeye başladılar. Âdem Rabbine isyan etti ve yolunu şaşırdı. ﴾121﴿

İnsanlığın babaları Hz. Âdem (as)’ın şahsında vatanları cennetten çıkarılma serüvenini anlatan bu ayet-i kerimenin çok boyutundan konumuzla ilgili olan boyutu üzerinde durmaya çalışacağız ki; o da, cennet hüllelerinin üzerlerinden çıkmasından sonra hem babamız Âdem’in hem de annemiz Havva’nın cennetin yaprakları ile alelacele örtünmeye çalışmalarıdır ki bu, örtünmenin hayâ duygusunun kaçınılmaz bir eseri olduğu hayânın ise fıtri olduğu hususudur. Büyük bir yanlışın içine giren babamız Âdem ile annemiz Havva her şeyden önce hatalarının yıkıcılığını durdurma gayreti içine girmişlerdir ki bu, “Saldırının aslında haya duygularına yönelik olduğu ve korunması gerekenin bu duygu olduğu, bunun için de fıtri olarak Allah’ın kendilerine bahşettiği reflekslerle bu duyguyu koruma girişimleridir.” Ayet-i kerimede geçen وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِ ibaresi “alelacele cennetin yapraklarını birbirlerinin üzerine yığarak örtünmeye çalışmak manasındadır. Bu da örtünme konusunda kapıldıkları heyecanı ifade ediyor.

Ayet-i kerimenin tefsirini çıkaracağımız hikmetlerle beraber işlemeye çalışırsak;
فَوَسْوَسَ اِلَيْهِ الشَّيْطَانُ (Şeytan Ona vesvese verdi)

Burada şeytanın insan üzerindeki tek etkisine işaret ediyor ki bu da vereceği vesvesedir. Vesvesenin insan üzerinde bir yaptırım gücü yoktur. İnsan üzerinde etkili olması ise insanın unutkanlık illeti ile şeytanın düşmanlığını, yaptığı şeyin dünya ve ahireti üzerinde yapacağı tahribatları, Allah’ın emrini, Resulün ve Resulün varislerinin nasihatlerini unutması neticesinde olabilecek bir husustur. İslam’ın Allah’ı zikretmeyi, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem üzerine sürekli olarak salavat getirmeyi emretmesi bu unutkanlık illetinin ve unutkanlık neticesinde meydana gelebilecek sapmaları bertaraf etmenin yegâne tedbiridir. Nitekim bundan önceki ayet-i kerimelerde Allahu Teâlâ Hz. Adem (a.s)’in yapılan nasihati unuttuğu ifade edilmektedir.

قَالَ يَا اٰدَمُ هَلْ اَدُلُّكَ عَلٰى شَجَرَةِ الْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَا يَبْلٰى (Dedi ki; Ey Adem! Seni ebediyet ağacı ile yok olmayacak bir mülke/saltanata delalet ettireyim mi?)

İnsan için hem müspet hem de menfi manada en etkili özellik insandaki hırs duygusudur. Bu duygu onun Allah’ın rızasını kazanma hususunda da doyumsuz, elde ettiği mülk hakkında da doyumsuz olmasının madenidir. Şeytan henüz düşmanlık hususunda tecrübesiz olan babamız Âdem’e bu yönden yaklaşıyor. Ebedilik ağacı ve yok olması, çürümesi, eskimesi olmayan bir mülk, bir saltanat… Herhalde Âdemoğlunun en zayıf tarafı bu olsa gerektir ki Şeytan en etkili saldırısını bu noktadan yapıyor. Ama babamız Âdem’in tecrübesinden de öğrendiğimiz gibi bu husus insan mülküne bir şey katmadığı gibi elindekilerin de yitirilmesine neden olmaktan başka bir işe yaramıyor. Bu, insana hayır maksatlı verilen özelliklerin yan etkilerinin tahribatlarını gösteren ilk örnektir, aynı zamanda…

فَاَكَلَا مِنْهَا (Nihayet her ikisi(Adem ile Havva) ondan (yasak ağaçtan) yediler.)

İ’tiradi bir detay ama değinmekte yarar var. Dikkat edilirse Şeytan babamız Âdem’e vesvese veriyor. Ama her ikisi beraber ağaçtan yiyor. Allah daha iyi bilir ama kanaatimizce kadının erkeğine olan bağlılık duygusuna bir işarettir. Zira vesvese ile muhatap olmadığı halde babamız Âdem’e uyarak annemiz Havva da yasaklanmış ağaçtan yiyor. Bu, herhalde ilk günah(genel tabirle), kadın etkisi ile yapıldı şeklindeki genel kanaate terstir ama biz burada Allah’ın kelamında kadının herhangi bir etkisini görmüyoruz.

فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْاٰتُهُمَا (Böylece hemen üzerleri açıldı ve ayıp yerleri kendilerine göründü.)

Burada asıl üzerinde durulması gereken ikinci büyük husus budur. Şeriat-ı Ğarra’nın yasaklayıp şeytan ve dostlarının bize yedirmeye çalıştıkları yasaklanmışların yenmesinin insanın ayıbını ortaya çıkarması ve insan üzerindeki harama karşı korumalarının yitirilmesine sebebiyet vermesidir. Dikkat edilirse o yasaklanmış olan ağaçtan yenilir yenilmez ayıp yerlerinin ortaya çıktığı ifade ediliyor.

Selef-i salihinin yasaklanmış olan rızka karşı aşırı hassasiyetini ve bundan dolayı günahlara karşı olan korumalarına bakıldığı zaman bunun ehemmiyeti daha iyi anlaşılır. Hatta selef-i salihinin kadınlarının, eşleri rızık için dışarı çıktıkları vakit; “Aman rızkımızın helal olması için dikkat et. Zira biz açlığa dayanırız ama cehennem ateşine dayanamayız.” Şeklinde kocalarını tembihlemeleri bu hususa verilmesi gereken ehemmiyeti gösteriyor.

Burada yasaklanmış rızık derken, sadece haram yiyecekler ve içecekler kast edilmiyor. Yasaklanmış her şey bu kategoridedir ki, bunların başında da faiz kazancı(!) gelmektedir. Belki de insanların bugün haramlara karşı bu kadar pervasız olması, hayâ konusunda bu kadar biperva olmalarının altında yatan hikmet budur.

وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِ (Alelacele cennet yaprakları ile örtünmeye başladılar.)

Hayâ duygusu, bu duygunun oluşturduğu refleksler ve bunun insan ve insaniyet için ne kadar ehemmiyet arz ettiğini bilmüşahede günümüzde gördüğümüz hakikatler.

İnsanın aslında hayâ perdesi ile insan kaldığını ve insan karşısında büyük bir zafer kazandığını zanneden şeytanın aslında insanoğlunun ne kadar büyük donanımlarla donanmış olduğunun ortaya çıkmasına neden olduğu için bunun kendisi için zafer değil hezimet olduğunun en güzel delili… Kim bilir belki de babamız Âdem ile annemiz Havva’nın Allah’ın rahmetine müstahak olduklarının en büyük delillerinden birinin onların bu hayâ duygusu ile Allah’tan hayâ ederek ve kendi mürüvvetlerini korumaya çalışarak cennet yaprakları ile örtünmeye çalışmaları yönündeki heyecan ve helecanlarıdır.

Evet, şeytana kanmışlardı ama o güne kadar belki de mahlûkatın şahit olmadığı bir sahneyi canlandırıyorlardı. Bütün mahlûkat ya iradelerini yanlış yönde kullanmış ve Allah’a isyan etmişler ve bunun cezasını bulmuşlardı ya da Allah’a boyun eğmişlerdi. Ama bu sefer mahlûkat Allah’tan hayâ etme sahnesine şahit oluyordu.

Bilindiği gibi hayâyı üç kısmı ayırmışlardır İslam âlimleri… Modern psikoloji bunu ide, ego ve süperego diye bir ayırımla izah etmeye çalışmış.

Birincisi; insanın Allah’tan hayâ etmesidir. Ki bu, Allah’ın emir ve nehiylerine riayet etmektir. Helal ve haram sınırlarını gözetmektir.

İkincisi; insanın insanlardan hayâ etmesidir ki, bu haram olmadığı halde insanın toplum değerlerine saygı göstermesi, topluma değer verdiğini göstermesi dolayısıyla toplum nezdinde de değerli görünmesini sağlayan bir husustur. Örneğin bir Müslümanın farz olmadığı halde açılması haram olmayan yerlerini örtmesi hatta kısa kol elbiseleri bile giymemesi…

Üçüncüsü de insanın kendisinden hayâ etmesi ki bu yüksek karakterli insanlarda olan bir durumdur ki tek başlarına dahi olsalar toplumun kerih göreceği bir hareketi sergilemezler. Örneğin bir Müslümanın gusül alırken tek başına olduğu halde önce görülmesi haram olan vücut kısımlarını bir örtü ile örtmesidir.

Bu üçüncü husus kişinin kendisinden ve Allah’tan hayâ etmesi bütünleşik olan bir durumdur, bir Müslüman için… Çünkü insan tek başına dahi olsa edep dışı bir hareketi sergilemekten haram olmasa dahi Allah’ın görmesinden hayâ ettiği için bazen terk eder bazen bununla beraber kendi Müslüman kimliğine yakıştırmadığı için terk eder.

Babamız Âdem ile annemiz Havva’nın hayâları bu en üst seviyedeki hayâ örneğidir. Yanlarında kendilerinden başka kimse olmadığı halde Allah’tan hayâ ettikleri ve şahsiyetlerine yakıştırmadıkları için açıkta kalan yerlerini cennet yaprakları ile örtmenin derdine düşüyorlar. Oysa yaptıklarının bir cezasının olduğunu bildikleri halde bu onlar için ikinci plana düşüyor. Bizim ayetin vurgularından anladığımız budur.

Bu sahne hayâ perdesinin önemini gösterdiği gibi, onun yırtılmasının tahribatlarını da zamanımızdaki tablolar göstermektedir. İnsanlık, tarihi boyunca çok nadir bu kadar musibetler ve eziyetlerle (hem maddi hem manevi/ruhi) karşılaşmış. Belki Allah’ın rahmetinin gecikmesinin en önemli etkisi insanlığın yaptığı hatalarının yanında bir de hayâ perdelerinin yırtılmış olması… Belki hayâ perdeleri yırtılmamış olsaydı Allah (cc) babamız Âdem ve annemiz Havva’ya rahmete geldiği gibi bize rahmete gelir ve bize bazı kelimeler öğreterek bizim tevbe kulpuna sarılmamızı sağlar ve bizi affederdi. Ancak hayâ perdesinin bu kadar yırtılmış olması bizim üzerimize tevbe kapısının da kapanmasına neden oluyor ve dolayısıyla insanlık bocaladıkça bocalıyor.

Sözümüzü Seyyide’l-Mürselin’nin sözleri ile sonlandıralım: Muaz bin Cebel (radiyallahu anh)’den rivayet edilmiştir ki Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Her dinin bir ahlakı vardır. İslam`ın ahlakı da hayâdır. Hayâsı olmayanın imanı yoktur."

Faruk Hamza / İnzar Dergisi – Haziran 2014 (117. Sayı)
 

 


Faruk Hamza

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS