"Gömmeyin beni" diyordu bir çocuk, gidenin gelmediği diyarlardan. Henüz altı yaşında, dünyanın sancılarını taşır bağrında. "Ne olursunuz doktor amcalar, ben ölmek istemiyorum, gömmeyin beni" çığlıkları kâbus oldu bize.
Hamdullah Yıldız
"Gömmeyin beni" diyordu bir çocuk, gidenin gelmediği diyarlardan.
Henüz altı yaşında, dünyanın sancılarını taşır bağrında.
"Ne olursunuz doktor amcalar, ben ölmek istemiyorum, gömmeyin beni" çığlıkları kâbus oldu bize.
Bir kez daha insan yerimizden vurulmuşa döndük.
Vurulmuşa dönmedik, vurulduk bir kez daha.
Myanmar ateşi bu denli kavurmadı bedenimizi.
Gazze semalarındaki fosforlar daha az yaktı yekvücut olan bedenin uzuvlarını.
Yasin olmak vardı, kutlu bir yolda bıçakla parçalanan...
Varsın binadan atsın cellat...
Cesedimiz çiğnensin, insanlığın yok olduğu demlerde.
Ateşlere atılsın bedenimiz, ona varma uğruna.
Furkan olmak vardı...
Hak ile batılı bıçak gibi kesen, dünyanın el pençe durduğu bir kabadayının suratına soytarılığını haykıran, siyonistin karizmasına çizik atan...
Esma olmak vardı, Adeviyye Meydanında kan kırmızısı bir gül olan.
Habbab olmak vardı...
Yasir olmak...
Kerbela`da dirilen Hüseyin olmak vardı...
...
Bizimkisi sadece bir temenni.
Sen ezberlerimizi yerle yeksan ettin çocuk.
İçimizdeki beyinsizlerden dolayı helâke müstahakız çocuk.
Sonra Yasin`in sırtına saplanan bıçak yarası...
Ah Yasin!...
Ahmet Muhammet terörist diye arandığı saat...
O saat...
İşte tam o saat.
"gömmeyin beni amcalar" sesi yankılanıyordu, yolu yokuş olan hastanenin koridorlarında.
Ne Esed tarafından sokak serserilerinin insafına terk edilen genç kızların feryadı, ne
Ebu Gureyb cezaevindeki çığlıklar bu kadar yaraladı bizi.
Kulaklarımıza tıkmak için Çukurova`dan aldığımız pamuk çukurlaşan insanlığımıza kâr etmedi.
Karanlık olsun istedik...
Görünmeyelim istedik...
Gün yüzüne çıkmasın kaybolan insanlığımız istedik...
Heyhat ki gözümüzü kapatmaktan başka hiçbir şey yapamadık.
Gözümüzü kapatınca geceye döndüğünü sandık dünyanın. Görünmeyen acının bizi es geçmesiydi beklentimiz.
Kapalı gözler, kâr etmedi, "gömmeyin" çığlıklarını duymamıza.
Yusuf`un kuyusundan yankılandı sesler...
Kardeş ihanetiyle parçalanmakta ümmet...
Başkasının günahının cezasını çekmek ne acı çocuk!...
Ah bir rahmet meleği olarak gelse Azrail!
Ah merhamete gelse ölüm meleği!..
Bu acıdan kurtarmak için alsa emaneti!
Azrail bir kurtuluş elçisi olur bu dem.
Hiç böyle beklememiştim.
Hiç bu kadar arzulamamıştım ölümü...
Bir şeb-i arus değil benimkisi...
Bir fırtına, kasırga korkusu... Bir yanardağın lavlarından kaçış...
Ölüm tamtamları oynadı karanlık yüzlü katiller, Qoser sokalarında. Cehennem zebanilerinin eliyle dilini bilmedikleri bir ölümle tanışan Fehad veya Abdullah`ın çaresizliği, sarsmadı beni bu denli.
Faydanın öncellendiği bir dünyanın faydasız elemanı olmak ne kötü ya Rab!.
Kaç silah eder Ferid Şevki`nin kanı ey kahpe dünya!
Feryadın kâr etmez çocuk!
Gömdük/gömüyoruz/gömeceğiz.
Eylemlerin bütün çekimlerine göre gömeceğiz insanlığımızı.
Hayvana feryadın kâr etmez... Emaneti yüklenmeyen dağlar duymaz sesini...
Sus çocuk!
Sen ölmedin, insanlığımızı gömdük.
Bizler, yürekleri ölen bir bahtsızlar ordusuyuz!...
Hamdullah Yızdız / İnzar Dergisi – Kasım 2015 (134. Sayı)
Henüz altı yaşında, dünyanın sancılarını taşır bağrında.
"Ne olursunuz doktor amcalar, ben ölmek istemiyorum, gömmeyin beni" çığlıkları kâbus oldu bize.
Bir kez daha insan yerimizden vurulmuşa döndük.
Vurulmuşa dönmedik, vurulduk bir kez daha.
Myanmar ateşi bu denli kavurmadı bedenimizi.
Gazze semalarındaki fosforlar daha az yaktı yekvücut olan bedenin uzuvlarını.
Yasin olmak vardı, kutlu bir yolda bıçakla parçalanan...
Varsın binadan atsın cellat...
Cesedimiz çiğnensin, insanlığın yok olduğu demlerde.
Ateşlere atılsın bedenimiz, ona varma uğruna.
Furkan olmak vardı...
Hak ile batılı bıçak gibi kesen, dünyanın el pençe durduğu bir kabadayının suratına soytarılığını haykıran, siyonistin karizmasına çizik atan...
Esma olmak vardı, Adeviyye Meydanında kan kırmızısı bir gül olan.
Habbab olmak vardı...
Yasir olmak...
Kerbela`da dirilen Hüseyin olmak vardı...
...
Bizimkisi sadece bir temenni.
Sen ezberlerimizi yerle yeksan ettin çocuk.
İçimizdeki beyinsizlerden dolayı helâke müstahakız çocuk.
Sonra Yasin`in sırtına saplanan bıçak yarası...
Ah Yasin!...
Ahmet Muhammet terörist diye arandığı saat...
O saat...
İşte tam o saat.
"gömmeyin beni amcalar" sesi yankılanıyordu, yolu yokuş olan hastanenin koridorlarında.
Ne Esed tarafından sokak serserilerinin insafına terk edilen genç kızların feryadı, ne
Ebu Gureyb cezaevindeki çığlıklar bu kadar yaraladı bizi.
Kulaklarımıza tıkmak için Çukurova`dan aldığımız pamuk çukurlaşan insanlığımıza kâr etmedi.
Karanlık olsun istedik...
Görünmeyelim istedik...
Gün yüzüne çıkmasın kaybolan insanlığımız istedik...
Heyhat ki gözümüzü kapatmaktan başka hiçbir şey yapamadık.
Gözümüzü kapatınca geceye döndüğünü sandık dünyanın. Görünmeyen acının bizi es geçmesiydi beklentimiz.
Kapalı gözler, kâr etmedi, "gömmeyin" çığlıklarını duymamıza.
Yusuf`un kuyusundan yankılandı sesler...
Kardeş ihanetiyle parçalanmakta ümmet...
Başkasının günahının cezasını çekmek ne acı çocuk!...
Ah bir rahmet meleği olarak gelse Azrail!
Ah merhamete gelse ölüm meleği!..
Bu acıdan kurtarmak için alsa emaneti!
Azrail bir kurtuluş elçisi olur bu dem.
Hiç böyle beklememiştim.
Hiç bu kadar arzulamamıştım ölümü...
Bir şeb-i arus değil benimkisi...
Bir fırtına, kasırga korkusu... Bir yanardağın lavlarından kaçış...
Ölüm tamtamları oynadı karanlık yüzlü katiller, Qoser sokalarında. Cehennem zebanilerinin eliyle dilini bilmedikleri bir ölümle tanışan Fehad veya Abdullah`ın çaresizliği, sarsmadı beni bu denli.
Faydanın öncellendiği bir dünyanın faydasız elemanı olmak ne kötü ya Rab!.
Kaç silah eder Ferid Şevki`nin kanı ey kahpe dünya!
Feryadın kâr etmez çocuk!
Gömdük/gömüyoruz/gömeceğiz.
Eylemlerin bütün çekimlerine göre gömeceğiz insanlığımızı.
Hayvana feryadın kâr etmez... Emaneti yüklenmeyen dağlar duymaz sesini...
Sus çocuk!
Sen ölmedin, insanlığımızı gömdük.
Bizler, yürekleri ölen bir bahtsızlar ordusuyuz!...
Hamdullah Yızdız / İnzar Dergisi – Kasım 2015 (134. Sayı)
Hamdullah Yıldız