بِسمِ اللّهِ الرّحْمَنِ الرّحِيمِ
وَ النّجْمِ إِذَا هَوَى (1) مَا ضلّ صاحِبُكمْ وَ مَا غَوَى (2) وَ مَا يَنطِقُ عَنِ الهَْوَى (3) إِنْ هُوَ إِلا وَحْىٌ يُوحَى (4) عَلّمَهُ شدِيدُ الْقُوَى (5) ذُو مِرّةٍ فَاستَوَى (6
Necm suresinin bu ilk ayetlerini almamızdaki maksadımız okuyucularımıza İslam âlimlerinin hadis ve sünnete bakış açısını Hz. Resulullah (s.a.v)’ın hadislerinin şeriattaki ağırlık derecesi ile ilgili bilgiyi ilk kaynak olan Kur`an’dan delilli olarak vermektir. Bunu da إِنْ هُوَ إِلا وَحْىٌ يُوحَى (o ancak kendisine vahyedilendir) ayetinin ışığında açıklamak. Ancak bir ayetin tam olarak anlaşılabilmesi ancak o ayetin siyak ve sıbakı ile mümkündür. Bundan dolayı Necm suresinin bu ilk altı ayetini işledik. Önemli bir konudur. Allahu Teâlâ’dan bizi muvaffak etmesini diliyoruz. Okuyucularımızın da bundan istifadesini…
وَ النّجْمِ إِذَا هَوَى burada النّجْمِ lafzının zahirinden bizim yıldız diye tabir ettiğimiz, ışık saçıcı gök cisimleri olduğu anlaşılmaktadır. هَوَى kelimesinden kasıt da düşmek, yere inmek manası anlaşılmaktadır. Bu durumda bu ayet-i kerime kıyamet günü yıldızların dökülmesi haline işaret etmektedir ki bu durumda ayetin meali şöyle olur; “Döküldükleri zaman yıldızlara yemin olsun ki!” zira yıldızların döküleceği bu sahne belki kâinatın en dehşetli olayını haber vermektedir ki, bu açıklama yemin mefhumuna uygun bir açıklamadır.
Bununla beraber İbn-i Abbas ve Mücahid buradaki النّجْمِ den kasıt Süreyya yıldız kümesi olduğunu söylemişlerdir. هَوَى onların yere yaklaşması anlamında olduğunu ifade etmektedirler ki bu durumda mana; “Battığı zaman Süreyya’ya yemin olsun ki!” gibi bir mana verilir. Allahu Teâlâ bu yıldızlara yemin içmiş zira Arapları en çok ilgilendiren bu yıldızlar olmuşlardır.
İmam Cafer-i Sadık ise burada النّجْمِ den kasıt Hz. Resulullah (s.a.v)’dır. هَوَى ile kast edilen ise yere inme manasından istihraç ile Onun Mirac’tan yeryüzüne inmesidir. Bu yorum gerçekten güzel bir yorumdur, zira hem Miraç Hadisesi yemin içilmeye en uygun olaylardan biridir ve hem de Hz. Resulullah (s.a.v)’ın kendisine hediye edilenler ile yeryüzüne inmesi bir yıldızın yeryüzüne inmesi kadar etkili olmuştur. Bu sebeple Hz. Resulullah (s.a.v) yıldıza benzetilirken yeryüzüne kendisine verilen hediyelerle inmesi olayının ne kadar mühim olduğu ifade edilmiş oluyor. Aynı şekilde النّجْمِ Kur`an olarak yorumlayanlar da vardır. Zira Kur`an 23 senede insanların arasına tedricen kısım kısım indirilmiştir. Zira necm aynı zamanda taksimlendirmek manasına gelmektedir.
مَا ضلّ صاحِبُكمْ وَ مَا غَوَى
ضلّ hidayetin zıddıdır ki, müstakiym yoldan uzaklaşmak, ondan sapmak manalarına gelmektedir. غَوَى(Ğayy) rüşdün zıddıdır. Rüşd ise doğru görüşlülük manalarına gelmektedir. Rağıb, ğayyı; fasid itikattan doğan cehalet olarak yorumlar. Cehalet bazen insanın itikadı ile ilgili olabileceği gibi bazen de itikad ile ilgili olmayabilir. Ğayy; bozuk itikaddan doğan cehalet için kullanılır. صاحِبُten kasıt Hz. Resulullah (s.a.v)’dır. Dolayısı ile ayetin manası şu şekilde oluyor; dostunuz Muhammed taleb olunan hedefe ulaştıracak olan müstakim yoldan sapmış, ondan ayrılmış değildir. Ve itikadında da yanlışlık yapmış değildir. Dolayısı ile Hz. Resulullah (s.a.v) insanın saadeti ki Allahu Teâlâya ubudiyettir, yolunda ne sapmış ne de yanılmıştır. İtikadi bir cehalet de söz konusu değildir.
وَ مَا يَنطِقُ عَنِ الهَْوَى
الهَْوَى dan kasıt nefsin hevası ve görüşüdür. نطق velev ki burada mutlak olarak verilmiş olup zahiren Hz. Resulullah (s.a.v)’ın her söylediğine şamil olsa da muhatap alınanlar müşrikler olduğundan Kur`an’ın ayetleri ve Allah (cc)’ın yoluna davet ederken ki ilkeleri kast edildiği daha isabetli olduğu görüşündedir, el-Mizan’ın sahibi… Aynı şekilde Katade de burada hevasından söylenmeyenin Kur`an ayetleri olduğunu söylemiştir. Ebu Ubeyde ise bunu hiçbir zaman hevasından konuşmaz şeklinde yorumlamıştır. En Nahhas ise burada Katade’nin daha isabetli görüş beyan ettiğini ifade etmiştir.
إِنْ هُوَ إِلا وَحْىٌ يُوحَى
Bu ayetle yukardaki ayeti birleştirdiğimizde en-Nehhas şöyle bir mana çıktığını ifade eder; onun söyledikleri(Kur`an ile ilgili olarak), onun öz görüşünden değildir. Söyledikleri ancak yüce Allah`tan bir vahiy ile ortaya çıkar.
Kurtubi; Nebilerin karşı karşıya kaldığı olaylar hakkında içtihad etmelerinin caiz olmadığını söyleyenler bu âyet-i kerimeyi delil gösterirler oysa onlara şöyle cevap verilir; “Onlar içtihat ettikleri vakit nefislerinin hevasından değil hepsi ilahi vahiydendir” der. Aynı şekilde; sünnetin de amel bakımından tıpkı Allah tarafından indirilmiş vahiy gibi olduğunu söyleyenler de delil olarak bu ayeti kerimeyi getirirler.
عَلّمَهُ شدِيدُ الْقُوَى burada kast edilen el-Hasen`in dışında diğer müfessirlerin görüşlerine göre Cebrail (a.s)`dır. Zira Allahu Teâlâ Hz. Cebrail (a.s)’i (ذي قوة عند ذي العرش مكين) Tekvir suresi 20. Ayetinde kuvvet sahibi olarak tavsif etmektedir. El-Hasen ise; bu yüce Allah`tır demiştir. Onun bu görüşüne göre: "O büyük bir güce sahiptir" buyruğunda ifade tamam olmaktadır. Bu da güç sahibi anlamındadır ve "kuvvet" yüce Allah`ın sıfatlarındandır.
Dolayısıyla ذُو مِرّةٍ فَاستَوَى Ayetini el Hasen’in dışındaki müfessirler er-Rabî` b. Enes ile el-Ferra aynı görüş paylaşarak şöyle demişlerdir: "Hemen asıl şeklinde doğruluverdi ve o en yüksek ufukta idi." Yani Cebrail ve Muhammed (aleyhime’s-selam) doğruluverdiler. El-Hasen ise; Allah Arşın üzerinde istiva etti. Şeklinde yorumlamıştır.
Asıl konumuz olan Hz. Resulullah (s.a.v)’ın hadislerine gelecek olursak;
Ebu Davud, el-Mikdâm b. Ma`dî Kerib, Rasûlullah (s.a)`ın şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Şunu bilin ki bana Kitap ve onunla birlikte onun gibisi de verilmiştir. Şunu bilin ki aradan fazla geçmeden karnı tok bir adam koltuğuna oturarak şöyle diyecektir: Siz bu Kur`ân`a bağlanmaya bakınız. Onda helal diye gördüğünüz bir şeyi helal, haram diye gördüğünüz bir şeyi de haram belleyiniz…"[86]
el-Hattabi der ki: Hz. Peygamber`in: "Bana Kitap ve onunla birlikte onun gibisi verilmiştir" buyruğunun iki şekilde anlaşılma ihtimali vardır: Birinci ihtimale göre anlamı şudur: Hz. Peygamber`e zahiren tilavet edilen vahiy verildiği gibi, ona tilavet edilmeyen batınen vahiy de verilmiştir. İkinci anlam, ona Kitab-ı Kerim, okunarak kendisi ile ibadet olunan bir vahiy olarak verilmiştir. Ayrıca onun gibi sözlü açıklama da ona verilmiştir. Yani Kitab-ı Kerim`de bulunan ifadeleri açıklamasına, ayetlerin umumi olduğunu belirtmesine yahut hükümlerini tahsis etmesine, fazladan hüküm koymasına ve Kitab-ı Kerim`de bulunan hükümleri teşri` buyurmasına izin verilmiştir. O takdirde Kur`ân-ı Kerim`in tilavet edilip okunan zahir vahyinde olduğu gibi aynen bunları da kabul etmek gerekir ve gereklerince amel etmek icabeder.
Hadis-i şerifte geçen "aradan fazla geçmeden karnı tok bir adam...." ifadesiyle Hz. Peygamber, Kur`ân-ı Kerim`de söz konusu edilmemiş ve kendisinin ortaya koyduğu Sünnetlere aykırı davranmaktan sakındırmaktadır. Çünkü Haricilerle Rafizîler, Kur`ân-ı Kerim`in zahirine yapıştılar ve Kitabın beyanını ihtiva eden Sünneti terk ettiler. O bakımdan şaşırdılar ve saptılar.
(el-Hattabi devamla) der ki: Bu hadis-i şerifte hadisin ayrıca Kur`ân-ı Kerim`in nassları ışığında gözden geçirilmeye ihtiyacı olmadığına delalet vardır. Çünkü Rasûlullah (s.a)`dan olduğu sabit olan bir buyruk, bizatihi bir hüccettir. Bazılarının: "Size hadis geldiğinde onu Allah`ın Kitabı`na arz ediniz, ona uygun gelirse alınız, uygun gelmezse reddediniz" şeklinde hadis diye yaptıkları rivayet batıldır, aslı yoktur.
Diğer taraftan Peygamber (s.a)`ın beyanı iki türlüdür: Birisi Kitapta mücmel olarak gelen ifadeyi açıklamaktır. Beş vakit namazı, vakitlerini, secdelerini, rükûlarını ve diğer hükümlerini açıklaması, zekatın miktarını, vaktini, hangi mallardan alınacağına dair açıklamaları, haccın menasikini açıklaması gibi. Nitekim Rasûlullah (s.a) haccını eda ettiğinde insanlara şöyle söylemiştir: "Hacc ibadetinizin şeklini benden öğreniniz."[87] Yine Hz. Peygamber`in: "Benim nasıl namaz kıldığımı gördüyseniz, siz de öyle namaz kılınız."[88] diye buyurduğu Buharî`de rivayet edilmektedir.
Evzaî`nin rivayetine göre Hassan b. Atiyye şöyle demiştir: Vahiy, Rasûlullah (s.a)`a nazil oluyor, Cebrail de bunu açıklayan Sünneti Hz. Peygamber`e getiriyordu. Said b. Mansur rivayetle dedi ki: Bize İsa b. Yunus, el-Ev-zaî`den, o Mekhul`dan şöyle dediğini rivayet etmektedir: Kur`ân`ın (anlaşılmak için) Sünnete duyduğu ihtiyaç, Sünnetin (anlaşılmak için) Kur`ân`a duyduğu ihtiyaçtan fazladır.
Yine aynı senedle el-Ezvai şöyle demiştir: Yahya b. Ebi Kesir dedi ki: Sünnet Kitaba karşı hüküm vericidir. Fakat Kitap Sünnet ile alakalı hüküm vermek durumunda değildir.
el-Fadl b. Ziyad der ki: Ebu Abdullah`a -yani Ahmed b. Hanbel`e- Sünnetin Allah`ın Kitabı`na karşı hüküm verici olduğuna dair rivayet edilen hadis hakkında soru sorulmuş ve o da şöyle demiştir: Ben böyle bir söz söylemeye cesaret edemem. Ancak derim ki: Sünnet Allah`ın Kitabı`nı açıklar ve beyan eder.
Bir diğer beyan şekli ise, Allah`ın Kitabı`nın hükmünden başka hüküm ortaya koymaktır. Kadının halası ve teyzesi ile birlikte nikâhlanmasının haram kılınması, evcil eşeklerin ve parçalayıcı azı dişi olan yırtıcı hayvanların yenmesinin haram kılınması, şahid ile birlikte bir yeminle hüküm vermek ve buna benzer diğer hükümler buna örnektir.
Faruk Hamza / İnzar Dergisi – Ekim 2012
Faruk Hamza