İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

"Eksen Kayması”ndan "Mezhep Sapması”na Dış Politika Dinamikleri

2012-05-15
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Hatırlar mısınız, yaklaşık iki sene öncesine kadar, henüz &`;Arap Baharı”nın zuhur etmediği günlerin arifesinde Türkiye`nin bölgedeki siyasi konumunu… Henüz &`;Bölgesel güç”, hatta &`;Bir cihan devleti” olma yolundaki neo-ittihatçılık çıkışlarına başlanmazdan önceki siyasi ayrıcalıklı konumunu…
Hatırlar mısınız, yaklaşık iki sene öncesine kadar, henüz “Arap Baharı”nın zuhur etmediği günlerin arifesinde Türkiye’nin bölgedeki siyasi konumunu… Henüz “Bölgesel güç”, hatta “Bir cihan devleti” olma yolundaki neo-ittihatçılık çıkışlarına başlanmazdan önceki siyasi ayrıcalıklı konumunu…

Hep şunlar söylenirdi: “Türkiye’nin bölgesel siyasetteki en büyük avantajı, her kesimle diyalog kurabilmesi, tüm taraflarla konuşabilen bir pozisyonda olabilmesidir.”

Türkiye, kendi içerisinde bir “Arınma süreci” başlatmıştı. Komşuların tümünün dış tehdit algılamasının bir numaralı sanıkları haline getirilen bir süreçten “Komşularla sıfır sorun” denen ve herkeste heyecan oluşturan yepyeni bir sürece doğru hızla ilerlemekteydi. Doğrusu bu politika/söylem değişikliği, bölgedeki ülkeler ve siyasi çevrelerde de olağanüstü bir heyecanla karşılanıyordu.

Bu durum, siyasi çekişmelerin manevra alanı olduğu, siyasi küskünlüklerin rutine bağlandığı bölgede Milli Görüş kökeninden gelen bir hükümet idaresindeki Türkiye’ye önemli roller vermesinin yanı sıra hatırı sayılır imkânlar da sunuyordu. Bunun yanı sıra Türkiye’ye aynı zamanda dikkate değer bir oranda da umutlar bağlıyordu. Bölge artık ekonomik ve siyasi ortaklıklarla, ortak serbest pazarlarla birbirine entegrasyona doğru yol alma haberleriyle heyecanlanıyordu. Bu gidişattan korku duyanların “Eksen kayması” suçlamalarına karşın popülarite her gün kendi rekorunu egale ediyordu.

Bölgenin ciddi bir sorunsallık girdabında sürüklenmeye devam etmesi, bölgede hakemlik rolünü sürdürme geleneğine sahip Amerika’nın işgal konsepti sonrası yorgun düşüp duraklama dönemine girmesi, ister istemez Türkiye’nin bölgesel bağlamdaki etkinliğine davetiye çıkarıyordu. Zaten bu süreçle eşzamanlı olarak “Arabuluculuk” rolünü müteakip “Oyun kurucu”, hatta “cihan devleti” vurgusunun ön plana çıkması da tesadüf değildi.

Aslında Türkiye, bölgesel hiperaktiflik politikasının startını kendi başına vermişti. Ancak Batı başkentleriyle beraber içerdeki uzantılarının eşgüdüm halinde “Eksenin kaydı” şarkısını mırıldamaya başlamaları, her şeye rağmen bölgesel aktörlüğün hiç de zannedildiği gibi ucuza kapatılabilecek bir mesele olmadığını gösteriyordu.

Bunun yerine ABD’nin yeni yöntemi olan paylaşımcı rol yöntemi adres olarak Türkiye’nin önüne konuldu ki, “Eksen kayması” bu şekilde “Aslan Türkiye” söyleminin gölgesine gömüldü.

“Eksen” dayatmacılığına sebep olan dönemde Türkiye, komşu ülkelerle iyi ilişkiler geliştirdi, yine komşu ülkeler üzerinden bölgede bir sıçrama gerçekleştirdi. Bu durum “Sıfır problem” söylemiyle formüle ediliyordu. Ancak işgalci ABD’nin Irak’tan çekilmesi sonrasına denk gelen Arap Baharı hadisesi, bölgeye yeni bir konsept dayatmasını da beraberinde getiriyordu. Yeni bir şekillenme için kartlar yeniden açılıyor, herkese oynayacağı kartlar yeniden dağıtılıyordu. Bu defa Amerika alanda doğrudan görünmüyordu. Bunun yerine bölgede Türkiye ile beraber Katar gibi torpilli aktörler, Suudi hanedanı gibi köhne yönetimler siyasi kumar masasında kumarbazlar kralına vekâleten yeni konseptin temellerini atma yoluna koyuluyorlardı.

Hedefler belliydi. İran’ın artan bölgesel etkinliğini sınırlandırmak, bunun için İran’la aynı siyasi çizgideki ülke ve hareketleri kıstırıp siyonist çete devleti için daralan manevra alanını genişletmekti.

İlk adım olarak Suriye seçildi. Suriye’nin seçilmesi hem Arap rüzgârı bağlamında özgürlükler üzerine bina edilen söylemlerin değerini artırdı, hem de teşvik edilen iç çatışmalarda yaşanan kayıpların manipüle edilerek duygu istismarının kolaylaşmasını sağladı. Neticede kamuoyu algısına yapılan operasyonda ciddi bir mesafe alınarak asıl düşman siyonist rejim tatile çıkarılarak yerine Esad yönetimi yerleştirilmiş oldu. Üstelik düşman seçiminde izlenen yöntem de bir taşla iki kuş vurma gibi bir avantaj da sağlıyordu. Tamamen siyasal hesaplaşma dürtüleriyle yaşanan sürtüşmeler mezhepsel ihtilaflar temeline indirgenerek Sünni-İslam hassasiyetinin Şii-İslam’a düşmanlaştırılarak Katolik-Hıristiyanlığın hizmetine sunulması gibi garip bir durumu ortaya çıkardı.

Suriye üzerine yapılan yorumlar ve tartışmalar Annan planının uygulanma seyrine bağlı olarak şimdilik heyecanını birazcık kaybetse de yeni bir heyecan kaynağı bulmak Türk dış politikası açısından hiç de zor olmadı: Irak!..

Türk makamlarının Irak hükümetiyle yaşadığı sorunlar her geçen gün daha da artmaktadır. Şimdilik karşılıklı söz düellosu ve restleşmelerle süren ilişki biçimi, kolayca durulacak gibi değildir. Türk makamlarının iddialarına bakılırsa Şii Maliki yönetimi Irak’ta bir Şia diktatörlüğünün kapısını aralamak üzere… Hatta öyle bir diktatörlük ki, Saddam’ı bile aratacak cinsten. Bununla beraber yangına körükle giden bir medya gerçekliği vardır ki, fitne ve tefrikacılıkta 28 Şubat medyasını bile mumla aratacak bir hal almış durumdadır. Özelikle “Müslüman medya” cenahında cereyan eden bu fitne gazeteciliği “Şii diktatöre” karşı o kadar hassaslaşmış bulunmaktadır ki, Amerikan askerlerinin katlettiği bir milyon Müslüman için gösterilmeyen hassasiyeti Maliki’nin şahsında Şiilere gösterme becerisini gösterebilmektedirler.

“Komşularla sıfır sorun” politikasının sembolü olan Suriye’yi bir tarafa bırakalım. Ve Suriye ile ilgili tüm resmi-medyatik tezleri doğru kabul edelim. İyi de Irak’la yaşanan sorun da neyin nesi oluyor? Türkiye Maliki hükümetinden; Maliki hükümeti Türkiye’den ne istiyor?

Irak’ta yaşanan siyasi bunalım, gidişatın bir takım sorunlar yaşadığını zaten gösteriyor. Ancak unutmamak gerekir ki Irak henüz işgalin yıkıcı etkisini üzerinden atabilmiş bir ülke değildir. Hiçbir alanda taşlar henüz yerinde oturmuş da değildir. Amerikan işgal gücü tamamen değilse de büyük bölümü daha yeni çekildi. Çekilme sonrası işgalci baskısıyla oluşturulmuş siyasi dengenin çatırdayacağı zaten biliniyordu. Hatta işgal sonrası herkes katliamlara varacak bir iç hesaplaşmadan endişe ediyordu. Ancak şimdilik beklenen iç çatışmalar yaşanmadı. Sadece Tarık Haşimi üzerinden bir takım siyasal uzlaşmazlıklarla yetinilmiş olması, aslında beklenen büyük tehlikeyle kıyaslandığında belki de bir başarı olarak bile değerlendirilebilir. Kaldı ki meseleye farklı yaklaşımlar sergileyerek mezhepsel boyutla ele alanlar aslında belki de oynayabilecekleri uzlaşmacı rollerini bilerek bir tarafa bırakarak krizlerden medet ummak gibi bir siyasal oportünizm içerisine bilerek girmektedirler.

Yeniden şekillenme sürecinde Irak üzerinde her ülkenin farklı bir hesap güttüğü doğrudur. İran’ın Irak politikası, Arap ülkelerinin Irak politikası ve Türkiye’nin Irak politikası başlı başına farklı siyasi fenomenler barındırmaktadır. Tüm bu siyasi fenomenler de bölgesel ve uluslararası politikalardan bağımsız değildir. İran, yeni bir müttefik oluşturmak peşinde; Arap ülkeleri İran’ın etki alanını daraltma üzerine kurulu Amerikan planına göre Irak’ı karıştırmakta; Türkiye ise hem Kürt politikası hem de son dönemde ABD-Arap politikasına uygun ama karmaşık bir politikanın startını vermiş bulunmaktadır.

Türkiye’nin özellikle Tarık Haşimi üzerinden Şii diktatörlük vurgusu ve son dönem Kürdistan bölgesi üzerinden yürüttüğü politika, Bağdat hükümetinin tepkisini çekmekte, içişlerine karışma suçlamasıyla karşılık bulmaktadır.

Bağdat merkezli siyasi sorunlar ve açmazlara çözüm bulmak olarak politikasını adlandıran Türkiye, aslında son dönemde gruplar arası ayırımcı politikaya yönelmesiyle bu avantajını kaybetmiş bulunmaktadır. Kaldı ki Irak üzerinde, Türkiye’nin menfaatleri çemberini çokça aşan derinlikli bir politika yürüttüğü de zaten ortadadır.

Denilebilir ki Türkiye, Iraklı farklı siyasi grupların güvenini almışken neden taraf tutar bir hale gelmeyi tercih etti?

Aslında Türkiye’nin Irak’ta tüm kesimlerce güven duyulan bir ülke imajını geride bırakarak taraf olması, bölgesel denklemde aldığı rolle açıklanabilir. Bu da, Amerika’nın askerlerini çekmeden önce kontrolörlük rolünü Türkiye’ye verme çabasında gizlidir. Askerlerini çekmeden önce Amerikan yetkililerinin üst düzey Türkiye ziyaretleri, bu ziyaretler etrafında Türk basınında çıkan haber ve yorumların içeriği hatırlanırsa, neredeyse tüm ziyaretlerle ilgili temel yorumlar, işgal sonrası Türkiye’nin Irak’ta alacağı rol üzerine kuruluydu.

CİA’dan üst düzey ziyaretler birbirini izlerken Joe Biden ve Panetta’nın Ankara ziyaretleri o gün için Türkiye’nin Irak’ta alacağı rol ile izah ediliyordu. Bu rolün başında da Kürt bölgesinin, Arapların kesin gözüyle bakılan topyekûn saldırısına karşı korunması idi. Kısacası Türkiye, Kürt bölgesinin korunmasında Amerika yerine garantör ülke konumuna yükselmesi planları konuşuluyordu ki, bugün Türkiye’nin Irak politikası ve Kürtlerle yaşadığı ilişkideki “Bahar” havası, bu rolün icra edilmesi olarak pekâlâ adlandırılabilir.

Durum bu yönde iken meselenin mezhepsel zemine çekilerek Şiiliğe karşı Sünni refleks babından ele alınması ve reflekslerin kitleselleştirilmesine dönük çabalara dönüştürülmesi ise devletlerarası siyasal nüfuz çatışmalarının fitne operasyonlarına dönüştürülmesi gibi ciddi bir sonucu beraberinde getirecektir.

Laik, dinsel bir kaygısı dahi bulunmayan Esad yönetimi üzerinden mezhepsel bir fitne kurgusu geliştirenlere, Irak’la yaşanacak ciddi bir meselede fitne çalışmalarını daha ucuza kapatma imkânını verecektir. Kaldı ki fitne politikalarından medet umarak Türkiye’yi bölgesel bir badirenin içerisine sokma telaşına düşen çevreler, aslında nihai hedef olarak İran’ı şimdiden işaret etmektedirler.

Ve tüm çabalar ne pahasına olursa olsun Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirmekten ibarettir. Suriye, bu çabanın ilk ayağı, Irak ise ikinci ayağını oluşturmaktadır. Hiç kuşkunuz olmasın ki durum bu yönde devam ederse karşı karşıya gelinecek olan üçüncü ülke İran’ın ta kendisi olacaktır. Mezhebe dayalı fitne operasyonlarının temel hedefi de budur. Türkiye, bölgesel güç ülküsüyle her tarafa yan bakma yoluna koyulurken hükümete gaz üstüne gaz verenler aslında Türkiye üzerinden bambaşka fitne fesat operasyonunu başarıya ulaştırmanın hesabını yapmaktadırlar.

Dün “Eksen kayması” yaşayan Türkiye, bölge halklarından alkış alıyordu; Bugün yaşanan “Mezhep kayması” ise Batı başkentleri ve Arap saraylarından alkış almaktadır.

Sonuçta merak edilen şu: Türkiye, fitne fesat gazından sıyrılarak gerçekten de “Bölgesel güç” olma yoluna mı girecek; Yoksa aldığı gazla Ortadoğu girdabında şarampole yuvarlanıp takla mı atacak?...

Ali Özgür / İnzar Dergisi – Mayıs 2012
 

 


Ali Özgür

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS