İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Gazze’nin Sonsuza Kadar Değişen On Özelliği

2014-09-25
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

İsrail’in Gazze’ye yönelik son saldırılarının yaptığı tahribatın boyutları, herhangi bir dünya vatandaşına faşizmin İsrail toplumunda derin bir kök saldığına ikna etmelidir.
İsrail’in Gazze’ye yönelik son saldırılarının yaptığı tahribatın boyutları, herhangi bir dünya vatandaşına faşizmin İsrail toplumunda derin bir kök saldığına ikna etmelidir.

İsrail tarafından yapılan her şiddet saldırısından sonra medyadaki göz boyama doktorları büyük misyonlarını şöyle icra ediyorlar: İsrail’i yaptığı her katliamdaki sorumluluktan kurtararak temize çıkarmak.

Bu savunucular yalnızca Filistinlileri değil aynı zamanda Filistinlilerin lehine bir duruş sergileyenleri de şeytanlaştırıyorlar.

Bu taktikle ilgili bilinmesi gereken yeni bir şey yok-sözde ‘Arap –İsrail Sorunu’ kavramının Batı medyasındaki sunumu gibi.

Olayların medyadaki anlatılış tarzı, on yıllardır süren askeri işgale, peş peşe yaşanan savaşlara ve sayısız katliama rağmen Filistinlilere değil daima daha çok İsrailli yetkililerinin söylemine yakındır.

İsrail, Ocak 2006’da Hamas’ı iktidara taşıyan seçimlerden sonra başlayan Gazze kuşatmasından beri, Batı’daki destekçileriyle birlikte yürüttüğü kamu diplomasisi ile bir halka demokratik tercihinden dolayı gaddarlık yapılmasının gerekçelerini açıklamaya çalışıyor.

Şeytanca tasarladığı yeni kurguya uygun olarak entrikacı bir aldatmacayla (bir zamanlar merhum Yaser Arafat’ı Hitler ile eşit tuttuğu gibi) Hamas’ı da el Qaide ile bir tutarak İsrail’in kendi standartlarının bile altına inmiştir.

Batı medyası, Hamas’ı, direnişi ve harekete oy veren tüm ‘kötü’ Filistinlileri şeytanlaştırıyorken İsrail toplumunu çepeçevre kuşatan faşizmi ise bilerek görmezden gelmektedir.

Mevcut ‘kötü’ Filistinlilere-yani ‘aşırı’, ‘radikal’ ve ‘barış karşıtı’ olanlara karşı daima ‘iyi’ olan ve Filistin Özerk Yönetimi Mahmud Abbas veya diğer kişilik veya liderlerce temsil edilen ve İsrail işgaliyle birlikte var olmaya istekli birilerini sunma gayretindedirler.

FÖY, daha da ileri giderek, İsrail işgaline karşı direnişte ısrar eden Filistinli ‘radikalleri’ şeytanlaştırmayı sağlama almak için İsrail’le işbirliği yapmaktadır.

FÖY sayesinde İsrail işgalinin bedeli hiç olmadığı kadar ucuzladı. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, sözde barış görüşmelerini yeniden aktif kılma teşebbüslerine rağmen Washington’daki yakın müttefiklerinin geliştirdiği girişimleri bile baltalayacak bir yol bulabildi.

“Barış”, Netanyahu için büyük bir risktir çünkü hükümeti Batı Şeria’daki işgallerini sonlandırmak gibi bir ihtiyaç hissetmeyen Yahudi ulusalcıları ve aşırılık yanlıları tarafından finanse edilip desteklenmektedir. Abbas, İsraillilerin müzakere yapmak için baskı altında olmadıklarını garanti eden büyük bir anlaşma yaptı. Direnişe dair her girişim, hatta afiş ve pankartlarla Ramallah’ın el Menar Meydanı’nda ayakta durma eylemleri bile çoğu zaman vahşice bastırıldı.

Ama Gazze istisnai olarak ayakta kaldı. İsrail’in oradaki vahşeti bilhassa Dökme Kurşun operasyonu ile örneği görülmemiş seviyelere ulaşarak binlerce insanın öldürülmesine ve binlercesinin de yaralanmasına yol açtı. Çokları Gazze’de işlenen suçların olayların seyrini İsrail lehine değiştireceğini düşündü ama öyle olmadı. İsrail’in medya üzerindeki nüfuzu hala yeterince sıkıydı, en azından Dökme Kurşun Operasyonunun etkilerini etkisiz bırakacak boyuttaydı. Arap Baharının ortaya çıkışı, Suriye, Libya ve Mısır’da olduğu gibi insan hayatının değersizleşmesi bir şekilde İsrail’in işlediği suçları Gazze’ye gömmüştü; ama bu da geçici bir durumdu.

Ancak İsrail’in 2014 yazında Gazze’ye karşı başlattığı savaş bir soykırım boyutlarına vardı. İsrail’in ‘kendimizi savunuyoruz’ tezi artık yeterli gelmiyordu. Kamu diplomasisinin hiçbir çeşidi ailelerin toptan yok edilmesini, sivillerin topyekûn katledilmesini, mahallelerin un ufak edilmesini, aldatıcı bir ‘ninniyle’ sahillerde oynayan çocukların bombalanmasını, onlarca cami ve kilisenin harap edilmesini ve sığınağa dönüştürülen BM okullarındaki uyuyan çocukların katledilmesini açıklamaya yetmez.

Gazze direnişinin, sayıları on binlerle ifade edilen işgalcilere karşı tüneller aracılığıyla sürdürdükleri direnişin 64 İsrail askerini öldürmüş olması İsrail için utanç olduğu kadar büyük bir yıkım sebebidir de. Bu 64 kişiden 3’ü hariç hepsi askerdi ve hepsi Gazze içinde öldürüldü.

Dünya İsrail’in Gazze’de neden olduğu yıkımın boyutlarının farkına varınca birçokları böylesi bir öfkenin yıllardır İsrail toplumunu kuşatan faşizmden bağımsız olmadığını öğrenecekti. İsrail’de, karşıt fikirli olanlara yer yoktur ve yönetimin en üst tabakasındakiler açıkça ve özgür biçimde soykırım telkininde bulunurlar.

Ağustos 2006’da American Conservative’de yayımlanan nefis bir makalede, Scott McConnell şöyle yazacaktı: “Tüm toplumların nefret ve aşırılık yanlısı grupları vardır ama demokratik dünyanın hiçbir yerinde bu gruplar İsrail kadar yönetimin merkezine yakın değildir”.

Şöyle yazıyor: “1980’lerde Meir Kahane’nin İsrail’de az sayıda takipçisi vardı, ama etnik temizlik yanlısı partisi yasadışı idi. Bugün Kahanistler ülkenin resmi ideolojisinin merkezindeler”.

Bu mesele İsrail Meclisi Knesset’in Başkan Vekili ve aynı zamanda iktidardaki Likud Partisi’nin ileri gelen aktörlerinden Moshe Feiglin’in yaptığı bir konuşma bağlamında ele alınmış. Feiglin, Gazze’deki Filistinlilerin toplama kamplarına yerleştirilmesi, Hamas ve destekçilerinin topluca yok edilmeleri çağrısı yapmıştı. O halde iyi niyetli hangi insanoğlu Filistin’de yaşananları Nazi benzerliğinden ilham almakla değerlendirenleri yanlış görebilir?

Bu arada ana akım medya şebekelerinin olayları yansıtmada tek başlarına egemen olmadıkları, kendinden saygın entelektüellerin, gazetecilerin, yetkililerin veya bilinç sahibi vatandaşların olan bitenden haberdar olmadıkları için tarafsız kaldıklarını söylemelerinin de bu sosyal medya çağında geçersiz olduğunu söyleyelim.

Gerçek şu ki Gazze her şeyi değiştirdi. İsrail’in kriminalliği ve faşizmi artık coşkun medya tartışmalarına açık olmamalı ve bu tartışmasız bir gerçek olarak kabul edilmelidir. Dilimiz ve algımız da bu tartışmasız realiteyi yerleştirmeye çalışmalıdır.

Birinci olarak, askeri işgale tamamen ve şartsız bir şekilde karşı çıkılmalıdır. Filistinliler kendilerini savundukları ve İsrail işgalini ve kuşatmasını bitirmek ve özgür olmak amacıyla direndikleri için yargılanamazlar. Silahlı mücadele, yabancı işgaline muhatap halklar için uluslar arası hukuk tarafından savunulan bir haktır.

İkinci olarak, Apartheid karşıtı bir ikon olan Desmond Tutu’nun bir zamanlar dediği gibi, “Eğer haksızlık karşısında tarafsızsanız zalim olan tarafı tutuyorsunuz demektir”. Binlerce sivilin işgalci bir ordu tarafından vahşice katledildiği bir yerde tarafsızlıktan söz edilemez. Tarafsızlık, bu bağlamda İsrail’in suçlarını desteklemek olmasa da karşılıksız bir entelektüel korkaklıktır.

Üçüncüsü, İsrail işgalini Apartheid ve Nazi işgaline benzetmelerin tabu olarak görülmesine bir son verilmelidir. Irkçı görüşleriyle günlük olarak Aparteid uygulamaları sergileyen İsrail’le ilgili olarak yapılan benzetmelerde bir adım daha ileri gidilerek asıl jenosidin Gazze’de yapıldığı açıkça deklare edilmelidir.

Dördüncüsü, İsrail işgali ve askeri hareketinin tek taraflı sorumluluğundan kaçınmak için iki taraflı suçlamalar yapmaktan vazgeçilmelidir. Cebeliye ve Şucaiye’de Merkava tanklarının girişini engelleyen Filistin direnişi Filistin halkının kahramanlık ifadesidir. İkinci Dünya Savaşı’ndaki silahlı mücadeleye dünya çapında saygı gösterilmektedir. Filistinliler istisna edilmemelidir.

Beşincisi, iyi veya kötü Filistinli yoktur. Direnenler ve düşmanla işbirliği yapanlar vardır; bedel ödeyenler ve işgalden çıkar sağlayanlar.

Altıncısı, İsrail, faşist bir devlettir. Medyayı kontrol etmekte ve muhalif hiçbir sese fırsat tanımamaktadır. Politik amaçlarına ulaşmak için şiddete başvurmakta ve çıkarları söz konusu olduğunda soykırım yapmaktan çekinmemektedir. Tekrardan ‘Orta Doğu’da yalnızca demokrasi’ ifadesini kullanmak artık hoş görülmemesi gereken bir görmezden gelme belirtisidir.

Yedincisi, ‘Arap-İsrail Sorunu’ göz boyayıcı bir kavramdır. Bu göz boyayıcı ve sınırlayıcı coğrafyadan vazgeçilmelidir. Dahası, evet bir sorun var, ama bu sorun askeri işgal ve tek taraflı bir devlet saldırısıdır. Buna karşı yalnızca Filistinliler karşı koymaktadır ama dünyanın dört bir yanından, her renkten, her ırktan, her din ve her milliyetten halklarca da desteklenmektedir.

Sekizincisi, Mısır’ın tam desteği olmasaydı İsrail’in Gazze kuşatması mümkün olmayacaktı. Mısır, Filistinlilerin çektiği sıkıntılar hususunda zanlıdır, bunu bilmek ve Mısır’ı kınamak, işlenen suçtan dolayı kanuni yollarla hesabını sormak gerekmektedir.

Dokuzuncusu, Filistinlilerin destekçileri onlara artık acıma duygusuyla değil, gösterdikleri cesaret ve kahramanlıktan dolayı saygı ve hayranlıkla bakmalıdırlar.

Onuncusu, İsrail soykırımı ve işgalini sonlandırmak için sürekli eylemlilik tekerliği döndürülmeli ve durdurulmamalıdır. İsrail’i destekleyenler teşhir edilmeli, işgali kolaylaştıranların ve İsrail’i savaş makinesine döndürenlerin Gazze’de ve Filistin’in artakalan yerlerinde işlenen insanlık suçunun ortakları olduğu ortaya çıkarılmalıdır. Boykot edilmeliler. Boykot, Tecrit ve Yaptırım (BND) hareketi büyümeli ve uluslar arası dayanışmanın ana platformu işlevi görmelidir.

Zekice sözler etmek ve harekete geçmemek devri geçti, her ne sebeple olursa olsun İsrail konusunda yumuşak davrananların uzlaşmaz talepleri olan ve küresel bir hareket haline gelen cephede yerleri yoktur. Bu cephenin amacı şudur: işgali bitirmek, finansörlerini cezalandırmak, etnik temizlik ve soykırımı durdurmak, kuşatmayı sonlandırmak, İsrail ve diğer uluslar arası suç ortaklarını işledikleri savaş suçlarından ve insanlığa karşı işlenen suçlardan dolayı onları uluslar arası suç mahkemelerinde götürmek.

Ramzy Baroud

Exeter Üniversitesi’nde Halkların Tarihi dersini veren Ramzy Baroud, Babam Bir Özgürlük Savaşçısıydı: Gazze’nin Anlatılmamış Öyküsü kitabının yazarıdır. Middleeasteye.net sitesinden Süleyman Kaylı tarafından İnzar için tercüme edildi.
 

 


İnzar / Çeviri Makaleler

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS