İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Eğitime ıslahat az gelir

2020-09-28
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Cumhuriyet ilan edildiğinde dünyada keskin bir sekülerlik/laiklik eğilimi vardı. Katoliklik, Avrupa’da Fransız İhtilali ile çökmüştü. Zayıflayan Ortodoksluk, 1917 Sovyet İhtilali ile Katoliklikten de daha zelil durumdaydı. Çin’de geleneksel dini anlayışı terk yönünde güçlü bir akım vardı. Hindular da İngilizlerden kurtuluş yolları ararken dinlerine yönelmiyorlardı. Toplumlar, dinlerini korumak için ısrar etmiyorlar, dinî kurumlara sahip çıkmıyorlardı. Dünyadaki bu seyre karşı İslam dünyasına aksi yönde muazzam bir hâl hakimdi. Müslüman toplumlar, sorunlarının arka planında İslam’dan uzaklaşmayı görüyorlardı. İslam’a kamilen tabi olurlarsa sömürgeci güçlere karşı daha iyi mücadele edeceklerine, toplumsal yaşamlarına huzurun geleceğine ve memleketlerinde terakkinin daha erken gerçekleşeceğine inanıyorlardı. Aynı kanaat sömürgeci güçlerde de vardı. Onlar da Müslümanların İslam’a yönelmelerinin İslam dünyasını kendilerinden kurtaracağı gibi, huzura kavuşturup kalkındıracağını da kesin olarak biliyorlardı. Müslüman toplumlarla sömürgeci güçler arasında görülen bu inanış paralelliği, tabii olarak bir mücadele ve çatışma zemini doğuruyordu. Müslümanlar, İslam’a sarılarak inandıkları kazanımlara ulaşmak; sömürgeci güçler de Müslümanları İslam’dan uzaklaştırarak o kazanımlardan yoksun bırakmak istiyorlardı. İslam dünyasında Batılı eğitimle yetişmiş askeri ve bürokratik bir elit ise Batı lehine Müslüman kitlelerden farklı inanıyor, farklı düşünüyor, farklı yaşıyordu. Bu elitin mensuplarının büyük çoğunluğu, İslam’ın kurtarıcı gücüne inansa da Sovyetleri de içine alan Batı ile uzlaşmanın aciliyet arz ettiğine inanıyorlardı. İslam’ın kurtarıcılığına yönelmekte ısrar etme konusunda isteksizlik gösteriyorlardı. Bunun yanında, elitin kökleri Tanzimat günlerine dayanan küçük bir kısmı Avrupa ve Rusya’daki akımların etkisiyle İslam’dan tamamen kopmuş hatta İslamî değerlerle savaşmanın gerekliliğine inanmıştı. Batılı sömürgeci güçler, bu küçük kesimi kendilerinin en sadık müttefikleri olarak gördüler. Bunları Mason kuruluşları ve daha sonra sosyalist örgütlenme gibi yapılar üzerinden teşkilat olarak da kendilerine bağladılar. Tevhit-i Tedrisat ve Eğitim Türkiye’nin İstiklâl Savaşı, İslam’ın kurtarıcılığı esası üzerine gerçekleşti. Batıcı elitin gerek zihin gerek örgütsel bağlar açısından en uç kesimleri dahi savaşın İslamî bir söyleme dayanmasını zorunlu gördüler. Ancak muhtemelen savaş sırasında ve savaşın bitmesinden sonraki anlaşmalarda ise açık bir şekilde İslamî değerlerden kopuş ve o yüce değerlere karşı mücadeleyi Batılı ülkelerin önüne kendi lehlerinde bir pazarlık unsuru olarak sürdüler. Batılı ülkelere, savaşın kendi liderliklerinde noktalanması durumunda onların endişe duyduğu İslam’a yönelişi durdurma vaadinde bulundular. Batı’nın o günkü dünyada İslam dünyasına yönelik iki talebi vardı: İslam dünyasının bölünmesi ve bu bölünmeden sonra oluşacak İslam ülkelerinin her birinin kendi başına da olsa kontrolsüz bir İslamî anlayışa yönelmemesi. Bunun için ümmet şuuruna karşı milliyetçiliğin teşvik edilmesi ve bu milliyetçiliğin seküler/laik bir karakter üzerine bina edilmesi elzem görüldü. O günlerde dünyayı kasıp kavuran seküler/laik milliyetçi anlayış da İslam dünyasında bu akıma yönelik “herkes gibi trene binme”, “dünyanın gittiği yere gitme” mantığı içinde bir yöneliş sağlıyordu. Bu hâl içinde Cumhuriyet’in ilanından beş ay sonra eğitimde Batı lehine keskin bir düzenlemeye gidildi. Düzenleme Tevhid-i Tedrisat (Eğitimin Birleştirilmesi) adını taşısa da hakikatte eğitim birleştirilmemiş, sadece İslamî eğitim yasaklanmıştı. Zira birleştirme farklı iki yapının gönüllü olarak bütünleşmesini ya da güç kullanılarak bütünleştirilmesini ifade eder.  Oysa İslamî eğitim kurumları, daha Tanzimat’tan önce II. Mahmut Dönemi’nde açılan Batılı eğitim kurumlarına gönüllü olarak katılmayı reddettikleri gibi baskıyla da oraya eklemlenmemişlerdi. Anlaşılır bir ifadeyle, Tevhid-i Tedrisat’la medrese okulla birleşmedi ve birleştirilmedi; doğrudan kapatıldı. Bundan dolayı ülkenin söz konusu eliti gibi düşünmeyen büyük bir kısmı sadece eğitimin dışında kalmadı, aynı zamanda dayatılan eğitim sistemine karşı muhalefete geçti. Günün dünya koşulları, Batıcı elitin lehineydi; 1930’lu yıllardan sonra daha da lehlerine yol aldı. Onlara muhalefet eden İslamî kesimler ise pek çok dezavantaja sahipti. Neticede Batıcı elit, sahada neredeyse rakipsiz kaldı ve rakipsiz kaldıkça uçlaştı. Bu uç hâl içinde 1930’ların Türkiye’sinde eğitimin genel manzarası şuydu: 1. Eğitim, laik olmaktan öte tamamen İslam karşıtı olarak örgütlenmiş; halkı İslam’dan uzaklaştırmayı ana amaç hâline getirmişti. Ders kitapları, tamamen bu yönde hazırlanmıştı ve okullarda öğrencilere doğrudan İslam karşıtı bir yaşam tarzı dayatılıyordu. Gençler, İslamî namus değerlerinden uzaklaştırılıyor, içki ve içkinin anası olduğu haramlara zorlanıyorlardı.
  1. Halkın büyük bir kesimi, çocuklarını okullardan uzak tutmanın mücadelesini veriyordu. Bununla birlikte, devrin ideologluğuna yeltenen Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve ekibi Kadro dergisi adındaki yayın organlarında eğitimin halka açılmasının yanlış olacağını öne sürüyorlardı. Onlara göre eğitim aniden halka açılırsa bir tür halk istilasına uğrayacak ve kaçınılmaz olarak İslamîleşecekti. Buna engel olmak için, eğitimin peyderpey halka açılması zorunluydu. Kadro dergisinin anlayışı, sair devlet erkanınca da genellikle kabul gördü.
  2. Açık bir ayrılıkçı ırkçılığa bürünen milliyetçilik eğilimi, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun eğitim dışı bırakılmasına yol açtı. Fırat’ın doğusunda medreselerin kapısına kilit vurulurken ve hatta hakaret olsun diye medreseler ahıra dönüştürülürken sadece Diyarbakır Lisesi açık tutulmuştu. Daha sonra o da kapatıldı.
Bu manzara, eğitimi ülkenin kalkınmasını sağlayacak bir saha olmaktan çıkarıp ülke içi bir mücadele, iç çatışma alanına dönüştürdü ki Batılı güçlerin istediği de tam olarak buydu. Onlar, İslam dünyasının bir süre daha oyalanırsa ebediyen kendi kalkınmışlıklarına ulaşmayacağına inanıyorlardı. Bu sebeple bu oyalanmayı sağlayacak kadro ve programları sonuna kadar destekliyorlardı. Sonuçta İslam dünyasının en çok teknik eleman ve dünyaya vakıf sosyal bilimciye muhtaç olduğu bir dönemde, eğitim kurumları, toplumun değerleri ile savaş kurumlarına dönüştüler. Toplum, kendini onlardan korumak için eğitimsiz kalmayı bile seçti. Dindar halk, tamamen eğitimden uzak kalınca ülkenin imkânlarına ulaşmakta dezavantajlı duruma düştü, “cahil” yaftası yedi. 1950’den Sonra Eğitim 1950’de ülkenin yönetimi değil ama hükümeti değişirken eğitimle ilgili büyük bir düzenleme yapılmadı. Halkın desteğiyle ve büyük umutlarla iktidara gelen Demokrat Parti, Batı’yla mücadeleyi değil; Batı’nın “ılımlı” bilinen kesimleri ile ittifak yapmayı öngörüyordu. Öte yandan Adnan Menderes’in şahsının sadece geleneksel dindarlığı söz konusuydu. Menderes, İslam’a büyük saygı duyan ama İslam’ı yaşama konusunda devasa kusurlara sahip bir Anadolu ağası gibiydi. Ezansız, Kur’ansız, İslamî eğitimsiz bir dünya düşünemiyordu. Ama kendisi de bu dünyaya yaşam tarzı olarak çok uzaktı. Öte yandan Menderes’in eli kolu Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın başlarını çektiği Masonlar tarafından bağlanmıştı. Menderes, bizzat kendi çocukları daha dindar olsun diye evine gizlice hoca çağırıp onlara İslamî dersler verdirecek kadar temkinliydi. İslam, böyle bir temkini kaldırmayacak kadar açıklığa meyyal bir dindir. Nitekim, Menderes’in en küçük oğlu, bu derslerden kısmen olsa istifade etmişse de diğer iki oğlu, İslamî bir yaşam tarzına tamamen uzak kaldılar. Menderes, İslam’a doğrudan hakareti ders kitaplarından elbette çıkardı. Ama fen derslerinde Darwin’in okutulmasının önüne geçemedi. Öte yandan okullarda eğitim, “çağdaş olma” bahanesiyle 1950 öncesiyle aynı nitelikte devam etti. Menderes’in eğitimin olumlu yanına en büyük katkısı ise hiç şüphesiz İmam Hatip Okullarını açmak ve medrese eğitimine yönelik baskıyı kaldırmak oldu. Bu iki adım da uzun yıllar daha çok dindar kesime hitap etti, toplumun diğer kısımlarına uzak kaldı. Menderes’in eğitim politikalarının en sorunlu yanı ise eğitim kurumlarını istila eden Marksist zihniyetin önüne geçememesiydi. Menderes’i iktidarından eden de kısmen o zihniyetti. Yine Menderes, üniversitenin kapılarını dindar kesime açamadı. Onun devrinde Marksist zihniyetin karşısına, bir kısmı yine Mason olan sözde milliyetçi-mukaddesatçı kişiler kondu. Bu tür üniversite hocaları, özellikle dindar ailelerin gençlerini avladılar, saf bir İslamî anlayıştan uzaklaştırıp sentez anlayışlara sürüklediler. Böylece 1950 öncesi zihniyetinde olanların bozamadıkları bir kesimi de bunlar bozdu. Turgut Özal, Menderes’e göre kendisini daha rahat hissediyordu; eğitim kadrolarını dindarlaştırmak için samimi bir çaba harcadı. Milli eğitim müdürlüklerine dindar simaları atadığı gibi, üniversitelerin kapılarını dindar hocalara açtı. Hemen hemen ilk kez onun döneminde üniversite hocaları içinde dindar bir kitle oluştu. Ama o da karşısında daima 1950 öncesini özleyenleri ve onların yurt dışından uluslararası hamilerini buldu. Nihayetinde bu süreç bizi, 1950 öncesini geri getirme hevesindeki 28 Şubatçıların tahakkümüne götürdü. Bugüne gelindiğinde eğitimde son on bir yılda yoğunlaşan bir değişim yaşanıyor. Ne var ki hâlâ eğitim, “güvenilir” olmaktan uzaktır ve Türkiye’nin en sorunlu alanlarından biridir. Hiç kimse bugün emin bir şekilde evladını eğitim kurumlarına teslim edemez. Eğitim kurumlarına kaydedilen tertemiz dimağların eve lekelenmeden dönebileceğinin garantisini kimse veremez. Zira eğitimin temel amaçları ile ilgili hiçbir düzenleme yapılmadı. Eğitimde değişen insan unsurudur ve kısmen müfredattır. Hâlâ Marksistler başta olmak üzere İslam’a karşı veya İslam’a mesafeli kesimlerin eğitim kurumlarında yeri vardır. Üstelik, bu kesimler eğitimin temel amaçlarından aldıkları cesaretle ideolojilerini olmasa bile yaşam tarzlarını öğrencilere zorluyorlar. Öğrencileri kendilerine karşı uyandırmak isteyen öğretmenleri de şiddetli bir baskı altına alıyorlar. Bu kesimlerin düzenledikleri balolar, hâlâ bir gecelik meyhaneciliği aratmıyor. Muhafazakâr sendikalar ise onlara karşı mücadele konusunda çok zayıf. Ders kitaplarından öğrenciyi bir düşünceye yöneltmede önemli bir yere sahip edebiyat kitapları tam bir karmaşıklık içinde… Toplumun ahlaken en zayıfları dahi yazar ve şair diye o kitaplarda tanıtılıyor. Eğitimdeki bu aksaklıkları küçük ıslahatlarla gidermek mümkün değil. Eğitimde daha cesur bir tutuma ihtiyaç vardır. Eğitim, yasal temel amaçları olmak üzere baştan sona yeniden düzenlenmelidir.
Dr. Abdulkadir Turan

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS