İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Hasan El - Benna

2013-09-25
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

17 Ekim 1906`da Mısırın Mahmudiye Kentinde doğan Hasan El Benna, dini ve ilmi yönden köklü bir aileye mensuptur. Babası hadis âlimi idi. Hadis konusunda bizzat kendisinin yazdığı birçok eseri vardır. İste böyle bir...
17 Ekim 1906`da Mısırın Mahmudiye Kentinde doğan Hasan El Benna, dini ve ilmi yönden köklü bir aileye mensuptur. Babası hadis âlimi idi. Hadis konusunda bizzat kendisinin yazdığı birçok eseri vardır. İste böyle bir ilim yuvasında büyüyen Üstad El Benna, ilim, takva ve züht atmosferinde yetişip yoğruldu. Daha küçük yaşlardayken üstün bir zekâya sahip olduğu gözleniyordu. Gece namazlarına ve pazartesi, perşembe oruçlarına devam ederdi. Küçük yaşlarında Kur`an-ı Kerimi yarısına kadar ezberleyen El Benna, 15 yaşlarında hafızlığını tamamladı.

Gençliğinin ilk yıllarında bile onda ağır başlılık hâkimdi. Zulme ve haksızlığa karşı ciddi ve izzetli bir duruşu vardı. Yüzünün hatlarında devamlı bir elem ve hüzün görünüyordu. Kalbinde daima Müslümanların dertlerine çareler arama aşkı vardı. Onun bu hali zaman zâman bazı kötülükleri bizzat kendi eliyle değiştirmeye götürüyordu.

Nafile ibadetlere devam etmesiyle ruhu büyük bir enginlik kazanmış ve nefsi daha da arınmıştı. Dindar bur muhitte yetişmenin getirdiği havayla çocukluk yıllarını camilerde ezan okuyarak, mahalle halkını namaza kaldırarak, üç aylarda oruç tutarak, sürekli Kur’an ezberleyerek geçirirdi. Daha öğrencilik yıllarındayken İslâmi çalışmalarından dolayı genel kültürü oldukça gelişmişti. Daha lise çağındayken "kötülüklere karşı mücadele" adında bir teşkilat kurarak bazı önemli şahsiyetlere mektuplar göndermiş, onlara nasihatlerde bulunup dikkatlerini toplumda aleni işlenen kötülüklere çekmeye başlamıştı.

Liseden mezun olduğunda Mısır`daki tüm öğrenciler arasındaki sıralamada beşinci olmuştu. "Darul Ulum"da eğitimcilik bölümünü okuduğu üniversiteyi ise, birincilikle bitirmişti. İş hayatına ise, İsmailiye`deki okullardan birine öğretmen olarak atanmakla başladı. O dönemlerde Mısır’ı işgali altında tutan İngilizlerin tüm güçleri İsmailiye`de toplanmıştı. Okullarda Avrupa usulü eğitim yapılıyordu. İsmailiye bu haliyle sanki Londra`nın muhitlerinden birini andırıyordu.

Mısır halkının çoğu bir İngiliz şirketi olan "Suveys"te işçiydiler. Böylece İngilizler, bir yandan Mısır Halkını köleleriymiş gibi ezip zelil ederken öbür taraftan da her türlü fitne fesat yayarak ve İslami değerleri bir bir yok ederek mandacılık yönetimini yerleştirmeye çalışıyordu. Özellikle 1924`de bütün bir ümmetin moral kaynağı olan hilafetin kaldırılıp merkezinin dağılması durumu daha da vahimleştirmişti. Üstad El Benna, o günleri bizzat kendi diliyle anlatırken şunları söylüyordu: “Allah bilir ki, nice geceleri ümmetin dertlerine çareler kaldırmak aramakla geçirdik. Ümmetin halini tahlil etmek, sorunlarına çözüm bulmak ve sıkıntılarını ortadan için düşünürken nice geceleri uykusuz ve bazen ağlar durumda geçirirdik."

İşte böyle bir ortamda İngilizlerin işgalinden kurtulmak içine çareler arayan Üstad El Benna, kendilerinden hayır umduğu bazı şahsiyetlerle irtibata geçiyor, istişarelerde bulunuyordu. Nihayet bu çalışmalarını daha da aktif hale getirmek için kendisiyle birlikte bir araya gelen esnaf, işçi ve öğrencilerden oluşan altı kişilik bir grup, bir gecekonduda “İhvanı Müslimin” teşkilatını kurdular.

Artık bundan teşkilatlı bir şekilde davete başlayan Üstad El Benna, ilk çalışmalarına İsmailiye Şehrinden başladı. Allah (c.c), onun çalışmalarını bereketlendirdi ve onun eliyle birçok mümtaz şahsiyetler yetiştirdi. Bunlardan biri olarak İslâm davasının ilk öncülerinden Şeyh Muhammed El Fergali, İngiliz komutanının karşısına dikilmiş ve: "Beni buradan “İsmailiye`den” ancak bir kişinin emri çıkartabilir. O da Hasan El Benna’dır" demişti.

İhvanı Müslimin teşkilatının İsmailiye’deki çalışmalarının genişlemesi ve davet liderinin de tüm gayretlerini İslâmi çalışmalara tahsis edilmesi üzerine hareket merkezi İsmailiye`den Mısır`ın başkenti Kahire`ye taşındı. Bütün gayretlerini İslâm’a davet ve onu tanıtma yolunda harcayan Hasan El Benna, köy köy, mahalle mahalle gezdi ve şehir şehir dolaştı. Gittiği her yerde bir şube açarak hareketi yeni yeni alanlara taşıyordu. Öyle ki, kısa bir sürede İhvanı Müslimin Hareketi Mısır`ın her tarafına yayıldı, gözünü ve kulağını doldurdu. Her tarafta ona yeni katılımalar gerçekleşiyor ve Mısır`ın gençleri onun kanatları altına giriyordu.

Bununla da kalmadı Hasan El Benna daha hayattayken hareketin alanı Mısır sınırlarını aştı. İkinci Dünya Savaşı sonunda İhvanı Müslimin Teşkilatı artık neredeyse devlet içinde devlet durumuna gelir. Mısır’ın her yanı teşkilatın okulları, camileri ve ticaret kurumlarıyla dolar. Çıkardıkları gazete ve dergiler baskı sayısı istenen tiraj yapar. Sadece Mısır değil başka ülkelerin gençleri de akın akın Hasan El Benna’nın çağrısına icabet ederek hareketin dışa açılımını sağlarlar. Ve derken Suriye, Lübnan, Ürdün, Filistin, Fas ve Tunus’ta şubelerin açılması seri halde devam eder.

İşte bunu gören İngilizler ve onların kuklası olan Kral Faruk, ciddi bir şekilde korkuya kapıldılar. Artık neye mal olursa olsun mutlaka bunun önünün alınması gerektiğini düşünüyorlardı. Hareketin lideri Hasan El Benna, gerek İngilizlerin ve gerek Mısır yönetiminin gizli istihbarat servislerince sürekli takip edilmekteydi. O nereye giderse onlar da peşini bırakmadan hemen oraya dalarlardı.

O sıralarda (1947’de) İsrail’in Arap topraklarının işgali hızla devam ederken, Hasan El Benna bazı mücahitlerini Filistin`e gönderdi. Filistin dağları ve köyleri daha önce hiç görmedikleri ender mücahitler görmeye başlamışlardı. Evet, Filistin yahudiye kuvvetli bir ders vermek ve onlara zilleti tattırmak için ölümü hayata tercih eden insanlara şahit olmuştu.

Bu gelişmeleri yakından takip eden Kral Faruk, meseleyi İngilizlerle birlikte görüşmeye başladı. Özellikle Kral Faruk`un Mısır ordusuna dağıttığı silahların bozuk olduğunun anlaşılmasından ve Araplara hıyanetlerinin açığa çıkmasından sonra Kral Faruk için mesele iyice tehlikeli bir boyut kazanmıştı. Filistin’de Cihad eden Mücahitlerin Mısır`a dönmesinden korkan Faruk, Müslüman Kardeşleri tutuklatıp hapishanelere dolduruyordu. Dolayısıyla Hasan El Benna korumasız kalmıştı. Zaten Kralın maksadı onu yalnızlaştırmak ve sonra da öldürtmekti. İşte bu plan neticesinde Mahmut Abdulmecid, İmam El Benna`yı öldürmek için gizli istihbarattan beş kişiyi görevlendirir ve Kahire`nin en büyük meydanında Müslüman kardeşler Teşkilatının önünde 12 Şubat 1949 tarihinde Hasan El Benna kurşunlanır, tedavi için kaldırıldığı hastanede gerekli müdahale edilmemesi ve kan kaybından ölmesi sağlanır.

Ne hazindir ki, yüz binlerce mensubu bulunduğu halde Hasan El Benna’nın Cenazesini bir yaşlı babayla dört kadın kabre indiriyordu. Bölgede elektrikler kesilmiş ve bu dört kadın dahi dehşet verici bir ortamda tankların arasından şehidin naşını götürüp defnetmişlerdi. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi Müslümanlar şehidin cesedini çıkarıp gösteri yapacaklar korkusundan mezarının başında nöbet tutturmuşlardı.

Zalim Kral Faruk ve İngilizler bununla işin bittiğini zannetmişlerdi. Ancak onların bilmediği bir gerçek daha vardı. O da Hasan El Benna’nın 20. Asrın Müslüman gençlerine aşıladığı Cihad ruhu ve şahadet aşkıydı. İşte bu, hiçbir zaman beyinlerden silinmeyen bir dinamizmdir. Bu dinamizmin asıl değeri ve etkisi Hasan El Benna’nın şahadetinden sonra anlaşılacaktı. Bu dinamizm, tüm İslam âlemini ve özellikle orta dönem İslamcılığını derinden etkilemiştir. Bu dönemde ortaya çıkan hareketlerin neredeyse tamamı Hasan El Benna’nın başlattığı hareketin izlerini taşımaktadır...

Hasan El Benna’nın 20. Asrın hareketlerine getirdiği en büyük kazanım, onun “faaliyetçi ruhu”dur. Ondan önceki dönemlerde daha çok teorik planda kalan İslami düşünce, onunla bir faaliyetçi çalışmaya dönüşmüştür. Onun oluşturduğu İhvan’ı Müslimin hareketinin, her türlü hayır işlerine azami önem vermesi, hayat şartlarının ıslahı için cemiyetler kurması, çiftlik, mezarlık, vakıf faaliyetleri, cami yapımı, hastane ve dispanserler açması, kitap, dergi ve gazete faaliyetleri bu faaliyetçi ruhun en önemli göstergeleridir.

Aslında Hasan El Benna’nın zihin dünyasında “yenilikçi” bir iz bulunmuyor. İslami anlayışı Malik, Şafii, Ahmed bin Hanbel, İbni Teymiye ve İbni Hazım gibi gelenekçi eğilimleri güçlü olan simalara dayanmaktadır. Bizim açımızdan onu önemli kılan tarafı “faaliyetçiliği” ve batı hegemonyasının zirveye çıktığı bir dönemde yükselttiği “muhalif ses”, “itiraz ve isyan” çağrısıdır. Bu tavır başlı başına önemlidir. Çünkü İslam sadece teorik meselelerle ilgilenen, felsefi spekülasyonlarla vakit öldüren bir din değildir. İslam’ın karakterinde dünyaya nizam verme, devletleri de doğru yola çağırma gibi “dünyevi” bir yüz vardır.

İhvanı Müslimin Teşkilatını kurduğunda Hasan El Benna 22–23 yaşlarında bir gençtir. O zaman tarih 1930’ları göstermektedir. Şahadeti ise, 1949’larda gerçekleşmiştir. Böylesine kısa bir zamanda yayılan bu hareket, tüm İslam dünyasında yıldız doğuran kara delik gibi yeni uyanışlara vesile olmuştur. Hulasa Hasan El Benna’nın kurduğu teşkilatın amacı, kuruluş ilkeleri ve vasiyeti onun zihin dünyasını anlamak için yeterlidir. Onun hakkında söylenecek çok söz vardır. Onu sadece bir makaleye sığdırmak mümkün değildir. Ama getirdiği İslami düşüncenin ana manifestosunu özetleyen ve bir parola niteliğinde olan şu sözleriyle sözlerime son veriyorum. “Gayemiz; Allah, Önderimiz; Peygamber, Rehberimiz; Kur’an, Yolumuz; Cihad ve Allah yolunda ölmek en büyük arzumuzdur...”

Mehmet Şenlik / İnzar Dergisi Eylül 2013 (108. Sayı)
 

 


Mehmet Şenlik

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS