İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Empati Kurmak ve Ara Sıra Kahve Koklamak!

2015-04-18
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Müdavimi olduğu derneğe her gittiğinde içine tarifsiz bir huzur yayılırdı. İlim meclislerinin bu bakımdan ruha ne derece etkisi olduğunu; kişiyi manen olgunlaştırıp iyi, güzel ve hayırlı olan şeylere sevk ettiğini duymuştu. Ancak bu duyguyu bizzat yaşamak, uzun yıllar sonra nasip olmuştu Suzan Hanıma…
Müdavimi olduğu derneğe her gittiğinde içine tarifsiz bir huzur yayılırdı. İlim meclislerinin bu bakımdan ruha ne derece etkisi olduğunu; kişiyi manen olgunlaştırıp iyi, güzel ve hayırlı olan şeylere sevk ettiğini duymuştu. Ancak bu duyguyu bizzat yaşamak, uzun yıllar sonra nasip olmuştu Suzan Hanıma…

Dört oda ve bir de salondan oluşan, iki ayrı banyosu ve genişçe balkonları bulunan evinin temizliği ve düzeni konusundaki hassasiyeti(!) onun kendisini yıllarca eve ve misafirlere hizmet(!) etmeye adamasına neden olmuştu. Öyle ki bir Müslümanın en mühim kulluk görevi olan namaz ibadetini bile çoğu zaman son anda kılabiliyordu. Namazlarının kazaya kaldığı dönemler de hayli fazlaydı… Kaldı ki ne Kur’an okumaya ne de daha farklı bir ibadete hiç vakti kalmıyordu.

Suzan Hanım bu durumdan çok da mustarip değildi aslında. Nihayetinde evine, ailesine ve misafirlerine gerekli ihtimamı gösteriyordu ya, bu en büyük (!) ibadetti. Böyle duymuştu sağdan soldan. Bekârlık hayatında da ‘eğitim’ adı altında okul, tesis, kurs, etkinlik, gezi, sınav derken bir türlü içerisinde Allah’ın ayetlerinin okunduğu, Resullullah’ın ve sahabe-i kiramın hayatlarından kesitlerin sunulduğu dahası örnek hanım şahsiyetlere dair paylaşımların bulunduğu bir ortama zamanı kalmadığı gibi gerek de duymamıştı.

Bu durum 10 yılı aşkın evlilik hayatında da devam etmişti. Ta ki binalarına yeni taşınan Zehra Hanım, onu gittiği bir ilim meclisine davet edene değin...

Evet, günler önce hayatında ilk kez bir ilim meclisinin kapısından içeri girmişti. Okunan ‘Cuma Sureleri’ sonrası Cevşen’den kısa bir bölüme yer verilmiş hemen ardından sohbete geçilmişti.

Suzan Hanım, hala içeri girer girmez aldığı o lahuti kokunun tesirinde, okunanlar ve söylenenler üzerinde kafa yoruyordu. Sohbetin konusu ‘Yetimlerin hakları’ idi ve yüce Allah’ın yetimin korunup kollanmasına verdiği kıymet üzerinde duruluyordu. Konuyu anlatan orta yaşlarda bir kadındı. Mevzuya “Rabbin, Seni yetim bulup barındırmadı mı?” (Duhâ /6) ayet-i kerimesi ile giriş yapmış ve eklemişti:

“Yüce Rabbimiz, Peygamber Efendimizi yetim bulduğu için barındırdığından, onu birçok vesile ile koruyup kolladığından ve şanını yücelttiğinden söz ettiği sure-i celilede devamla ‘O halde sakın yetimi horlama’ diye buyuruyor. Bu, yetimliğe atfedilen derin kıymetin bir tezahürü olduğu gibi Hz. Peygamberin şahsında, bizlerin ‘empati’ kurması gerektiğinin de apaçık bir ifadesidir. Bugün bizler sıcak ve rahat evlerimizde türlü yiyeceklerle karnımızı doyururken; yetimliği iliklerine kadar hisseden nice çocuk, açlıktan ve soğuktan kırılıyor. Maddi ve manevi bunalımların etkisiyle hem kendi hayatını hem de toplum sağlığını mahvediyor.

Bizler gözümüz gibi baktığımız çocuklarımızı her sabah sevgi ve şefkatle yanaklarına kondurduğumuz sıcak bir öpücükle uyandırırken; onları tostlarla, özel kahvaltılıklarla, taze sıktığımız meyve sularıyla özenle beslerken; her ay yeni bir giysi takımıyla giydirirken yetim kalmış binlerce çocuk sefil bir hayatı yaşıyor. Binlercesi bakımsızlıktan ve sevgisizlikten ölüyor. Yüz binlercesi de sokakta, parkta yaşıtlarına gıpta ede ede, acısını ve gözyaşını içine göme göme büyüyor…

Bu, büyük bir imtihan olan dünya hayatında bizlerin çözmekte aciz kaldığı sorulardan yalnızca biri! Bu, dünya hayatını ve ebediyen bizimle kalacaklarını zannettiklerimizi (evimiz, ailemiz, malımız…) ne derece içselleştirdiğimizin; fani olanı baki olana tercih ettiğimizin bir temayülü…

Değerli kardeşlerim! Bu duruma acilen bir son vermemiz lazım. Duyarlılıklarımızın başına ‘yetimleri’ almanın vakti geldi de geçiyor bile. Onları önemsememiz aslında kendimizi önemsememiz, onlara hak ettikleri kıymeti vermemiz Rabbimizin buyruğuna kıymet vermemiz demek değil midir? Hem sokakta öylece kendi haline terkedilen yetim başta olmak üzere her çocuk, yarın özenle büyüttüğümüz çocuklarımızın dünyasına yakinen dâhil olmayacak mı? O zaman bizim özenimizin kayda değer bir etkisi kalır mı? Unutmayalım ki; maddi ve manevi ihtiyaçlarıyla ilgilenmediğimiz her bir çocuk yarının potansiyel suçlusu olma eğilimimdedir. Böyle bir durumda asıl suçlu kim olur sizce? Yetimliğine, kimsesizliğe terkedilen, hayat şartları karşısında adeta bilenen o masum çocuklar mı; onları kaderine (!) terk edenler mi?

Diğer yandan şu hususta empati kurulması yerinde olacaktır ki; kendini savunmasız ve yapayalnız hisseden bir çocuğun duygu dünyasında bir anne, bir baba şefkati paha biçilmez olur. Hani Beşir b. Akrebe adlı sahabi anlatıyor ya:

Babam Akabe, Uhud Savaşı’nda şehit düşünce ağlayarak Resulullah’ın yanına gittim. Resulullah, bana ‘Ey sevgili yavrucak ağlama. Ben baban olsam, Aişe de annen; olsa istemez misin?’ diye sorunca ben de ‘Elbette ki isterim ya Resulullah!’ dedim. Bunun üzerine Resulullah, benim başımı okşadı. (Şu anda) saçlarım ağardığı halde Resulullah’ın başımı okşadığı yerler hâlâ siyah kalmıştır. (Buhari)

Evet, kıymetli hanımlar! İsmi esasen Büceyr olan yetim çocuğunun başını okşayan Sevgili Peygamberimiz, o saf yavrucağın ismini ‘Beşir’ olarak değiştirmekle kalmıyor adeta hayatını değiştiriyor. Ve bunu sadece sevgi ile empati kurarak yapıyor. İfadeye bakınız: ‘Ben baban olsam, Aişe de annen olsa…’

O tertemiz yavrucakların, yetimlerin bizlerin sevgi ve şefkatine ihtiyacı var. Maddi bir takım ihtiyaçlarını karşılamakta daha çok hassasiyet gösterelim! Ve bundan da çok ilgiye olan ihtiyaçları hususuna eğilelim inşallah. Onların bizim anneliğimize ve babalığımıza ihtiyacı var. Hem bu hususta kilit nokta da bu değil mi? Kendi öz çocuklarımıza her halükarda ilgi ve sevgi gösterdiğimiz ve göstereceğimiz için esas olan yetim ve öksüzleri –imkân dâhilinde- bir anne şefkatiyle kuşatabilmek; yaralarını özenle sarabilmektir…”

Konuyu hassas bir şekilde ifade etmeye çalışan hoca hanım birkaç noktaya daha değinmişti, Suzan Hanım için bir ilk olan o sohbette. Gözleri hemen komşusu Zehra Hanımı aramıştı. Mutfakta çay demlemekle meşgul olan Zehra Hanım da o esnada yanına yanaşmış ve sararan yüzünün etkisiyle hasta olup olmadığını sormuştu. Kısa bir konuşmanın ardından anlamıştı ki Suzan Hanım anlatılanların etkisiyle adeta kendisinden geçmiş, çoktan yetimler konusunda ne yapabileceğinin telaşına düşmüştü. Art arda sorduğu sorular sonucu yetimler yararına para toplayan ‘Yetim-Der’ bilgisine ulaşmış; iki yetimin aylık masraflarını karşılamak istediğini belirtmiş, gerekli meblağı yetkili kişiye takdim etmişti… Üstelik manevi anlamda yapılması gerekenler hususunda da elinden gelen her şeyi yapacağına dair söz vererek, ısrarla böyle bir durumu kendisine iletmelerini istemişti…

Zehra Hanım ise şaşkınlığını gizleyemiyordu. Öyle ya ilk kez böyle bir ortamda bulunan, imani hassasiyetinin güçlü olmadığına hükmettiği bir kimsenin bir anda, üstelik sadece bir sohbetin tesiriyle bu denli hassaslaşması sevindirici olduğu kadar şaşırtıcıydı da. Bu yöndeki duygularını paylaştığı Suzan Hanımın dilinden ise şu sözler dökülüyordu:

“Benim etkilenişim aslında daha kapıdan girer girmez vuku buldu. Anlaşılan siz içinde kala kala duyumsamaz olmuşsunuz ancak bu meclisin tarifsiz bir huzuru ve emsalsiz güzellikte bir kokusu var. Üstüne bir de bu anlatılanlar gelince, kayıtsız kalmak ancak vicdanını ve aklını yitirmişlerin kârı olur bence…” demiş üstüne bir de latife yapmıştı.

“Bana kalırsa siz arada sırada kahve koklayın!”
“Nasıl yani?”

“Hani insan bir kokuya aşina olunca onu bir daha duyamaz hale gelir ya. Bunu gidermek için yani koku almayı tekrar sağlamak için de kahve koklanır…”

Hüzünle karışık bir gülümsemenin yüzüne yayıldığı Zehra Hanım ise içten yakarışlarda bulunuyordu:

“Bizleri içinde bulunduğu nimetin şükrünü ifa edemeyenlerden, ayetler ve hadisler gönlüne sirayet etmeyenlerden, ilim meclislerinin ve Kur’ani sohbetlerin kadrini bilemeyenlerden, gönlüne düşen güzel sözün tesiriyle ivedi davranması gerekirken erteleyenlerden ve hayırda yarışamayanlardan eyleme Rabbim! Bu insandan hayır gelmez, gibi evhamlarda bulunup da hakkı anlatma ve teşvik hususunda gevşek davrananlardan da eyleme…

Bizleri, göz ve gönülleri hakka açık ve susamış olanlardan, her daim Kur’an pınarından nasiplenenlerden, hayırda elinden geleni ardına koymayanlardan, yetimi koruyup kollayanlardan ve namazı hakkıyla kılanlardan eyle! Zekâtı ve sadakayı seve seve verenlerden ve infakta bulunanlardan eyle! Suzan kulunun kalbini ve bizlerin kalbini de İslam üzere dirilt ve sebat ettir… (Amin)”

Nur Kılıç / İnzar Dergisi - Nisan 2015 (127. Sayı)
 

 


Nur Kılıç

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS