Günümüzde ahlaki yozlaşmayı tetikleyen birçok sebep vardır. Bununla alakalı çok şey söylenebilir. Ancak biz, bunlardan sadece iki tanesini anlatmaya çalışacağız. Bunların en büyüğü ve belki en önemlisi fakirliktir. Fakirlik birçok konuda insanın kişiliği üzerinde büyük tesirler bırakmaktadır. Kimi zaman insanlar, fakirlikten dolayı dinini bile terk edebilir. Özellikle geri kalmış toplumlarda fakirlik, insanın ahlakını, şahsiyetini ve inancını bir değirmen gibi öğütür.
Fakirlik yüzünden insanın hep başkalarına muhtaç olarak onlardan bir şeyler beklemesi ve dilemesi, onun ahlakını bozar, kişiliğini, değer ve itibarını yok eder. Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin şu hadis-i şerifi bu konuyu ne güzel tahlil ediyor: "Şüphesiz, borçlu insan konuşursa yalan söyler, vaad ederse, sözünde duramaz." (Buhari) hadisin açık anlamı şudur: kişinin borcunu ödeyecek parası yoksa borcu neyle öder! Yalancı da sahtekâr da olur. Hele bu birkaç defa tekerrür etmişse kişilik adına hiçbir şey kalmaz.
Fakirlik insan düşüncesi üzerinde olumsuz etki yapar. Düşünceleri, kurguları ve hayalleri darmadağın eder. Bir gün İmam Ebu Hanife ilim meclisinde iken hizmetçisi evde yiyecek kalmadığını söyleyince, şöyle dedi: "Allah senin iyiliğini versin, kafamdan kırk fıkıh meselesini kaçırttın." Yine Ebu Hanife'nin başka bir sözü şöyledir: "Evinde yiyeceği olmayan kimse ile istişârede bulunma. Çünkü onun fikri dağınık, kalbi meşguldür; dolayısıyla kararı isabetli olmaz." (Yusuf el-Kardavi, Fakirlik Problemi ve İslam, s.24)
Yoksulluk kişinin şahsiyetini, karakterini ve tabiatını bozar. Muhtaç olduğu insanlardan bir şeyler koparmak veyahut onların gönlünü almak için hep onların hoşuna giden şeyleri konuşmak zorunda kalır. Böylece kişilik kaybına uğrar ve yalakalığa alışır. Yoksulluk bazen insanın belini büker, küfre kadar götürebilir. "Fakirlik bazen nerdeyse küfre götürür." (Nesei)
Fakirlik evlilik hayatını da etkiler. Kur'an-ı Kerim'de "Evlenmeye çare bulamayan müminler, Allah kendilerini fazl-u kereminden zengin kılıncaya kadar, zinaya karşı sabırla iffetlerini korusunlar." (Nur, 33) buyurulur. Ebu Hanife'ye göre, kocanın yoksulluğu sebebiyle kadın boşanma davası açamaz. Sabretmesi, gerekirse kocasından izin alarak çalışması ve kocasının nafakayı borçlanması gerekir. Bunun delili şu âyettir: "Eğer borçlu, darlık içinde ise ona geniş bir zamana kadar mühlet vermenizdir." (Bakara, 280)
İmam Şâfii, İmam Malik ve Ahmed b. Hanbel'e göre, kadın, kocasının nafakayı temin edemeyecek şekilde yoksulluğu yüzünden boşanma talebinde bulunabilir. Ric'a talaktan (cayılabilir boşama) söz eden âyetin sonunda şu uyarı vardır: "Bu kadınları haklarına tecavüz için, zararlarına olarak tutmayınız." (Bakara, 231)
Yoksulluk, sadece evde değil, toplumda da huzursuzluğa sebep olur. Ashab-ı kiramdan Ebu Zer el-Gıfari'nin şöyle dediği rivayet edilir: "Evinde yiyecek bulamayanın, insanların üzerine yalın kılıç yürümediğine şaşıyorum." Bir toplumda zenginlerle yoksullar arasındaki mesafe büyür, zengin azınlık israf ve safahet içinde yüzerken, yoksullar ise asli ihtiyaçlardan bile mahrum kalıyorsa, kalplere kin, buğz ve nefret tohumları ekilir, toplum düzeni temelden sarsılır ve anarşi doğar.
Allah'u Teâlâ rızkı, çalışma ve risk esasına bağlamıştır. İnsanların becerileri farklı olduğu, çocuk ve servetler bir imtihan aracı sayıldığı için, servette mutlak eşitlik amaçlanmamıştır. Allah'u Teâlâ, rızık konusunda kimi insanları kimilerinden üstün kılmıştır. Bununla alakalı ayet-i kerimelerde şöyle buyrulmaktadır:
"Şüphesiz Rabbin, dilediği kimsenin rızkını genişletir, dilediğini de daraltır. Çünkü O, kullarının her halinden haberdardır; her şeyi hakkıyla görendir." (İsra, 30)
"O, sizi yeryüzünün halifesi yapan, size verdiği şeylerde, sizi imtihan etmek için kiminizi derecelerle kiminizin üstüne çıkarandır." (En'am, 165)
Malın, mülkün ve servetin gerçek maliki Allah'u Teâlâ’dır. İnsan, malı üzerinde vekil ve yed-i emindir. O, serveti, yaratıcının koyduğu sınırlar dâhilinde kazanmak, harcamak ve tasarruf yapmakla yükümlüdür. Âyet-i kerimede şöyle buyrulur: "Size (tasarruf için) vekâleten verdiği maldan Allah'ın yolunda harcayın." (Hadid, 7)
Servetinde toplumun hiçbir hakkı bulunmadığını öne süren ve Kapitalizmin sembolü sayılan Karun, aç insanların ahlaki zaaflarını etkilemekle Allah'ın gazabını üzerine çekti. Allah'u Teâlâ onu sarayı, malı mülkü ve hazineleriyle birlikte yerin dibine geçirdi: "Sonunda biz onu da sarayını da yerin dibine geçirdik. Artık Allah'a karşı kendisine yardım edecek hiçbir cemaati de yoktu. Bizzat kendini savunmak için gücü de yoktu." (Kasas, 81)
Toplumda ahlaki yozlaşmayı tetikleyen etkenlerden biri de cehalettir. Cahil, iş bilmez, edep tanımaz, bilgisiz, tecrübesiz anlamlarına gelen ve halk arasında yol-yordam, ilim-irfandan haberdar olmayan kimseye denir. Cahilin içinde bulunduğu hale de cehalet denir. Cehalet, ilmin karşısında olmak, bilmemek manasını taşır. İlim; bilmek, her şeyin en iyisi, en hayırlısı olduğu gibi; cehâlet de onun zıddı olarak her şeyin en fenasıdır.
İlim sahibi faziletli, insan sever ve hayırsever olarak yüce kişi olarak bilinirken; cahil insanlar ise daima bencil, ilme-irfana karşı laubali davranan, bilgiçlik taslayan, karnı tok ve geveze insanlar olarak bilinir. Cahilin sözü, ancak cahil yanında geçer, ilim erbabı yanında değeri sıfırdır. Cahil insan her türlü kötülüğe ve yozlaşmaya müsaittir. Şeyh Sadi Şirazi'nin dediği gibi, "her şey bir şeydir; cehalet hiçbir şeydir."
Kur'an-ı Kerim inkârcıları, "Cehalet içerisinde debelenen, bilgisizliğe saplanan gafiller" olarak tanımlar. İnanmayan bir insan, okuyarak fihristler devirse de akademik kariyerlere sahip olsa da yine cahildir. Lokman aleyhisselam, cahillerden sakınması için oğluna şöyle nasihat eder: "Sen af yolunu tut, bağışla, iyiliği emret, fenalıktan sakındır ve cahillerden yüz çevir." (A'raf, 199)
Cahil kişiler fazileti, ilmi kendine rehber seçmiş akıllı kişilerden kaçarlar. Çünkü kendini olduğundan büyük görme hastalığına tutulan cahiller, tevazu sahibi âlimlerden alacakları bir şey yoktur. Cahil, her şeyin dış yüzünü görür, kabukta kalır. Her şeyi bildiğini sanır, ancak görünenin arkasında bir de hissedilenin var olduğunu bilemez. Cahile bir şey anlatmak kadar zor bir iş yoktur. İsa aleyhisselam: "Ben ölüleri dirilttim, fakat cahilleri diriltemedim" buyurmuştur.
Halk arasında yaygın bir sözde şöyle denilmektedir: "Senin akılsız ve cahil bir dostun olacağına, akıllı ve bilgili bir düşmanın olsun." Hazreti Ali keremellahu vechehu şöyle demiştir: "Faziletli kişiler hakkında haset edilir. Cahiller de ilim sahiplerine düşman kesilirler." Eskiden İslam toplumlarında âlimlerden birine kızıldığı zaman, onu cahil bir kişi ile bir arada yaşamaya mahkûm ederlerdi. Ceza olarak bu ona yeterdi.
İnsanlık bilim ve teknoloji çağında yaşadığı halde hızla bir çöküşe, bir çürümeye ve bir yok oluşa doğru yol alıyor. Nereye gidiyor bu insanlar, ne olacak bu gençlerin hali? Herkes mevcut halden şikâyetçi, herkes feryat figan ediyor. İyi bir nesil yetiştirmek ve gelecek inşa etmek için, teknolojiye, ekonomiye ehemmiyet veriliyor. Çocuklar maddi imkânlara gark olurken manevi boşluğun içerisinde debelenip duruyorlar.
Toplumun bu yanlış yoldan, bu şaşırtıcı ve aldatıcı güzergâhtan ayrılıp sahil-i selamete yönelmesi için yozlaşmanın birinci tuzağı ve batağı olan cehaletten bir an evvel kurtulması gerekir. Zira cehalet her ahlaksızlığın müsebbibi, her sapıklığın ve yozlaşmanın kaynağıdır. Cehalet mikrobuyla hastalanmış bir toplumun ıslahı ancak ilimle, irfanla olur. Bir arifin ifade ettiği gibi şeytan için, bin cahili yoldan çıkarmak bir alimi yoldan çıkarmaktan daha kolaydır.
Tarihte olduğu gibi günümüzde de şeytani piyonların kullanacak maşası her zaman cahiller ve yoksullar olmuştur. Onlar da bilirler ki, dünyayı görmüş, çevreyi tanımış bilgili insanları ve işi gücü olan insanları pek kandıramazlar. Ama işsiz güçsüz ve görgüsüz insanların önüne atacakları az bir yem ile veyahut bir duygu sömürüsü ile rahat bir şekilde avlayabilirler.
Bu iki unsur yani cehalet ile yoksulluk, komünizm'in sürekli kullandığı en elverişli argümanlarıdır. Hep bu iki argümanla geri kalmış toplumların hem dinini hem de dünyalarını çalarak ve hayvani hislerini uyarıp tatmin ederek kendilerine bent ederler. Bunu devamlı hale getirmek için de hep onları aç, sefil ve cahil bırakırlar.
Hakeza toplumda ne kadar ahlak bozucu fitne fesat odakları varsa, onlar da kurbanlıklarını bu iki kesimden seçerler. Kısa yoldan köşe dönmeyi vadeden uyuşturucu baronlarının bulabildiği zavallılar, yoksullar ve cahillerdir. Fuhuş ve hırsızlık çeteleri mafya ve terör finansörleri de kurbanlarını hep bu iki saikle yanıp tutuşanlardan seçerler.
Şu hâlde, biz cehaleti yok etmeden yoksulluğun, yoksulluğu bitirmeden de ahlaki yozlaşmanın önüne geçemeyiz. Fakirliğin ateşinden kurtulmanın yegâne yolu, sebeplere yapışarak ve helal yoldan elde edilen kazanca kanaat ederek tevekküle sarılmaktır. Cehaletten kurtulmanın çaresi ise ilim ve irfan ile donanmak ve ilim ehliyle birlikte olmak, onlarla yol yürümektir.
Mehmet Şenlik
Mehmet Şenlik