Biz bugün büyük firavunları ve tağutları bir tarafa bırakacağız. Asıl bunlar nasıl türüyor, insanlar nasıl firavunlaşıyor, bu işin başlangıcına gidelim dedik.
Ve bu işe bizzat kendimizden başlayalım, bizim firavunlaşma ihtimalimiz var mıdır, ne kadardır, başlangıç emareleri nelerdir?
Hani Hazreti Ömer’in (RA) acaba ben de münafıklardan birisi miyim diye bir korkusu rivayet edilir ya… Resûlullah (SAV) münafıkların listesini kendisinin sır kâtibi Huzeyfe’tul Yemânî’ye vermişti, sadece o biliyordu.
Bir gün Hazreti Ömer o listeyi almak için Huzeyfe’nin peşine koşmuştu, o da korkmuştu ki listeyi alacak ve hepsinin boynunu vuracak diye. Hâlbuki Hazreti Ömer o listede kendi adının olup olmadığını öğrenmek istiyordu, “Ne olur söyle, benim adım da var mı o listede” diyordu.
Acaba ben de münafıklardan birisi miyim diye kendisinden şüphelendiği gibi, bizler de kendimizde firavunlaşma temayülü var mıdır, firavunlaşma hastalığı var mıdır diye gerçekten düşünmeliyiz. İyi bilinmeli ki her insanda tuğyan damarı vardır, her insan tuğyan edebilir, tağutlaşabilir, firavunlaşabilir, yeter ki ortamını bulsun, fırsatını bulsun.
Tuğyanın, firavunlaşmanın emareleri vardır, başlangıç işaretleri vardır, eğer bunların farkına varır, yani erken teşhiste bulunabilirsek ve bir de tedavi olmak istersek Allah’ın izniyle firavunlaşmaktan kurtuluruz. Böylece hem biz kurtuluruz, daha da önemlisi etrafımızdaki insanlar kurtulur.
Kendimizin dışında çevremizdeki insanlarda böyle firavunlaşma emareleri gördüğümüzde de buna engel olabiliriz. Fakat başkalarını bir tarafa bırakalım da biz kendimizden başlayalım. Çünkü bir insan en çok kendisine hâkim olabilir, kendisine söz geçirebilir. Kendisine hâkim olamayan birisinden başkalarına hâkim olmasını beklemek abestir.
Öncelikle aile hayatımızdan başlamalıyız, nelerdir bu emareler?
Sadece kendimizi düşünen biri isek, sofrada yiyip içerken sadece kendi karnımızın doyduğuna bakıyorsak, diğerleri hiç dikkatimizi çekmiyorsa bizde bunun emareleri var demektir.
Sadece kendi keyfimize bakıyorsak, rahatımızın bozulmasını istemiyorsak, yaşımız ne olursa olsun oturduğumuz yerden herkese emirler yağdırıyorsak bizde firavunlaşma hastalığı var demektir.
Kalkıp bir bardak suyu alıp içmesini bilmiyorsak, oturduğumuz yerden başkalarına emirler yağdırıyorsak, hep ötekilerin gözüne bakıyorsak, onları bu konuda mahkûm ve mecbur zannediyorsak firavunluğa doğru gidiyoruz demektir.
İster evde ister dışarıda başkalarını ayakta bekletiyorsak, birilerinin bizim karşımızda ayakta beklemesinden zevk alıyorsak biz o anda küçük bir firavunuz demektir.
Çoğu zaman kaşları çatılı birisi isek, karşımızdakilerin bize karşı süklüm püklüm durması gerektiğine inanıyorsak, bundan gizli gizli zevk alıyorsak,
Sağa sola emirler yağdırmaya kalkışıyorsak; insanların korkmasından, paniklemesinden, telaşlanmasından, sağa sola koşuşturmasından zevk alıyorsak iyi bilelim ki biz yarının firavunlarıyız.
Eve geldiğimizde eşimiz panikliyorsa, eli ayağı titriyor yüzünü bir korku bürüyorsa, çocukların her biri bir tarafa kaybolup pusuyorsa, firavunlaşmada epeyce bir mesafe almışız demektir.
Evden dışarı çıkalım. Firavunlaşma hastalığına en çok trafikte şahit olmaktayız.
Aracımızla trafikte seyrederken yolun hep kendimize ait olduğunu zannediyorsak, şeritlere ipotek koymuşsak, ne arkadan gelene ne önden gelene hiç dikkat etmiyorsak lütfen bunu basit bir trafik suçu olarak görmeyelim, bu firavunluğa giden yolun başlangıcı demektir.
Aracımızı bir yere park ederken başkalarını hiç düşünmüyorsak, diğer araçlara yer ayırmıyorsak; başkalarının nereye park edeceğini, park edenlerin nasıl çıkacağını, nasıl gireceğini hiç düşünmüyorsak firavunluğun da hep böyle başladığını unutmayalım.
Yayaların yoğun olduğu bir yerde gelip geçenleri hiç umursamadan orta yerde kenara çekilmeden birileriyle koyu sohbete dalmışsak yine kendimizden şüphelenmeliyiz.
Kısacası, yeryüzünde asıl olanın kendimiz olduğunu zannediyorsak; başkalarının dolgu malzemesi olmak için yaratıldığını, figüran olarak bulunduklarını zannediyor ve bu şekilde bir hayat yaşamaya çalışıyorsak iyi bilelim ki biz tuğyan ediyoruz, tağutlaşıyoruz, firavunlaşıyoruz. Şu anda biz bir firavun adayıyız, hatta küçük bir firavunuz.
Bakmayın bugün bu kadarını yaptığımıza, ilerde elimize imkânlar geçtiğinde tam bir firavun olacağız demektir.
Onun için tedavi görmeliyiz. Mademki teşhis konuldu, mademki erkenden bu işin farkına vardık o halde tedavi olmalıyız, bu işin önünü almalıyız.
Mehmet Göktaş / İnzar Dergisi – Ekim 2013 (109. Sayı)
Mehmet Göktaş