İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Edep Üzerinde Birlik

2012-11-15
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

İslam, duygudan düşünceye, bireyden topluma bütün yönleriyle insanı disiplin içine alan bir hayat nizamıdır. İslam, her emrinde, insana başıboş yaratılmadığını, kendisini boşluğa, gelişi güzelliğe, oluruna bırakamayacağını hatırlatır...
İslam, duygudan düşünceye, bireyden topluma bütün yönleriyle insanı disiplin içine alan bir hayat nizamıdır.

İslam, her emrinde, insana başıboş yaratılmadığını, kendisini boşluğa, gelişi güzelliğe, oluruna bırakamayacağını hatırlatır.

İslam, şerefli bir varlık olarak yeryüzünde hilafet göreviyle yaratıldığı halde, kendisini seçkin kılan iradesini tatil etmeye, hayvanlaşmaya eğilimli olan insanı, o eğilimden alıkoyup insanileştirme projesidir, insanı insan yapma, insanın insanlığını koruma davasıdır.

İslam, mükemmel bir toplum projesidir, dünya ve ahirette hasen olana (güzel olana) ulaşmayı hedef edinen bir toplum inşa etme hareketidir.

Mükemmel olmak için doğruyu bulmak, sağlama ulaşmak yetmez, bir de güzelliğe ulaşmak gerekir.

Güzellik, İslam’ın hedefidir ve ancak dengede olanda güzellik vardır.

İslam, dengeyi bularak güzele ulaşmış o toplumu oluşturmak için,

1-İman Birliği
2-Akide Birliği
3-Niyet (amaç, hedef) Birliği
4-İbadet Birliği
5-Hukuk Birliği

Birleştirici unsurlarıyla yetinmemiş aynı zamanda “Edep Birliği” getirmiştir.

Edep kuralları, kanun niteliğinde olmadığından genellikle yazılı değildir. İslam’da edep kuralları bizzat Kur`an-ı Kerim’de yer alarak yazılı kurallar olarak vücut bulmuş. Edep, İslam’da kanunlaşmış; edep, herkesten çok şuur ehli Müslüman’a yakışır.

Edep ancak sağlam bir iman, doğru bir akide, ihlâslı bir ibadetle birlikte olunca gerçek güzelliği meydana getirir.

Sağlam bir iman, doğru bir akide, ihlâslı bir ibadet ancak edeple buluşunca bir inşaat olmaktan, mimari bir donanıma kavuşur. İnşaat ancak mimari güzelliğe kavuşunca “güzel” olur.

İslam’da edep problemi, Medine’de göründü ve orada ilahi emirler ve Hz. Resulullah (s.a.v)’ın fiili rehberliğiyle çözüm buldu.

Edep problemi karşısında Medine’de üç topluluk vardı: Şehir kökenli Muhacir ve Ensar ve badiyelerde yerleşik Bedeviler.

İslam, şehirde doğmuş ve şehirde devletleşmiş, ilk başkentinin adı şehir (Medine) konmuş dindir. İslam, edepte Bedeviliğe karşı mücadele etti, iman, akide, niyet (amaç), ibadet, hukuk birliği içinde toplumu şehir edebi üzerinde buluşturdu. Ancak bu eski değil, yeni bir şehir edebiydi, İslam şehri edebiydi.

Bedevi insan, insanın hilafet göreviyle çatışacak kadar tabiileşmişti; onun için söz disiplini, mekân-meclis disiplini, hareket disiplini, önderliğe karşı hürmet disiplini pek yoktu.

Bedevi, kendini ifade ederken en ayıp sözleri ulu orta yerde söylemekten, muhalefet ettiği kişiyi eleştirirken onun bedeninin her noktasından söz etmekten, hatta kardeşine bile seslenirken ona kötü lakaplar takmaktan sakınmazdı, çölde öfkeye kapıldığında rüzgâra bile söverdi.

İslam, toplumu söz disiplini üzerinde buluşturdu; Müslümanların birbirlerine cahiliye alışkanlığı üzerine seslenmelerini yasakladı, yaygın olan kötü lakap takma alışkanlığına son verdi.

“Ey iman edenler! Bir topluluk bir toplulukla alay etmesin; belki de onlar (alay ettikleri kimseler) kendilerinden daha hayırlıdırlar; bir takım kadınlar da diğer kadınlarla (alay etmesin), belki onlar kendilerinden daha hayırlıdırlar. Bir de birbirinizi ayıplamayın ve birbirinize kötü lakaplar takmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir şeydir! Her kim de tevbe etmezse, işte onlar kendilerine zulmedenlerdir.” (Hucurat 11)

Yağışın çok az olduğu badiyelerde çoğunlukla çadırlarda yaşayan Bedevilerde “ev” kavramı pek oluşmamıştı. Çöl, çatısı gök olan, her noktasında serbestçe hareket edilebilir büyük bir evdi. Dolayısıyla eve izinle girip çıkmak gibi bir alışkanlık da söz konusu değildi.

İslam, evin özel bir yer olduğu vurgusuyla toplumu mekân disiplini üzerinde birliğe kavuşturdu:

“Ey iman edenler, kendi odalarınızdan (evlerinizden) başka evlere, sahiplerinden izin almadan ve onlara selam vermeden girmeyin! Bu, sizin için daha hayırlıdır. Ola ki, düşünürsünüz.

Eğer orada bir kimse bulamazsanız, size izin verilmedikçe içeri girmeyin ve eğer size «Dönün.» denilirse dönün; o sizin için daha temizdir. Allah, bütün yaptıklarınızı bilir.

Meskûn olmayan ve içinde bir yararlanma salahiyetiniz olan odalara (evlere) girmenizde size bir sakınca yoktur. Allah, açıkladıklarınızı da bilir, gizlediklerinizi de.” (Nur 27-28-29)

İslam’dan önce Mekke ve Medine, gevşek yapılı birer şehir devletiydi. Bedevilikle iç içe geçmiş bu şehirlerde meclis disiplini oluşmamıştı. Programlama alışkanlığı yoktu. İnsanlar, olağanüstü haller dışında) denk gelen zamanda buluşur ve diledikleri zaman dağılırlardı. Ev halkı (meclis sahibi), onların gönüllü ayrılma anını beklemek durumundaydı.

Yine bu toplumlarda önderlik, kabile emirliğiydi. Kabile emiri soyluların sadece birincisiydi, dolayısıyla özel bir statüye sahip değildi, onun huzurunda bulunurken özel tutumlara gerek yoktu.

Medine’de önde gelen sahabelerin bulunduğu meclislerde bile bu ‘serbesti’ alışkanlık problem oldu. O büyüklerin nispeten serbest davrandıkları bir ortamda çöllerden gelenlerin daha büyük bir probleme yol açacakları muhakkaktır.

İslam, Hz. Resulullah (s.a.v)’ın bulunduğu meclisler üzerinden bir meclis disiplini getirdi. Bu meclis, ister mescid olsun ister Hz. Resulullah (s.a.v)’ın evi olsun oradaki oturuş-kalkış, sesleniş-ayrılış esaslara bağlandı:

“Ey iman edenler! Allah`ın ve Resulünün huzurunda öne geçmeyin. Allah`tan korkun. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.

Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber`in sesinden fazla yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber`e yüksek sesle bağırmayın. Öyle yaparsanız, siz farkına varmadan amelleriniz boşa gider.
Allah`ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, şüphesiz Allah`ın kalplerini takva ile imtihan ettiği kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.

(Resulüm!) Sana odaların arkasından bağıranların çokları, aklı ermez kimselerdir.

Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette kendileri için daha iyi olurdu. Bununla beraber Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.” (Hucurat 1-5)

“Ey iman edenler! Peygamberin evlerine vaktine bakmaksızın ve yemeğe izin verilmedikçe girmeyin. Fakat çağırıldığınız vakit girin. Yemeği yediğinizde de hemen dağılın. Sohbet etmek için de izinsiz girmeyin. Çünkü bu haliniz peygambere eziyet veriyor, ama o sizden utanıyor. Fakat Allah gerçeği söylemekten utanmaz. Hem O`nun hanımlarına bir ihtiyaç soracağınız vakit de perde arkasından sorun. Böyle yapmanız hem sizin kalbleriniz ve hem de onların kalbleri için daha temizdir. Hem sizin Resulullah`a eziyet etmeye hakkınız yoktur. Ondan sonra hanımlarını da ebediyyen nikâh edemezsiniz. Çünkü bu Allah katında çok büyük bir günahtır.” (Ahzab 53)

“Ey iman edenler! Size: «Meclislerde yer açın.» denilince yer açın ki Allah da size genişlik versin. Size «Kalkın.» denilince de kalkın ki Allah sizden inananları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır.” (Mücadele 11)

İslam, devesini Mescid-i Nebevi’ye süren, o mübarek mescidde ulu orta yerde bevleden, meclislerde ayıp yerlerinin görünmesine aldırış etmeden rahat oturan insanı, ulus devletlerin şehir merkezlerine girişleri yasaklayan dışlayıcı, aşağılayıcı tarzıyla değil, emr-i bilmaruf ve nehy-i anilmünker üzerinden güzellikle eğitti; güzelliğe güzellikle ulaştı, Yesrib o güzellikle seslenişte, oturuş-kalkışta, mimariye kavuşup edeben de “Medine” oldu.

Bugün İslam toplumu, edep konusunda üç bedevilik tehdidi altındadır:

-Geleneksel yapımızdan (bünyemizde saklı kalan cahili adetlerden) gelen bedevilik,
-Edebi yok sayan cereyandan gelen bedevilik
-Gayr-i İslami şehirlerde oluşan bedevilik.

Bedeviliğin milliyeti yoktur; bütün etnik unsurların bedevileri vardır ve son yüzyıllara kadar şehirlerimizin genellikle Hıristiyan, Yahudi azınlıklara kaldığı düşünülürse çoğumuz bir yönüyle bedevi kökenli sayılırız. Aldığımız İslami terbiye, elhamdülillah, bize o bol küfürlü, hakaretli, serbest köy ağzını terk ettirdi, terk ettiriyor.

Geriye iki tehdit kalıyor:

1-Diline geleni dilediği üslupta, dilediği yer ve zamanda söylemeyi “Hak bildiğini söylemek”; büyüklere karşı hürmetsizliği hâşâ “Muvahhid olmanın gereği” diye yayan cereyandan gelen bedevilik.

2-Batı hayat tarzının ürünü bir şehirleşmeden gelen (asıl ve en yaygın) bedevilik.

Bu şehirlerdeki son hayat düzenini biz kurmadık. Bu düzen, sanayi çağı felaketinin sosyal bir neticesidir.

Yeni şehirlerin sokağı, ulaşım aracı, hatta kimi zaman iş yeri birer badiyedir. Bedevinin serbest ağzı, şehirde “argo” adı altında neredeyse sanat olmuş. Saygısızlık çoktan hürriyet şemsiyesi altına girdi, anne-babaya karşı gelmek “kimlik ispatı” diye değer kazandı.

Şehirleşme, bizim dışımızda gerçekleşen, karar vericileri arasında yer almadığımız bir program içinde gerçekleşiyor.

Bunun için bizim insanımız şehirde kirlilik görüyor, günahsız badiyesini (uzaklardaki köyünü) özlemle arıyor.

Müslümanlara sadece şehir değil; Medine gibi şehir lazım ve o şehirde medeni bir ahlak lazım…

Ve İslam şehirle köy arasına edepte fark gözetmez. Müslümanlara Medeni köyler lazım…

Abdulkadir Turan / İnzar Dergisi – Kasım 2012

 

 


Dr. Abdulkadir Turan

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS