Söyle bana! Bunca acı, bunca figan, bunca matem niçin? Yoksa kucağında barındırdığın mü’min erkekleri, kadın ve çocukları koruyamamanın hüznü mü seni perişan eden! Vücutları paramparça edilmiş küçücük çocukların, yaşlı ninelerin, taze gelinlerin mahzun bakışları mı? Harabeye dönen, yakılıp yıkılan evler, camiler, okullar, hastaneler mi? Füzelerin korkunç seslerini işitmemek için kulaklarını kapayan, korkudan büyümüş gözleriyle annelerinin kucağına saklanan yavruların ölümden kaçamamaları mı? Her biri birer Hamza olan, Ali olan, Mus’ab olan yiğit önderlerin, kahraman komutanların kanlı kefenler içinde upuzun yatmaları mı?
Ümmete onur ve izzet dersi veren Şeyh Ahmed Yasin’e, Rantisi’ye, Şikaki’ye, Yahya Ayyaş’a, İzzettin Kassam’a , Abbas Musavi’ye, Muğniye’ye olan özlemin mi belini büken?
Yoksa utanıyor musun? Utanç mı seni böyle hüzün abidesine döndüren şey? Utanıyorsun değil mi? Kimsesizliğine, çaresizliğine bakıp utanıyorsun! Yeryüzünün en lanetli, en pis, en hain, en alçak halkının seni kendilerine yurt edinmesinden utanıyorsun! Senin mübarek, kutsal, peygamberlere, velilere, salihlere döşek olmuş, en mukaddes sırların, vahyin sırdaşı olmuş torakların üzerinde gezinen barbar çizmeler, günahkâr ayaklar defolup gitmedikleri, onları kovamadığın için utanıyorsun!
Sen ki bir zamanlar iyilerin devletine, salihlerin yönetimine ev sahipliği yapmıştın! Yeryüzünü adaletle, özgürlükle, sevgiyle dolduran; kullara kulluğu yok edip insanları yüce Allah’ın kulluğu etrafında birleştiren; hayvanların ve cinlerin kendisine itaat ettiği Süleyman peygamberin mülkünün başkentiydin! Ya şimdi! Yılanların devleti kurulmuş senin topraklarında! Yeryüzünde bozgunculuk ve fitne yayan, peygamber katillerinin devleti…
Ey nazlı gelinim! Ey ilk kıplegahımın, Kudüs’ümün, Mescid-i Aksam’ın annesi! Ey bereketli toprak! Ey mukaddes yurt! Ey Mehdi’sini bekleyen mahzun vatan! Ey özgürlük aşığı muvahit savaşçılara kucağını açmış bekleyen ana! Ey Filistin! Ey Filistin! Ağla… Feryatların arşı tutsun! Matemin, hüznün yerleri ve gökleri kaplasın! Ağlamak senin hakkın! Kimse seni kınayamaz matemlere büründüğün için! Bil ki gökler de seninle beraber matem tutuyor! Rabbin yüce melekleri de ağlıyorlar senin feryatlarını duyunca… Ama utanma! Asla utanma! Sen utancı hak etmedin!
Mü’minlerin emiri geçindikleri halde saraylarda yaşayıp senin çocuklarını aç bırakanlar utansın! Tanklarını, toplarını, uçaklarını, füzelerini haçlıların hizmetine sokup senin payına da sahte, yapmacık nutuklar ayıran sözde Müslüman liderler utansın! Meydanlarda senin için ağıtlar yakıp gizli odalarda düşmanla el sıkışan dindar etiketli politikacılar utansın! Peygamberlere varis olmayı beceremeyen, sultanın rızasını Allah’ın rızasından üstün tutan saray mollaları utansın!
Ve biz utanalım! Evet biz… Uykuyu kendilerine haram etmeyen bizler, hala sıcak yataklarda mutluluk arayan bizler, sabahlara kadar ağlayıp feryat etmeyen bizler, hiçbir şey olmamış gibi çaylarını yudumlayıp çerezlerini yiyip televizyon ekranlarında parçalanmış mazlum Filistinli yavruların görüntülerini film izler gibi izleyen bizler utanmalıyız! Utanç senin hakkın değil, utanç bizim hakkımız!
Haydi, bırak matemi! Altmış yıldır ağlayıp sızlandığın yetti artık! Süslen! Bereketli toprakların zeytin ağaçlarıyla şenlensin tekrar! Yoksa duymuyor musun? Muhammed Ordusunun öncü kuvvetlerinin nal seslerini duymuyor musun? Mehdi’nin askerleri yeri göğü tekbirlerle inletiyorlar bak! Küfrün başkentlerini vuran füzelerin sahiplerini ağlayarak mı kucaklayacaksın?
Matemi bırak ki baharın kokusunu sen de duyasın! İslam asrının baharının kokusunu…
Sadullah Aydın / İnzar Dergisi – Aralık 2012
Sadullah Aydın