İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Hakikati Bıkkınlık Oluşturmayan Sözlerde Aramak Gerek

2015-04-18
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Tekrarlanan bazı sözler var ki bıkkınlık oluşturur, ama bazısı değil… Hakikati daha ziyade bıkkınlık oluşturmayan söz ve kelimelerde aramak gerek. Bediüzzaman`ın sözleri bu kısımdandır.
Tekrarlanan bazı sözler var ki bıkkınlık oluşturur, ama bazısı değil… Hakikati daha ziyade bıkkınlık oluşturmayan söz ve kelimelerde aramak gerek. Bediüzzaman`ın sözleri bu kısımdandır. Onun tahkiki iman mektebini okuyanlar bunu daha fazla hissedip yaşarlar. Meyvesi bol ve çeşitli bir bahçe, bir bostan gibidir onun Risale-i Nur Külliyatı… Ama tabii girmek ve içinde gezmek lazım, dahası alıcı kalbe sahip bir de muhlis bir müşteri olmak lazım. Ki istifade kâmil olsun. Gelin böyle bir bakış bir niyetle aşağıdaki sözleri okuyalım, inceleyelim…

Ye’s = ümitsizlik

“Arkadaş! Amele ve taate muvaffak olamayan azaptan korkar, ye’se düşer. Böyle bir me’yusun gözüne dini meseleleri aykırı en basit ve zayıf bir emare, kocaman bir burhan, sarsılmaz bir delil olarak görünür. Böyle birkaç emareyi elde eder etmez diğer emarelerin sevk ve yönlendirmesi ile ilan-ı isyan ederek İslam dairesinden çıkar şeytanın ordusuna iltihak eder. Bundan dolayı amele muvaffak olamayanlar, ye’se düşmemek için şu ayete müracaat etsinler.

قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذ۪ينَ اَسْرَفُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَم۪يعاًۜ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ

De ki: "Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah`ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir." (Zümer 53)

Ucb = Kibir

“Arkadaş! Ye’se düşen adam azaptan kurtulmak için dayanacak bir noktayı aramaya başlar. Bakar ki bir miktar hasenat ve kemalatı var (bazı iyilik / hayırlar yapmıştır) hemen o iyilik ve hayırlara ya da değerli bazı çalışmalarına bel bağlar. Onlara güvenerek der ki; “Bu kemalat yani yaptığım bu iyilik ve güzellikler beni kurtarır, yeter.” diye bir dereceye kadar rahat eder. Hâlbuki amellere güvenme ucbtur. İnsanı dalâlete atar, yoldan çıkarır. Çünkü insanın yaptığı kemalat ve iyiliklerde hakkı yoktur. Mülkü değildir; onlara güvenemez… İnsanın vücudu ve cesedi bile onun değildir…

Çözüm şu: (Ey ucube müptela kişi!) malikiyet davasından vazgeç. Kendini iyilik, güzellik ve hayırların kaynağı olarak görme! Kendini masdar zannetme. Ve katiyen bil ki, senden sana yalnız noksan ve kusur vardır. Çünkü su-i ihtiyarınla yani sana verilen iradeyi kötüye kullanmakla sana Allah tarafından verilen kemalatları bile tağyir ediyor, değiştiriyorsun. Mahasinin yani güzelliklerin hep mevhubedir. Sana karşılıksız olarak verilmiştir, hibedir. Seyyiatın ise meksubedir. Yani bizzat irade ve tercihin ile elde etmişsin. Dolayısıyla;

لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِالله (Mülk O’nundur. Hamd de O’nadır. Havl ve kuvvet ise ancak O’ndandır.” de.

Gurur

Evet, gurur ile insan maddi ve manevi kemalat ve mehasinden mahrum kalır. Eğer gurur ikazıyla başkalarının kemâlâtına tenezzül etmeyip kendi kemalatını kâfi ve yüksek görürse, o insan nakıstır, eksiktir. Böyle insanlar, malumat ve keşfiyatları daha yüksek görmekle eslafı a’zâmın / önceden gelip geçmiş büyük zatların, mürşit ve evliyaların, irşadat ve keşfiyatlarından mahrum kalırlar ve evham`a maruz kalarak bütün bütün çizgiden çıkarlar. Hâlbuki eslafı a’zâmın kırk günde yaptıkları bir keşfiyatı bunlar kırk senede bulamazlar

Hüsn-ü Zann

“Evet, insan hüsn-ü zanna memurdur. İnsan, herkesi kendisinden üstün bilmelidir. Kendisinde bulunan su-i ahlakı, yani kötü ahlakı su-i zann saikasıyla başkalara teşmil etmesin, etmemelidir. Ve başkalarının bazı harekâtını, amel ve davranışlarını veya hizmetlerini; hikmetini bilmediğinden takbih etmesin, etmemelidir. Yani çirkin görüp dil uzatmamalı, eleştirmemelidir. Bundan dolayı eslaf-ı a’zamın, geçmiş büyük öncülerin, mürşid ve rehberlerin hikmetini bilmediğimiz bazı hallerini beğenmemek suizandır. Su-i zan ise maddi ve manevi içtimaiyatı zedeler, sosyal hayatı ve sosyal dokuyu mahveder.

Değerlendirme

Biz, İslami hizmet dairesinde bulunanlar açısından meseleye yaklaşmak durumundayız. İmtihan ağırdır; zorlukta da rahatlıkla daha ağırdır. İslam davetçilerinin yükleri ise daha da ağırdır. Ümitsizliği netice verecek pek çok hâdise ile karşı karşıya kalmaları mümkündür. Ancak ümitsizliğe iten sebepler aniden ve toptan ortaya çıkmayabilir. Kişinin kendisinden, çalışma arkadaşlarından, davet alanında egemen güçlerden ve bunlara benzer hususlardan kaynaklı olarak birçok unsurun birbirini takviye etmesi ile hâsıla gelebilir. Üstad insanın deruni duygularına iniyor, ruhunu, nefsini ve hislerini masaya yatırıyor. Sonra da çıkış yolunu gösteriyor.

Ucb, yani kibir meselesine yaklaşımı da orijinaldir. İman ve amel sahasının en riskli alanıdır ucb. Kişinin sadece kendi ferdi şahsi özelliklerini beğenmekle sınırlı kalmıyor iş. İman ve bu imanın gereği olarak yapılan eylemleri de yakıp kül ediyor. Ferd planında olsun, cemaat-toplum planında olsun insanın ortaya koyduğu bir takım kemalatlarla, salihatlarla övünmesi ve bunlara güvenip bel bağlanması kadar tehlikeli bir şey yoktur. Bu durum insanın veya herhangi bir yapıyı (yaptıklarına bel bağlayanları) maazallah yoldan çıkmasına kadar götürebilir. Üstad, reçete veriyor. özetini aldığımız meselenin tamamını okumak gerek.

Kendi kemalatını yeterli ve daha kıymetli gördüğünden başkalarının ortaya koyduğu iyilik ve güzelliklerden istifade etmeye tenezzül etmeyenlerin durumu da ibretliktir. Bu meselede başkasının yaptığını beğenmemekle sınırlı kalmıyor, insanlığın, İslamlığın ve ümmetin seçkinlerinin ortaya koydukları tecrübeyi, muazzam birikimi tahkir etmeye ve hatta dil uzatmaya kadar götürebiliyor. Bu ise, ferd için olsun, mensubu bulunduğu millet ve cemaat için olsun çok daha başka felaket kapılarını da açıyor. İnsanın haddini, hududunu bilmesi gerekir…

Hüsn-ü zan şakulünü bozanların; ne insanlığa ne İslamlığa ne kendilerine ne de mensubu oldukları yapıya herhangi bir hayırları olmaz. Bu gibi kimseler kendilerinde bulunan kötü ve çirkin ahlak ve özelliklerin herkeste olduğunu zannederler. İnsanlara bakışı buradan besleniyor. Zannederler ki herkes kendileri gibi kötü niyetli, kötü kalpli ve kötü hesaplıdır. Kendileri dışında, gerek daha önceleri yapılmış olsun ve gerekse kendi zamanlarında yapılmış olsun, yapılmış ve yapılagelen iş, ameli ve hizmeti kabih, çirkin görürler, dil uzatır, eleştirirler. Hâlbuki hikmetini, maksat ve niyetini bilmiş olsalardı belki de utanırlardı. Hâsılı Üstad’ın en çok üzerinde durduğu noktalardan biri bu hüsnü zandır. Hüsnü zannın birçok boyutu var elbet, biz sadece Üstad’ın ele aldığı buradaki boyut etrafında söz söylemiş olduk.

Üstad, vefat edeli yarım asrı aşkın bir zaman geçti. Vefatının üzerinden elli beş yıl geçmiştir. Arkasında büyük bir miras bırakarak gitti. Bıraktığı en büyük miras ise kuşkusuz Risale-i nur Külliyatı’dır. Hareket bazında da büyük bir tecrübe bıraktı. Genç neslin bu sahaya girmesi, Üstad’ı bizzat kendi eserlerinden tanıması ve mirasını (ferdi ve toplumsal bazda) güncelleştirip ameli çözümlere dönüştürmesi gerekir. Bu vesileyle kendisini rahmetle, hürmetle yâd ederken sizleri Allah’a emanet ediyorum.

Muhammed Şakir / İnzar Dergisi – Nisan 2015 (127. Sayı)
 

 


Muhammed Şakir

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS