İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Hac Allah’ı, kendimizi ve düşmanımızı hakkıyla tanıyacağımız biricik ibadettir 

2020-05-13
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Kısaca özü, ruhu ve duygusu yakalanmamış, çok kolay ve ucuz bir yöntem olarak, çeşitlendirilmiş ritüellere dönüştürülmüş ibadetler, çetrefilli ve şekilsel bir zenginlik ve çokluğa evrilmişse de; oluşturulmuş pratiğinin zorluğu açısından da içinden çıkılmaz bir hal almış ve hazdan mahrum bırakılmıştır. Hac ibadeti özü ve ruhu açısından çok müstesna bir ibadettir. Maalesef yüzyıllardır pratiğimizin çoğu bu özü ve ruhu yakalamaktan çok uzaktadır. Hacca gideceklerin Allah’a ve Beytullah’a kavuşma heyecanı mı çok öne çıkıyor, yoksa günler hatta aylar öncesinden, ifa etmezse veya eksik bırakırsa haccının kabul olmayacağına inandırıldığı şekilsel kısmını harfiyyen ifa etme telaşı mı? Oysa Allah’a; sevgiliye,  en sevgiliye kavuşma heyecanı ve aşkı yürekleri öyle bir yangın yerine çevirmeliydi ki; O’na kavuşma esnasında takınılacak tavır ve tutum da koşullandırılmış şekilsel muhabbetin biçimi aklının ucundan bile geçmemeli kişinin/aşığın. Belki de hayatında bir defa görüp kavuşacağımız sevgiliye kavuşma coşkusunu tabiri caizse protokol kurallarına kurban etmemeli. Onun için yaşadığımız ebedi bir kavuşma anının bir pratiği olan geçici bir kavuşma provasının ruhumuzda ve duygumuzda meydana getirmesi gereken aşk ve heyecana odaklanması için telkinde bulunulmalı. Bu kavuşma duygusu tamamiyle kişiden kişiye değişiklik arz edecek olan heyecan ve aşkın doğallığına bırakılmalı. Kimi sevgiliye ağlayarak kavuşur, kimi gülerek… Kimi sürünerek varır huzura, kimi koşarak hızlandırır anı. Kiminin de çığlıkları arşı alaya yükselir kavuşma anında. Böyle çeşit çeşit ifade edilir kavuşma anının coşkusu. Ama her hâlükârda bu kavuşma, doğallığından koparılarak “tektipleştirilmiş” dayatılmışlıktan kurtarılmalıdır. Ellbetteki büyük mahşeri buluşmanın küçük bir numunesi olan bu kavuşma sahnesinde konulmuş kural ve kaideler anlamsız değildir ve bizatihi her biri bu kavuşmayı büyütecek ve anlamlandıracak önemli sembolik davranışlardır/ritüellerdir. Bunları ifa etmek elbette elzemdir. Ancak bu gerekliliği, özü unutturan şekilselliğe tamamen mahkûm bir koşullanmışlıktan kurtarmalı. “Şeytan”a taşı hangi mesafede, kaç tane ve hangi şiddette fırlatacağını tamamen kişinin duygusal akışına bırakmalı. Yani Allah’ı ve düşmanını(şeytanı) doğru ve yeterince tanıtmadığımız, mutlak bir Allah aşkına ve şeytan düşmanlığına dönüştüremediğimiz hac ibadetinde kişi, aşkını ve düşmanlığını sadece şeklen ifa etmeye angaje edilirse, hac asla maksadına kavuşmamış olacaktır. Bu durum diğer bütün şekli/bedeni ibadetlerimiz için de geçerlidir maalesef. Örneğin oruç ibadetinde, gayesinin büyüklüğünden ziyade çoğaltılmış ve tafsilatlandırılmış şart, şurut, kaide ve kurallar ile boğuyoruz insanı. Uygulamayı bir yana bırakın, öğrenilmesi bir akademik birikim gerektiren bu kaide ve kurallar silsilesi, o ibadeti yaşanmaz ve içinden çıkılmaz bir hale getirir ki bu durumda çoğu zaman haz alınması zorlaştırılan bu ibadetler, toplumun “zayıf halkalarınca” terkedildiği bile oluyor. Hac muamelat ve muhakematta daha avantajlı bir konum elde etmenin etiketi asla olmamalı. Bilakis sırtını kamburlaştıracak ve bir ömür boyu taşıyacak ağır bir mesuliyet yüklenmenin Allah ile alenen, milyonlarca şahit huzurunda ve tabiri caiz ise yüzyüze yapılmış bir sözleşmenin adıdır İnanıyorum ki hiçbir ibadet hac kadar ruh ve zihnin derinliğinde etki bırakacak bir tesire sahip olsun. Hiçbir ibadet hac kadar komple bir insanlık tarihinin yaşanmışlıklarını taşısın. Hac kadar çok öğretisi olan bir ibadet olmasa gerek. Ve eğer amacına uygun yapma gayreti çokça işlenirse, bu büyük imkân İslam âleminin değişim, dönüşüm ve tekrar ayağa kalkmasında önemli bir rol oynayacaktır. Hac, ifasında kişilerin yükleneceği manevi yük ile birlikte ümmetin tanışma, kaynaşma, anlaşma, dertleşme, ortaklaşma, planlama, karar alma ve önceki yılın muhasebesini yapma imkânına sahip yegâne ibadettir. Tabi bunlar için öncelikle Kâbe, kendisini kuşatıp ortada hapsolunmuş bir yapıya dönüştüren gökdelenlerin işgalci, hain ve gasıp krallarının elinden çıkarılması gerek. “Asırlardır milyonlarca Müslüman’ın yurtlarında aç ve sahipsiz inleyen mümin kardeşlerini çiğneye çiğneye ziyarete koştukları Kâbe’den dönüşte, onlar hakkında biraz merhamet, bir parça aşk ve muhabbet getirdikleri görülmüş müdür? Bu nasıl bir ibadettir ki, müminleri Allah’ın evinde birleştirdiği halde, aralarında birlik ve kardeşlik doğurmuyor? Hâlâ, İslam dünyası bir birine düşmandır ve Kâbe’nin bekçileri de, Müslüman kardeşlerini soymakla görevlidirler. Siz, Allah’a iftira ediyorsunuz. Allah, böyle bir ibadet emretmemiştir. Haccın manası, ruhsuz bedenlerin sırf mekân değiştirme şeklinde muayyen bir beldeye gitmeleri değildir. Hacılar, bedenlerini putlar gibi şekiller ve kütleler halinde kımıldatmakla Allah’a yaklaştıklarını sanan ölü ruhlar değildir.” (Nurettin Topçu) Her ne kadar bu yıl virüs salgını musibeti sebebince hacca gidilemeyecekse bile, yeryüzünün Allah ile buluşmanın, ona misafir olarak gitmenin en büyük temsili gösterisi olan hac, yerine getirilmesi gereken farizalar yanında o farizaların taşıdığı faraziyeler ve bu faraziyeler üzerinden insanın ulaşması gereken ruhi mertebe olabildiğince işlenmelidir. Öyle ki kişi Allah ile fiziki bir buluşmaya odaklanacak kadar bir manevi atmosfere kapılmalı ve bu buluşmanın insanın o güne kadar yüklendiği ve kirlendiği bütün maddi ağırlıkları atmaya vesile olacağı bilinci, hac öncesinde oldukça işlenmeli ve bilinçlendirilmelidir. Zaten bu yüzden değil midir ki Hacca gidenin anasından doğduğu gün gibi temiz ve safi olarak evine döndüğünün iddia ediliyor olması. Bu öyle yersiz ve boş bir iddia asla değildir. Gayesinden uzaklaştırılmış basit ritüellere boğmak, bağlamından kopmuş bir ibatede yöneltir insanları. Hiç hacca gitmemiş birine haccın kaç farzı olduğu sorulsa eminim onlarcasının olduğunu düşünür ve çoğu kez gidilmeden günler öncesinde haccın kaide u kurallarını öğreten ve bir eziyete dönüşen kitapçıklar okunduğu bilinmektedir. Tabi bu şartlanmışlık ve tabiri caizse dayatılmışlık beraberinde Allah ile buluşma duygusunu zayıflatır ve hatta ikinci sıraya düşürür ki haccın asla böyle bir gayesi olmamalı. Haccın özü şu olsa gerek; “Allah’ım! Davetine sözümle ve özümle koşup geldim! Emrin başımın tacı! Emret Allah’ım! Senin emrine başımı ve gönlümü koydum! Davetine tekrar tekrar icabet ettim! Senin benzerin, şerikin ve ortağın yoktur! Allah’ım, bütün varlığımla sana yöneldim! Muhakkak ki hamd da, nimet de, mülk de yalnız Sana mahsustur! Senin ortağın ve şerikin yoktur!” Emret Allah’ım! Ancak yüzyüze söylenecek bir niyet ve itaat sözü. Musa’nın(as) konuşması gibi… İsa’nın(as) kavuşması gibi… İbrahim’in İsmail’i gibi, Muhammedin(as) yaşaması gibi bir buluşma ve bir hal üzere gitmeli hacca. Musa’nın(as) dönüşü, İsa’nın(as) beklenişi, İsmail’in(as) kurtuluşu, Muhammed’in(as) özlenişi tadında olmalı dönüşü hacının. Manalara boğulmuş duygu seli ile yaşamalı bu büyük buluşmayı. Hayatında belki de bir defa sevgiliyle buluşma özeninde ve değerinde olmalı hac. Bu belki de “tek buluşmayı” olabildiğince ölümsüzleştirecek, Allah ile bir tekellüme/diyaloga çevirmeli kişi haccı. Siyah ve değersiz bir taşına bile vurulmuşluğumuzun resmi olmalı hac. Hacer’in çırpınışının ne büyük erdem olduğunu, bu erdeme Allah’ın merhametinin ne büyük değer olduğunu yaşamalı hacı. Şeytan ve dostlarını taşlayacak kadar onlardan beri olduğunu haykırmalı bütün gücüyle şeytanın fısıldadığı kulaklara. İbrahim’e öykünerek bir daha kavuşmayacakmış gibi geride bıraktığı bütün sevdiklerine veda etmeli. Ademden bu yana yaratılış, yakarış teslimiyet ve vuslat hikayemizin bir özet “konsantre” pratiği olan hac, kurtuluşumuzu sahnelendiğimiz ve rüşdümüzü ispatladığımız bir “tek ve son oyun”u oynamalı Beytullah’ta. Hac, Kâbe’ye doğru değil, Allah’a doğru sonsuz bir harekettir. Kâbe artık hiçbir şeyin yapılamadığı son değil, başlangıçtır. İnsanın bütün “ben”liklerinden sıyrılıp renk, ırk, mal, statü vb. üstünlüklerinin tamamının bir anlam ifade etmediği ve herkesin ilanihaye giyeceği kefenle huzura çıktığı bir ortaklaşmanın, ümmet olmanın pratik bir tezahürüdür, milyonların bir tek renk ve tek vücut gibi akıyor olması. Beyaza bürünmüş büyük bir bedenin hareketi gibidir milyonların Allah’a yürüyüşü. Ayrılığa sebep olmuş bütün mezhep, meşrep, çıkar, iktidar hırs ve aidiyetlerinin terk edilip tek bir vücut; tek bir ümmet olmanın sağlam temellerinin atıldığı ve dönüşte bu temelleri, yaşadığı toplumda inşa edip yükselteceği başlangıçtır Hac. Mal, mülk, makam, statünün insanlara bir üstünlük aracı olarak kullanmaktan vazgeçildiği bir yeni hayata başlamanın beyinlere kazındığı bir eylemdir ihram. Sonrasında her sapmada, balyoz gibi inecek kadar etkilemiş olmalı akıl ve kalbimizi bu buluşma. Şeytan, Allah’ın düşmanı, asi, baği, müfsid, yalancı, kibirli, inkârcı bir kişiliktir. Şeytanı taşlama bir dejarj ve rahatlama sahnesi değil bilakis dönüşte bir ömür boyu şeytan ve dostlarını, yani Allah’ın düşmanı, asi, baği, müfsid, yalancı, kibirli inkârcıları taşlamanın bir başlangıcı olarak telakki edilmeli. Şeytan’ı taşlama Allah ile bir anlaşma ve sözleşme sahnesidir. Büyük bir sorumluluk yüklenme ahdidir. Bir ömür boyu şeytan ve dostlarını doğru tanıma ve onlarla bir ömür boyu mücadele etme adına verilmiş bir yemindir şeytan taşlama. Bilakis bir vicdanî rahatlama yaşayıp bu rahatlıkla bir ömür boyu şeytanın dürtmesine teslim olmanın adı değildir şeytan taşlama. Hac ümmetin zihinsel ve fikirsel birliği inşa etmenin en önemli pratiğidir. Hac psikolojik ve sosyolojik hazzın doyuma ulaşıp hayatın tamamına taştığı bir deniz banyosudur. Hac musavileşmenin pratiğidir. Hac huzurda kardeşliğimizi zapt-u rapt altına aldığımız uhuvvet mektebidir. Hac şeytan ve dostlarına düşmanlığı ilanın bir belgesidir. Hac Allah ve dostlarını dost edinmenin sözleşmesidir. Hac bütün prangalarımızdan ebediyyen kurtulduğumuz özgürlük beratımızdır. Hac bir yönümüzü öldürürken, belki de ölü olan diğer yanımızı dirilttiğimiz bir eylemdir. Hac mahşerin mizansen bir sahnesidir. Hac “ben”in “biz” olduğu ve “biz”in “ben” olduğu tek sahnedir. Hac İsmail’in boğazına bıçak dayadığımız ve belki de İsmail’siz dönülen yerdir. Hac sırtımıza Arafat’ı yüklenip bir ömür boyu indirmeyeceğimiz bir büyük yükü yüklenmedir. Hareketliliğin; acele etme, koşma, atma, tertip, düzen, dikkat, sevinç, nefret, hüzün, cesaret ve şecaat gibi aktivitelerin tamamının yaşandığı ve tamamını ömür boyunca yaşamaya hazırlığın kısa bir pratiğidir. Hac, Adem’e, İbrahim’e, İsmail’e, Hacer’e, Muhammed’e(as) öykünmenin hikayesidir. Hac Adem’den bu yana Allah(cc)’ın insan ile kurduğu münasebetin tamamının sahnelendiği ilahi bir sahnedir.
Mehmet Gülsever

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS