Oysa bu duygu; insanın diğer duyguları gibi; gıpta gibi, onur ve şeref gibi, yiğitlik ve şecaat gibi… insanlığa kemale doğru hızlandırsın, bu yolda ona binek olsun diye verilmiş bir duygu idi. Ama mecrasından sapınca firavunlaşmaya doğru yol aldı ve kirli tezgahların arenasına dönüştü. Tıpkı mecrasından saptırılmış gıptanın yan ürünü olan hasedin baskın gelmesi, yiğitliğin yan ürünü baskı/zulmün ön plana çıkması ya da onurun kibre kalp olması gibi…
Geçen sayımızda olduğu gibi bu sayımızda da başyazımızda tedaviye en çok muhtaç olan bu noktaya temas edilmiş, gerek peygamber kıssalarından ve gerekse Ashab-ı Kiramın hayatından örneklemeler verilerek sorumluluk makamına; yani kendisinden dolayı, emrimizin altındakilerden dolayı değil, kendilerine karşı mesul olduğumuz kişilerden dolayı Allah (cc)’a tek tek hesap vermek zorunda olacağımız makamın gerekliliklerine, hassasiyetlerine, inceliklerine değinilmiş…
Faruk Hamza da mecrasından saptırılmış ve bundan dolayı eserleri Allah (cc)’ın itabına uğramış Helu’/menfaatlerine aşırı düşkün olma sıfatının ahirete bakması gerekirken bunun nasıl da süfli şeylere alet edildiği konusunu ayetlerin ışığında işlemiş. Bu sıfatı mecrasında kullanan tek bir taife vardır, onlar da namazın gerçek müdavimleridirler.
Mehmet Şenlik hocamız bir davetçinin en güzel sıfatı olan yumuşak huylu olma sıfatını gereklilikleri ve destekçi sıfatları ile beraber ele almış, hadis ve ayetlerle desteklenen bu yazının bir davetçi için defaatle okunması gereken bir yazı olduğunu, okuduğunuz da daha iyi anlayacaksınız.
Abdurrahim Güneş hoca ise; lafızlar üzerinde derinleşme usulünü bu sefer şahid ve meşhud kavramları üzerinde kullanmış. İnsan tefekkür ederek okuduğu zaman Kur`an’ın kavramları kullanırken niye bu kadar hassas davrandığını ve bu hassasiyet öğretisi sayesinde İslam alimlerinin kavramlar konusunda ne kadar da erişilmez makamlara çıktığını ve kökleştiğini, aynı zamanda bu sayede İslam’ın, insanlığın genlerine kadar bu sayede nasıl nüfuz ettiğini daha iyi anlayabiliyor.
Zülfikar Hocanın yazısında İslami hareketin ne kadar da köklü bir hareket olduğunu, bu güne kadar dünya istikbarı tarafından bir karşı konulamamasının aslında bu köklü yapısında yattığını güzel bir şekilde bize serdediyor. Öyle ise yüzeysel değil derin olmak isteyen bu köklü bağla ilişiğini olabildiğince kuvvetlendirmeli…
Tüm anneler melektir, derdi hep öğretmenim
Hangi melek ölse de öksüz kalan hep benim
Anneliğin ulvi makamını sadece bu dize bile ne kadar da güzel anlatıyor. Nurullah Gülsever hocanın sanatlı şiirinde annelik makamının ulviliğini, annelerin yüceliğini ve insan ruhu için, iç dünyası için vazgeçilemez olduğunu göreceksiniz.
Sizi derginizle baş başa bırakırken Annelik makamının görmesi gereken saygıyı görmesi dileğiyle…
Allah (cc)’a emanet olunuz…
Editör / İnzar Dergisi - Eylül 2012
Editör