İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Genç Kardeşlerime! Gelin Siyeri Yaşayalım

2015-05-29
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Bir kez daha kutlu doğum iklimine ulaştık. Bu iklimde o konuşulur. Ama sadece o… O ve sonra her biri birer yıldız mesabesinde olan dava arkadaşları… Madem onları konuşacağız, zaman kaybına lüzum yok, haydi Mekke’ye, davanın geldiği ilk yıllara, cemaatleşmenin ilk tohumlarına, oralara, o iklimlere gidelim.
Bir kez daha kutlu doğum iklimine ulaştık. Bu iklimde o konuşulur. Ama sadece o… O ve sonra her biri birer yıldız mesabesinde olan dava arkadaşları… Madem onları konuşacağız, zaman kaybına lüzum yok, haydi Mekke’ye, davanın geldiği ilk yıllara, cemaatleşmenin ilk tohumlarına, oralara, o iklimlere gidelim. Bu yolculukta gençler ön saf arkadaşlarım ve ihtiyar olduğum için ihtiyarlar da arkadaşlarım. Endişeye mahal yok, her birimize düşen bir nasip olur inşallah…

Siyer diyoruz, onu okuyalım, bakın bakalım, Allah Resul’üne ilkin kimler geliyor ve bu gelenlerin yaşları kaçtır? Ali (r.a) kaç yaşındadır biliyor musunuz? 8-9 yaşlarında… Zübeyir(r.a) de öyle… Ali(r.a) ile aynı yaşta. Talha(r.a) 11, Erkam(r.a) 12, İbni Mesud(r.a) 14, Sa’d(r.a) 17, İbni-i Rabia(r.a) 17, Cafer(r.a) 18. Said İbni Zeyd(r.a) 20, Suheyb, Zeyd, Osman, Tuleyb, Habbab ve Saib (r.anhüm) de 20 yaşlarında. Bir kaç kişi 20 ile 25, birkaçı da 25 ile 30 yaşlarında. Hazreti Ebubekir ve Hazreti Hamza (r.anhüma) dâhil bazıları 30 yaşın üzerindeler. Davetin kendileriyle açıklandığı ilk 40 kişinin yarısına yakını 20 yaşın altındaki çocuk ve gençlerdir. Hamza (r.a)’nın Müslüman olmasından 3 gün sonra Ömer (r.a) da Müslüman olunca Allah Resulü işte bu gençlerle davayı ilan ve daveti açıktan yapmaya başlıyor.

Şimdi biz bize dönelim. Bulunduğumuz İl’e, ilçeye, beldeye dönelim. Bu yerleşim birimlerini oluşturan binlerce, on binlerce ve bazı yerlerde yüzbinlerce insan topluluklarının içinde aynen Mekke’de olduğu gibi bir avuç insan olarak bir araya gelmişiz, birbirimize kenetlenmiş, bağlanmışız. Nebevi bir şuurla cemaatleşmiş ve zamanımızın bazı araçlarını vesile kılmak suretiyle teşkilatlanmışız. Her birimiz Resulullallah`a gelenlerden biri yaşındayız. Maksadımızı açıklamışız: biz insanları hayra davet ediyoruz. Allah’a ve O`nun Resul’üne çağırıyoruz. Allah’ın emredip Resulünün sahabesi ile birlikte yaşadığı İslam’ı yaşamak istiyoruz. Budur, mesajımız ve davamızın özü, bu…

Dava, davet bereketleniyor elbet… Cemaat büyüyor, gelişiyor ve etkinleşiyor. Ama aziz gençler, buna rağmen şehirlerimizde, kasabalarımızda ve beldelerimizde, hususen bazı mıntıkalarda hala işlerin ters gittiği durumlar var gibi… Gönlümüzün mutmain olmadığı ve yer yer bizi üzen örnekler var gibi… Ya da daha iyi olsun diye gösterilen olağanüstü enerjiye rağmen karşılığın tam ortaya çıkmadığı bazı numuneler var gibi... Niye acaba?

Bunun siyerle, siyere bakışımızla alakası yok mu sizce? Bir şekilde bunu aşmak gerekiyor. Bu da sahabe-i kirama iyi yoğunlaşmakla mümkün olabilir… Allah Resul’üne, davaya, cemaate, cemaatsel işlere bakış ve yaklaşımlarını bilmek, doğru bir şekilde güncelleştirmekle mümkün olabilir. Mesela Ali (r.a)’ı iyi okumak gerekiyor, ama ben okumak derken yaşamayı kastediyorum. Daha 8-9 yaşlarında bir çocuk! Ama cemaatin, büyüklerin yapamadığı, birçok hassas ve sırlı işi onun nazenin varlığında kendi ifadesini buluyor. Cemaatin en hassas vazifelerini müdrik Ali(r.a) olmak, bir yerde bir dünya olmak gibidir. Onu Allah (c.c)’ın velisi yapmaya götüren saikler nelerdir, eğilmek, anlamak gerek. Allah, resulü ve İslam cemaati bağlamında velayet nedir? Onu da çözmek ve şartlarında anlamlandırmak gerek. Onun Hayber fatihi olduğunu okuduğumuzda hangimiz o olmak istemiyoruz? Allah Resul’ünün Ali(r.a)’a yönelik taltif edici söz ve tespitlerini okuduğumuzda içimiz içimize sığmıyor, iç çekiyor ve gerçekten o olmak istiyoruz… Şu halde nasıl Ali (r.a) olunur? Ya da Ali (r.a)’ın davası için ortaya koyduğu muazzam mücadele ve hizmet performansını bugün biz nasıl yapalım da ortaya koyabilelim.
Beldelerimizde bu muazzam enerjiyi nasıl programa dönüştürebileceğiz. Siyeri okumak bu soruların cevaplarına ulaşmak demektir.

Allah aşkına söyleyin! Musab bin Umeyr (r.a)`a hangimiz imrenmiyoruz? Ahlakına, varlıklı bir ailenin çocuğu olmasına rağmen davası için bu varlığı arkalamasına ve davasına olan muazzam bağlılığına hangimiz imrenmiyor, o olmak istemiyoruz Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ilk muallimi, onca arkadaşı içinde seçerek Medine’ye gönderdiği ilk öğretmeni olmak istemiyoruz? Hangimiz Medine’nin kapısını, hicretin yolunu açmak istemiyoruz? Tüm bunları şehadetle taçlandıran bir Musab (r.a) olmak hangi müminin, hususen hangi genç kardeşin gönlündeki arzu değildir? Şu halde Musab (r.a) olmak, olabilmek için ne yapılmalı? Ne yapalım da Musab (r.a) olabilelim? Musab (r.a)’ı okuma onu yaşamaktır. Musabi bir ruh ile davet ve hizmet ahlakını kuşanmaktır. Gerektiğinde aileyi, anne baba, kardeşleri bırakmak ve uzaklaşmaktır. Uzaklara, çok uzaklara gitmektir. Saflarımıza dönelim, ders ve sohbet halklarımıza bakalım; bu saflar, bu halkalar içinde Musab (r.a) ruhlu yiğitler mutlaka vardır. Öyleyse bu cevherleri izhar edecek yollar nelerdir, onu arayıp bulmak gerek. Biz Musab (r.a) değil ondaki ulvi vasıfları alıp günümüze, evvelen kendimize, sonra ders ve sohbet halklarımıza ve en nihayet davanın, davetin aktif merkezine getirelim. Ama nasıl? Siyeri okumak Musab`ın hayat ve mücadelesini günümüze göre programlamak ve yaşanır hale getirmek demektir.

Hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem`e olan yakınlığını okuyunca hangimiz Zeyd bin Harise’nin yerinde olmak istemeyiz? Zeyd (r.a)’ın öne çıkan bazı özellikleri arasında hususen insanı etkileyen iki olay vardır. Biri Hazreti Peygamberi babasına ve ailesine, yakınlarına, memleketine dönmeye tercih etmesi, diğeri de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Taif`te taşa tutulunca kendisini ona siper etmesi, ona gelen taşlara göğsünü germesi… Şimdi biz bu olayı nasıl güncelleştireceğiz? Zeyd’in yakınlarıyla gitmeyi değil de Peygamber’in yanında kalmayı tercih etmesi ne anlama geliyor? Bu gayet mühim bir hadisedir ve İslam’ın genç neslini birebir ilgilendirmektedir. Her mümini ilgilendirmekte kuşkusuz… Ama genç uçakları daha yakıcı bir şekilde ilgilendirmektedir. Fazilet ve kemalin bulunduğu ortam, şahsiyet ve yapılanmaları tanımak, teşhis ve tespit etmek, edebilmek başlı başına bir ayrıcalıktır. Bir yanda fazilet ve kemalle mücehhez bir yapılanma diğer tarafta ise şer ve cehalet üretip savunan bir sistem, mekanizma… Yakınların, akrabaların küsüp darılmalarına ve karşı çıkmalarına rağmen asil bir duruş ve sarsılmaz bir sadakatle fazilet ve kemalin bulunduğu yeri tercih etmek… Bu herkesin yapabileceği iş değildir. Cemaatsel bağlar açısından Zeyd (r.a)’ın bu tercihi nerede duruyor?.. Ya Taif! Ya Zeyd’in Taif’teki duruşu, taşlara, saldırılara göğsünü ve ruhunu siper etmesi ve Efendimiz`i korumaya yönelik cansiperane duruşu! Bunu nereye koymalıyız? Bir yandan Zeyd’i okuyor ve olmak istiyoruz, ama Zeyd (r.a)’ın davası için, dava rehberi için sergilediği cansiperane tutumuna gelince acaba ne yapıyoruz? Davaya âşık gençlerin ve dahi müminim diyen her insanın bu yönüyle kendini test etmesi gerekir. Soru şu: Zeyd (r.a)’ın yakaladığı halet-i ruhiyeye nasıl ve nereden gidilir? O muazzam teslimiyete nasıl varılır? Davası için, davanın rehberi için ölümünü dahi küçümseyen o yüksek şuura nasıl erişilir? Siyer derken, onu okurken aslında onun yaşanmasından söz etmiş oluyoruz.

Söyler misiniz, hangimiz Erkam (r.a) olmak istemeyiz? Vahyin indiği, inişi ile ısıttığı, ruh verdiği ve irşadın ifadesini bulduğu ev ve o evdeki Kur’ani faaliyetlerin ev sahipliğini hangimiz yapmak istemeyiz? Allah Resul’ünün şereflendirdiği ve İslam nurunun âlemlere yükseldiği o eve hangimiz sahip olmak istemeyiz? Hangi mümin vardır ki bu muazzam lütfu görmezden gelsin, ona imrenmesin ve Erkam (r.a) olmak istemesin? 1990’ların başlarında bazen bazı yerleşim birimlerinde bir, bazılarında 2 ya da 3 evimiz ya olurdu ya olmazdı. Birçok yerde bugün gördüğümüz İslami hizmetlerin nüvesi işte o şartlarda ve o gibi evlerde atılmıştı. Binaenaleyh Erkam (r.a)’ı nasıl yaşayacağız? Onu nasıl güncelleştireceğiz. Evlerimizi nasıl davanın hizmetine koyup vakfedeceğiz? Siyeri okumak demek, mal, can ve evlattan fedakârlık yapmak demektir. Siyeri okuyor olmanın ispatı onu; onu yaşayanların yaşadığı gibi yaşamaktır.

Abdullah bin Mesud (r.a)’ı hangimiz okunmamışız? Hani Allah Resulü “Kureyşliler şu Kur’an’ın yüksek sesle okunduğunu hiç dinlemediler. Kur’an’ı yüksek sesle onlara okuyup dinletecek kim var?” diye arkadaşlarına soru sorduğunda o; “ben varım!” demiş ve “sen gitme, sana zarar verirler” diyen bazı arkadaşlarının uyarılarına rağmen gitmiş ve Resûlullah`tan sonra Mekke’de Kur’an’ı yüksek sesle ilk okuyan kimse olma şerefine nail olmuştu. Gerçekten de Kureyşliler onu dövmüş ve zarar vermişlerdi. Ama o Resulullah`ın emrini hakkıyla yerine getirmiş olmanın huzuruyla arkadaşlarına dönmüştü. Dönemin müşrik –laik- putperestlerine meydan okumak suretiyle Allah Resul’ünün emrini yerine getiren İbni Mesud (r.a)`ın bu muhteşem eylemini bugün nereye koyacağız? Nasıl yorumlayıp yaşanır hale getireceğiz? Henüz 16-17 yaşlarında nazenin bir gençtir. Buna rağmen tüm riskleri göze alarak cemaat rehberinin emrini yerine getiren bir şuura sahiptir. Bu ülkede, bu ülkenin ev ve camilerinde Abdullah (r.a)’ın Mekke’de okuduğu gibi Kur’an’ı okuyanlar ve okumaya çalışanlar veya öğretenler evlerinden alındılar, camilerden kovuldular, darb edildiler, şehid edildiler, işkencehaneler ve nihayet hapishanelere konuldular. Abdullah (r.a)’ın okuyuşunu ve bunun karşılığında maruz kaldığı muameleyi anlamak isteyenler, hikâyenin günümüzdeki devamını da okusunlar. Abdullah (r.a)’ın okuması Kâbe’nin yanında kalmadı, asırları ve nesilleri aşarak günümüze kadar geldi. Onun gibi Kur’an okumayı anlamaya çalışanların ve tabii ki yaşama çabasında olanların bir kısmı halen bu ülkenin zindanlarında tutulmaktadırlar.

Bilal (r.a)’ı muhakkak okuyorsunuz ve birbirinize anlatıyorsunuzdur. Bu olmalı elbette ama olan sadece bu olmamalı. Bilal (r.a)’ı anlamak, misyonunu kavrayıp yaşadıklarını yaşamakla mümkün olabilir. Bilal (r.a), kendisine kadarki insanlık tarihi boyunca gelip geçmiş tevhid için direnen muvahhitlerin misyonunu devam ettiren, ettirmiş bir kahramandır. Ölümüne işkencelere direnmek suretiyle kendisinden sonra gelecek nesillere muazzam bir örneklik bırakmıştır. O olmayı kim, hangimiz istemeyiz? Bilal (r.a) sadece Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem`in müezzini değildir, o İslam cemaati mensuplarının yaşadıkları en ağır imtihanlarda direnişin, dik duruşun, azimetin, İslami izzetin ve tabiatıyla tevhid mücadelesinin kıyamete kadar ki kaderinin muazzam bir sembolü olmuştur. O halde Bilal (r.a)’ı nasıl okumalıyız? Nasıl güncelleştirmeliyiz? Bilalleri, Abdullahları, Alileri, Suheybleri, Habbab ve Hubeybleri olmayan bir davanın ayakta kalması mümkün mü? Günümüz İslami faaliyetler, organizeler, koşuşturmalar ve daha başka birçok yönü bakımdan İslami mücadeleyi siyer mihengine vurduğumuzda neyi göreceğiz ya da neyi görmemiz gerekir? Siyeri okumak demek meselenin bu taraflarını da görmek ve bu gibi soruların ameli karşılıklarını da bulmak gerekir.

Kutlu doğum iklimindeyiz dedim.. Resulullah`ın siyerini, siretini konuşuyoruz. Onun nasıl yaşamanın çabası içindeyiz. Görüp şahit olduğumuz bütün bu etkinlikler ve faaliyetler onu nasıl daha iyi yaşayalıma yöneliktir. Ben de meseleye bu açıdan yaklaştım ve kendimce aştığım ufak bir pencere ile katkıda bulunmaya çalıştım. Yukarıda vermeye çalıştığımız örnekleri örnek olsun diye getirdik. Mekke gibi bir kasabada başlayan cemaatleşme sürecini hatırlatmak isterken aslında bugünkü belde ve kasabalarımızdan bazılarına ya da çoğuna selam vermek istedik. Çalışma ve hizmetlerimizde aksayan yönler var ise, Mekke’nin o ilk yıllarına uğrayın demek istedik. Hâsılı çare, sahabe ahlak ve anlayışını ve dahi imanını günümüz dünyasında ve tabii ki belde ve şehirlerimizde yaşanır hale getirmektir. Rabbimizden duamız, bu muazzam etkinlik ve faaliyetleri nebevi, sahabevi şuurun uyanıp harekete geçmesine vesile kılmasıdır

Muhammed Mehdi Gül / İnzar Dergisi – Mayıs 2015 (128. Sayı)
 

 


Muhammed Mehdi Gül

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS