Dr. Fatih Zengin[1]
Hz. Peygamber (sav), Mekke’de İslam’ı tebliğ etmeye başladığı zaman, insanların bir kısmı çeşitli nedenlerle ona muhalefet ederken bazıları da hakkı teslim edip ona iman ettiler. Resulullah’ın (sav), 610 yılında başlayıp 632 yılında sona eren bu mücadelesinde ona destek veren kimselere İslamî literatürde “Sahabi” denilmiştir. Bu kelime sözlükte arkadaş, dost gibi anlamlara gelmektedir. Sahabi kelimesi bir İslamî kavram olarak Resulullah (sav) ile arkadaşlık, dostluk kurmuş olan Müslümanları ifade etmektedir. Bu Müslümanların Mekkeli olup Medine’ye hicret edenlerine Muhacir, Medineli olup kendilerine sığınan kardeşlerini koruyan barındıran ve mallarını paylaşanlarına da Ensar adı verilmiştir.
Medineliler, 619 yılında ilk kez Müslüman olmaya başladılar. Bunu takip eden iki yılda sayıları hızla arttı ve peş peşe gerçekleşen Akabe biatleriyle Resulullah’a (sav) ahlâkî, itikadî ve sosyal alanlara yönelik bazı sözler verdiler. Akabinde de Resulullah’ı (sav) ve Kureyş zulmünden bunalan diğer Müslümanları yurtlarına davet ettiler. Hicret adı verilen bu göçten sonra Medine’de bir siyasi birlik tesis edilmiş ve Müslümanlar Kureyş’e izzetle karşı koyma imkânı bulmuşlardır. Ensar’ın maddi ve manevi büyük fedakârlıklarla destek verdiği bu süreç İslam tarihinin altın sayfalarını oluşturan örnek olaylarla başarıya ulaşmıştır.
Medineliler ilk etapta mali açıdan pek zayıf olan Kureyşli Müslümanların insan onuruna yakışan bir hayat sürmelerine destek olmak üzere onlara mali yardımlarda bulunmuşlardır. Özellikle Resulullah’ın (sav), Ensar ve Muhacir arasında kurduğu “Muahât” (İslam kardeşliği) ile pek çok sosyal sorunun önüne geçilmiştir. Bu kardeşleştirme sonucunda Medineli Müslümanlar sahip oldukları mal varlıklarını kardeşleriyle paylaşmakta bir an bile tereddüt etmemişlerdir.
Ensar, Resulullah’a (sav) ve arkadaşlarına verdiği mali desteğin yanında canlarıyla da bu davaya hizmet etmeye devam etmişlerdir. Hz. Peygamber’in (sav) bütün savaşlarında onun yanı başında durmuş, akabe biatlerinde verdikleri sözlere uygun olarak onun şahsında İslam’ı, kadınlarını ve çocuklarını korudukları gibi korumuşlardır. Bu uğurda girişilen Bedir, Uhud, Hendek ve Hayber savaşlarında pek çok şehit vermişlerdir. Hz. Peygamber (sav) her savaşta onların kahramanlıklarına bizzat şahit olmuş ve onlara hayır duada bulunmuştur. Hendek savaşında şehit düşen Ensar’ın liderlerinden Sa’d b. Muaz için “Sa’d’ın şehadetiyle arş titredi.” buyurarak onların Allah katındaki kıymetlerine de işaret etmiştir.
Ensar’ın fedakârlıklarını her zaman takdir eden Resulullah (sav), onlardan daima sitayişle söz etmiştir. Hz. Peygamber (sav), onları ehl-i beyt’le birlikte anarak “Benim kendisine sığındığım sırdaşım ehl-i beytimdir, dayanağım da Ensar’dır. Öyleyse onların (Ehl-i Beyt ve Ensâr'ın) kusurlularını affedin, faziletli olanlarına da sarılın.” buyurmuştur.[2] Hz. Peygamber (sav), mümin olanların Ensar’ı seveceğini ifade ederek Ensar’ı sevenlerin mükâfatının Allah tarafından sevilmek, nefret edenlerin cezasının da Allah tarafından buğz edilmek olduğunu belirtmiştir.[3]
Mekke’nin fethinden sonra Ensarî sahabiler, Resulullah’ın (sav) yeniden memleketine dönüp oraya yerleşeceğini düşünerek hüzünlenmişlerdi. Bunu duyan Resulullah (sav) ise onları teskin etmiş ve onlardan asla ayrılmayacağını belirterek şunları söylemiştir: “İnsanlar bir vadiye Ensar ise başka bir vadiye yönelse ben de mutlaka Ensar’ın gittiği vadiye yönelir yerleşirim. Eğer hicret etmenin fazileti olmasaydı ben de Ensar’dan bir fert olmak isterdim.”[4]
Resulullah (sav), vefatına birkaç gün kala Ensar’la vedalaşmış ve onları ümmetine emanet etmiştir. Mescitte Ensar hakkında yaptığı konuşmasında insanlara Ensar’ın hukukuna riayet etmelerini, onları sevmelerini ve kusurlarını bağışlamalarını vasiyet etmiştir. Ayrıca Ensar’ın nüfusunun (fetihler ve Müslüman sayısının artmasıyla nisbî olarak) gittikçe azalacağını ifade ederek bu durumda Ensar’ın korunup kollanmasını tavsiye etmiştir.
Bütün bunlardan dolayı Ensar; tarih boyunca Müslümanlar arasında dayanışmanın, kardeşliğin, fedakârlığın ve diğerkâmlığın (isâr) bir sembolü olarak yaşamaya devam etmiştir. Bir Müslüman toplumun oluşumunda asli bir unsur olarak bulunması gereken bir topluluğun ilk örneğini oluşturmuşlardır. İslam medeniyetinde toplumsal yapı için harç vazifesi gören bütün faziletlerin müşahhas ve ispatlanabilir bir modelini ortaya koymuşlardır. Allahu Teâlâ onları ve onları takip edenleri rahmetiyle kuşatsın. Âmin.
[1] İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ABD.
[2] Tirmizî, Menâkib, (3900).
[3] Buhârî, Menâkibü’l-Ensâr, 4
[4] Buhârî, Menâkibü’l-Ensâr 2, Temenni 9.
Genel
Genel