Sizleri Molla Nizamettin Hoca’nın sorularımıza verdiği yanıtlarla başbaşa bırakıyoruz.
MAHŞERİN PROVASI YAPILIYOR
Hocam öncelikle Hacc ve Haram beldenin ilişkisinden söz edebilir misiniz? Hacc nedir ve nasıl bir mana ifade ediyor ve bu ibadet neden belli şartları ve özel statüsü olan Haram bölgeye tahsisi edilmiştir?
Hacc islamda önemli bir konuma hayiz. İbadetler içerisinde de ayrı bir önemi vardır. Diğer ibadetlere nazaran hem mali hemde bedeni yapılan bir ibadettir. Allah, Hacc bölgesine yani Haram bölgeye ayrı bir değer vermiştir. Bu değeri de Allah’ın kitabında belirttiği ayetler ve Resulullah’ın hadislerinde görebiliyoruz. Haram belde, hemen hemen tüm peygamberlerin uğradığı insanların atası İbrahim aleyhisselamın ailesinin yaşadığı bir mekandır. Aynı zamanda Hazret-i İbrahim’in mücadele mekanı olarak geçiyor. Safa ve Merve’den tutun şeytan taşlamasının yapıldığı yere kadar Hazret-i İbrahim’in ailesinin verdiği mücadeleyi derin bir mana ile sunuyor. Hacc ve Haram beldenin ilişkisine gelecek olursak Hacc, dediğimiz gibi Allah’ın bedeni ve mali bir ibadeti, Haram bölge ise Allah’ın Mekke de Resulullah’ın da Medine de belirlediği ve Hacc ibadetinin yapıldığı mekandır. Her ikisinin de ayrı anlam öve özellikleri vardır ki Allah, bu mekanları ziyaret etmeyi imkanı olup da engeli olmayan her müslümana farz kılmıştır. Başka yerlere sefer yapanlar oralarda ibadetlerini kısaltarak veya erteleyerek yapabilirler. Çünkü oralarda misafir olma durumu devam ediyor. Ancak Haram bölge için bu söz konusu değil. Oraya giden herkes için misafirlik durumu sona eriyor. Çünkü kişi asıl yurduna, baba mekanına gelmiş oluyor. Allah’ın haram bölgeye vermiş olduğuı özel statüden dolayı bir çok yerde yapılabilen fiiller orada yapılmıyor. Yasakların kapsamı da daha farklıdır. Başka yerlerde yapılan haram fiiller orada daha büyük cezalandırmalar ile karşılık buluyor. Allah’ın bu daveti ve hacıların bu mekana ulaşması, Kabe-i Muazzama etrafında dönüşleri, Hacer’ul Esved’in önünde istilam ederek Allah’a yeniden söz vermesi, hayatında iman ettiği o sözleşmeyi tekrar etmesi yani biatını yenilemesi anlamını taşıyor. O biattan sonra beytin etrafında Allah Resulü’nden varil olan dua ve çeşitli zikirlerle tavaf yapılır. Bu tavaf ise bir nevi mahşerin provasıdır. Mahşer gününde olacağı gibi herkes kendi haliyle meşgul bir şekilde Allah’a yalvarıyor. Beytin etrafındaki bu ibadet de mahşere bir hazırlığı andırıyor.
Haram beldenin hükmü, hikmetleri, stratejik konumu ve sınırları hakkında bilgi verebilir misiniz? Allah’ın böyle bir dokunulmaz ve özel bir mekanı dünyada var etmesinin hikmeti nedir?
Bunun bir çok hikmeti vardır ki bunlardan biri kişi, Kâbe-yi Muazzama ve o Haram bölgeye baktığı zaman göreceği, kum ve taşlardan müteşekkil olan ıssız bir mekandır. Hele hele Kâbe’nin yerleştirildiği yer; çukur, ağaçsız ve ıssız bir yerdir. Yani insanlara sunulsa “Gidin oraya çadırınızı koyun, orada yaşayın” dende kimse gitmezdi. Ama Kâbe’nin ıssız sussuz bir mekana bırakılmasının hikmetlerinden bir tanesi Allah’ın dünyaya değer vermemesidir. Eğer Allah, dünyaya değer vermiş olsaydı Kâbe’yi dünyanın en güzel yerinde yaptırır, tam bir cazibe merkezi haline getirirdi. Bir çukur içerisinde çok mütevazı bir yerde olmasıyla da aynı zamanda insanların mütevazı, alçak gönüllü, kibir ve riyadan arınmış bir halde olmasını istemektedir. Ama bakıyoruz ki gafil ve cahil olan insanlar Kâbe’nin tam etrafında Kâbe’yi muhassaraya almış bir şekilde gökdelenler şeklinde binalar yapmışlar. Öyle yüksek binalar ki o binaların üst katlarından bir kuş bakışıyla bakarak Kâbe’ye karşı saygısızlık yapabiliyorlar. Kâbe’nin heybetinin kırılmasına yol açan bu binaların yapılması, büyük bir terbiyesizliktir. Bu durum içler acısı bir durumdur ki aynı zamanda ben, Kudüs’ün işgalinden daha fazla Kâbe’nin işgal altında olduğunu düşünüyorum. İnanıyorum ki Kâbe’nin hürriyeti, Kudüs’ün de hürriyeti demektir. İnsanlar Kâbe’nin böylesine ıssız bir yerde yapılmasından büyük ibretler almalıdırlar. Ayrıca Hazret-i İbrahim’in ailesini böyle ıssız bir yere bırakması ve alesinin de bu emre hiç itiraz etmeden teslimiyetle itaat etmeleri, bu fedakarlıkları da önemlidir.
KÂBE, ALLAH’A YÖNELMENİN SEMBOLÜDÜR
Hac ibadetinin manevi kazanımları ve toplumsal öneminden söz edebilir misiniz?
Tüm dünya Müslümanlarının hep birlikte orada bulunmalarında, Müslüman din kardeşliğinin fiili olarak gösterilmesi söz konusudur. Dilleri ayrı, memleketleri ayrı, toprakları ayrı, nesilleri ayrı olan bu insanları orada bir arada bir araya getiren şey, inanç bağlarıdır. Allah’ın orada koymuş olduğu Kâbe ise Allah’a yönelmenin sembolüdür. Herkesin aynı inancı paylaşarak oraya gelmesi bir yana dünya müslümanlarının orada dertleşmeleri, Müslümanların başlarına gelen müsibet ve belaların tüm İslam alemine anlatılması söz konusudur. Ama maalesef bugün bu anlamda çok bir şey yapılmıyor. Yani kraliyet saltanatı altında ancak izin verilen şekliyle birileri birşeyler konuşabiliyor. Aksi halde Kâbe gibi gece gündüz hiç boşalmayan, insanların sürekli akın ettiği o mekân eğer ehil olan insanların elinde olmuş olsaydı sürekli dünya müslümanlarının durumları değişik alimler tarafından dile getirilerek insanlara anlatılırdı. Bunun yanında oraya gelişin hikmetleri insanlara anlatılacak, Müslümanların birbirlerinden haberdar olmaları sağlanacaktı. Ama maalesef bugün böyle bir durum yok. Yani insanlar akın akın gelip gidiyorlar. Ancak bu durum bireysel gelenler veya şuurlu olarak oraya gelen gruplar dışında söz konusu dahi olmuyor. Eğer oraların ruhuna uygun bir şekilde hikmetler anlatılmış olsaydı İslam alemi bugün bu durumda olmazdı. Bakın, Mescid-i Haram yeryüzünde bulunan tüm mescitlerin ana merkezidir. Diğer mescitler ise birer şubedirler. Eğer ana merkezde asıl görev ifa edilmiş olsaydı şubelere de sirayet ederdi. Yani o canlılık merkezden büyük bir darbe yemiş ki şubelerine baktığınız zaman etkisini görebiliyorsunuz. Camiler de bu minvalde istenilen fonksiyonu icra edemiyorlar. Yani camiler sadece namaz kılma mekanları değil. Müslümanların dertlerini, sıkıntılarını paylaştıkları, müşaverelerini yaptıkları mekanlardır. Kâbe’de gereken vazife gerçekten şuur ve bilinç içerisinde yapılmış olsaydı bugün şubelerinde de aynı şekilde ifa edilirdi. Ancak bakıyoruz ki ta baştan ihmal edilmiş. Bu sebeple bu mekanların bir an önce dünya müslümanlarınca bu zalimlerin ellerinden çıkarılıp ehil olan insanların yönetimine bırakılması gerekiyor. Yani, Kâbe bir emanettir ve ehil olan insanların elinde olmalıdır. Nitekin oraya gelen tüm hacılar vücudun damarları gibi tüm dünyaya yayılırlar ve böylece topyekün bir bilinç oluşur. Ve bu sağlanırsa müslümanları zulme uğratacak hiçbir güç karşılarında duramaz. Bir insanı düşündüğünüzde Kâbe-yi Muazzama, vücutta bir kalp mesabesindedir. Eğer kalp hasta olursa bütün vücut aynı şekilde gevşer ve görevini yapamaz.
TAŞLAR HEDEFİNİ BULMALI
Hac’daki hükümlerin hikmetleri nelerdir?
Haccın rükünlerinden farzlar, çok büyük hikmetler içermektedir. Kâbe’nin tavaf edilmesi bu rükunlerden bir tanesidir ki bunun bir biat yenileme anlamına geldiğini ifade ettik. Hacer’ul Esved’in tam karşısında herkesin elini kaldırarak sembolik bir şekilde Allah’a beyat etmesi gerekiyor. Orada “Ya Rabbi! Senden başka büyük tanımam senin adınla bu ibadeti yerine getirmeye çalışıyorum” deyip de biatını yeniliyor. Tabi fiziki yapısı da aynı zamanda buna şahitlik ediyor. Yani “Ya Rabbi, ben memleketimi ailemi çocuklarımı malımı herşeyimi bıraktım senin huzuruna geldim” diyerek Allah ile asıl sözleşme yapılıyor. Yine şeytan taşlama görevine baktığımız zaman. Hazret-i İbrahim, İsmailini kurban etmeye götürdüğü zaman şeytan aleyhillane ona yaklaşıyor ve “Ey İbrahim, yüz yaşına geldin ama hiç evladın olmadı. Allah bunca zaman sonra sana bir evlat verdi de sen onu nasıl kurban etmeye götürüsün” diyor. Hazret-i İbrahim orada şeytanı taşlıyor ve “Sen nasıl olur da evladımı Allah yolunda kurban etmeme engel olmaya çalışırsın. Ben evladımı Rabbimin emrinin üzerinde tutamam, Rabbimin emri her şeyin üzerindedir” diyor. Şeytan burada başarılı olamayınca İsmail Aleyhisselama gidiyor. Burada da taşlanınca annesinin yanına gidiyor. Annesi de taşlayınca başarısız oluyor ve sonrasında kurban kesme hadisesi meydana geliyor. Biz de şeytan taşlamaya gittiğimiz zaman Hazret-i İbrahim’in bu manzarasının zihnimizde canlanması gerekiyor. Biz o taşları attığımız zaman “Ey cinni ve insi şeytanlar sizi taşlıyoruz lanetliyoruz. Beni Allah’ın yolundan alıkoyan tüm şeytanları lanetliyorum. Onlara itaat etmeyeceğime söz veriyorum” demeliyiz. Bu sözde durarak evlatlarımızı birer İsmail, hanımlarımızı birer Hacer olarak yetiştirmesi için bu taşları atıyoruz. Yoksa kimilerinin yaptığı gibi “Şu kadar taş attım, bu kadar taş attım, gönlüm rahat olmadı terliklerimi attım” demekle olmaz, onlar formalitedir. Sen terliklerini atmak yarine asıl, taşı hangi anlamda attığının şuuruna var. Bu bilinçte olan çok nadir insanlar vardır. İşte Mescid-i Haram’da bu insanlara bu bilinç bu şuur verilmiş olsaydı bu insanlar o mekanlarda taşlarını attıkları zaman ne için attıklarının ve kime vurduklarının farkında olacaklardı ve taş işte o zaman gerçek hedefine ulaşmış olacaktı. Yine hadisesinde büyük dersler vardır. Yüz yaşında baba olmuş Hazret-i İbrahim, rüyasında Allah’ın “İsmail’i kurban et” emrini alıyor ve bunu İsmail’e bildiriyor. Hazret-i İsmail babasına, “Sen, Allah’ın emrini yerine getir, ben sana yardımcı olurum” diyor. Bakıyorsunuz ki aynı teslimiyet Hazret-i Hacer annemizde de var. Hazret-i İbrahim büyük bir teslimiyetle İsmailini yere yatırıyor ve bıcağı boynuna dayıyor. Taşı kesen bıcak, İsmail’in boynunu bir türlü kesimiyor ve Allah, bu teslimiyet karşısında Hazret-i İbrahim’e “Senin kurbanın kabul edildi, kalk bu koçu kurban et” diyor. Yine belirtmek istiyorum ki dünyanın hiçbir yeri Hicaz memleketi kadar önemli değildir. Ve orası işgalden kurtarılmayıncaya kadar yer yüzünde hangi ülke olursa olsun o vazifeyi hakkıyla yapamaz. Onun içindir ki büyük şeytanlar oraya çok önem veriyorlar ve oradaki üst tabaka yetkili insanları satın almışlardır. Bakın birkaç ay önce umre ziyaretine gittiğimizde 35 bin imamın kraliyet ailesi tarafından hapishanelere atıldığını öğrendik. Yani kim onlara muhalif ise tümünü fişleyip tek tek görevden almış ve cezaevlerine atmışlardır. Bu sayı gün geçtikçe artıyor. Mısır meselesiyle sanıyorum ki bu sayı katlanarak artmıştır. Çünkü adamlar halkın uyanması gibi bir korku içerisindedirler ve inşaallah o korktukları şey başlarına gelecektir.
HAC TURİSTİK BİR GEZİ DEĞİL
Hocam bir çok kişinin Hacca turistik bir bölgeye gittiği gibi gittiğine şahit oluyoruz. Kişi bu görevi yerine getirirken nasıl bir hale bürünmeli?
Yapılan ibnadetler şuur ve bilinç içerisinde yapıldığı zaman hem ruhen hem de fiziken insana fayda veriyor. Ama bilinçsiz yapıldığı zaman hiçbir tesiri görülmez. Örneğin namaz ibadeti Hacdan önce gelir. Toplumda namaz kılınıyor ama mana açısından kılınan namazın pek bir fayda sağlamadığını görüyoruz. Çünkü biliçsiz olarak, geleneksel olarak kılınıyor. Toplumda çevresine bakıp da namaz kılanlar, namaz kılmayan insanların yaşadığı yaşantının aynısını sürüyor. Ama Allah, namazın insanı fuhuşiyattan ve tüm münkerattan alıkoyduğunu ifade ediyor. Hadis-i şerifte de “Eğer namaz bir insanı fuhuşiyat ve münkerattan alıkoymazsa bu insan ne kadar namaz kılarsa o kadar Allah’tan uzaklaşır” buyruluyor. Tıpkı arabaya binen bir insanın ileri vites yerine geri vitese takması gibi. Gaza yüklendikçe geriye doğru gider. Namaz da eğer bilinç ve şuurla kılınırsa insanları kötülüklerden alıkoyar. Aynen böyle diğer ibadetler de şuurlu yapıldığı zaman insanları münkerden uzaklaştırır. Bu, Hac farizası için de aynıdır. Bir insan eğer bilinç ve şuur içerisinde Hacca giderse bu insanın o mekana gidişi ve dönüşü biribirinden tamamen ayrı olur. Giderken belki birçok yanlış düşünce, fikir ve fiillerle gitmiştir ama orada vazifesini yaparken bir bilince ulaşarak gelir. Zaten bir insanın gidiş ve dönüşü bu anlamda farklı olursa bu Hac farizasının hakkıyla yapıldığına işaret eder. Yok eğer bal olarak gitmiş ve zehir olarak dönmüşse demek ki Hacdan hiçbir şey anlamamıştır.
KURBAN TESLİMİYETTİR
Hocam zamanlarını ticaret ve hediye alımlarıyla heba edenlere neler söyleyeceksiniz?
Buradan giden bir insanın eğer amacı ticaret ise Allah ona niyetine göre karşılık verir. Buradan gidişi Allah için ise ve “Ben gideyim, o mekanları göreyim, o dönemlerde yaşananları tefekkür edeyim, farizamı yerine getireyim” düşüncesiyle gidiyorsa zaten gitmeden önce hazırlığını yapıyor. Gidip göreceği mekanları sorup soruşturuyor, anlamaya çalışıyor. Yani kendi imakanları çerçevesinde hazırlık yapar ve fayda görür. Zaten kişi eğer Resulullah’ın oralarda yaşadıklarını öğrenerek anlayarak gitmişse oradan farklı bir haz alır. Fakat turistik bir halde giderse oradan zaten istediğini alamaz. Hediyeler kısmına gelecek olursak. Orada şu andaki duruma göre Haram bölgenin sözünü ettiğimiz işgalini göz önünde bulunduracak olursak zaruri olmadığı takdirde alışverişin yapılmaması gerekiyor. Eğer illaki hediyeler alacaklarsa buradan alıp evlerine bırakabilirler. Hacca gidip döndükten sonra hediyeleri istediklerine verirler. Fakat orada eğer manevi hazdan yoksun kalmak isytenmiyorsa bu tür şeylerle zaman kaybetmemeleri gerekiyor. Örneğin bu tür hediyelik eşya pazarına gittiğinizde bakıyorsunuz ki çok farklı şeyler var. Zaten şeytan da insana hemen yaklaşmaya başlıyor; tüm akrabalarını, yakınlarını hatırlatıyor. Ondan sonra geline alalım, kıza alalım, yeğene alalım derken hem zaman tükeniyor hem de dünya kadar masraf yapmış oluyorlar. Mekke’de de Medine’de de durum aynıdır. Biz “Bunlar haramdır, yasaktır, caiz değildir” demiyoruz ama insanın mümkün olduğunca bu tür durumlardan kendisini arındırması gerekiyor. Kişinin kafasında bu tür şeyler olmazsa kişi kendisini tümüyle ibadete verir, orada bulunmaktan büyük bir haz duyar.
Son olarak Kurban Bayramı, kurban’nın hükmü, sosyolojik ve psikolojik hikmetleri nelerdir?
Kurban, dediğimiz gibi Hazret-i İbnrahim’in evladını kurban etmesinden geliyor ki bir insan kurban vermek istediği zaman Hazret-i İbrahim’in İsmailini kurban etmesindeki samimiyetini hatırlamalı o samimiyetle kurban farizasını yerine getirmelidir. Allah’ın ayette buyurduğu gibi ne kestiğimiz kurbanın eti ne de onun kanı Allah’a ulaşmaz, Allah’a ulaşan şey takvadır. Allah, bununla bizi sınıyor. Dolayısıyla kurban manevi açıdan bizi yüceltmek, maddi açıdan da diğer insanlara yönelik yardım bilincini arttırmaya yönelik önemli bir ibadettir. Yine bu kurban etleri eğer gerçekten ihtiyaç sahibi kişilere ulaşırsa büyük bir açık kapatılmış olur. Rabbim cümlemize bu şuuru, bu bilinci nasip eylesin ve Kâbe-yi Muazzama’yı bu kraliyetin ve onunla birlikte Amerikan işgalinden kurtarsın. Rabbimizden müslümanlara birlik ve beraberliği nasip etmesini ve müslümanları düşmüş oldukları durumdan kurtarıp onurlu, izzetli günlere ulaştırmasını diliyoruz.
Talha Bal / İnzar Dergisi – Ekim 2013 (109. Sayı)
İnzar Röportaj/Söyleşi