İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Duygular tasnifi 2 (Dini duygu)

2020-08-08
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Din duygusu ilahi bir kuvvetin varlığından kaynaklanan düşünce, tasavvur ve hareketlerin insanda uyandırdığı duygudur. Dini duygu diğer duygu türlerinden daha kapsamlı ve birbirinden farklı birçok duygu türünü içerisinde barındırmaktadır. Dini duygu; “korku, sevgi, saygı, sempati, hayranlık, şükretme, minnettarlık, bağlılık, güvenme, teslim olma ve sığınma” gibi bazı alt başlıkları içerisinde barındırır. Bazı psikologlar dini duygunun temelindeki duyguyu açıklamaya çalışmışlardır. Schleiermacher dini duygunun temelini “mutlak bağlılık” olduğunu, Alfred Bertholet dini duygunun temelini “Allah korkusu, teslimiyet ve mutlak bağlılık” şeklinde olduğunu ve Theodule Ribot ise “ iki gamdan meydana geldiğini, birinci gamın korku ağırlıklı olduğunu ve bu gamın içerisinde haşyet, tâzim ve hürmet duygularının olduğunu söyler. İkinci gamın ise huzur ağırlıklı olduğunu ve bu gamın içerisinde hayranlık, güven, muhabbet gibi duyguların olduğu” şeklinde dini duygunun temelini açıklamışlardır. Din duygusunda en basitinden en dehşetlisine varıncaya kadar korku duygusu derece derece, kademe kademe bulunur. Bu korku istediğinde en büyük nimetleri bahşeden, istediğinde de en büyük eziyet ve zahmetleri verebilen kudretli bir varlığa inançtır. Bu varlıktan yani Allah’tan korkunun nedenleri ise şöyle belirtilebilir.
  1. Allah’ın sevgisini kaybetme, sevgisinden mahrum olma, dolayısıyla hem bu dünyada hem de ahirette mükâfat elde edememe korkusu.
  2. Allah’ın yapılmasını istediği şeyleri yapmamanın, yapmasını istemediği şeyleri ise yapmanın sonucunda cezalandırılacağı korkusu. Bu ceza hem dünyada hem de ahirette cezalandırma şeklinde olabilir.
  3. Allah’ın razı olacağı bir kul olamamanın korkusu sadece Allah’ın rızasını kazanmayı düşünen, mükâfat ya da cezayı önemsemeyen bazı insanlarda -ki bunlar daha çok peygamberler ve bazı mutasavvıflardır- Allah’ın rızasını elde edememek tek korkudur.
Din duygusundaki korkunun özelliği kişiyi korktuğu ilahi varlığa yaklaştırması ve ona teslimiyete götürmesidir. Diğer korkulardan ayrılan en önemli yönü budur. Çünkü normal şartlar altında korku denilince kişinin uzaklaşması, nefret etmesi, tedirgin olması gibi eğilimler vardır. Ancak dini duygudaki korkuya gelince sığınmak, sokulmak, ümitlenmek, pişmanlık duymak gibi eğilimlerin olduğu aşikârdır. Yani Allah korkusundan yine Allah’a sığınmak, Ona teslimiyet ve bağlılık ile tevekkül etmek vardır. İşte burada bir dönüşüm söz konusu olmaktadır. Şöyle ki insan bir taraftan teslim olduğu ve bağlılık gösterdiği kudretli bir varlık olduğuna inandığı Allah’ın emirlerine uymamanın korkusunu ve huzursuzluğunu yaşamakta iken, diğer taraftan bu korku onu tekrar Allah’a yöneltmektedir. Şüphesiz bu bilinçli bir korkudur ve Kuran’ın ifade ettiği şekilde; “Allah’tan en fazla korkanlar âlimlerdir.” (ilim sahibi) olanlardır. (Fâtır 28) Mutasavvıflar bu konuya farklı bir açıklama getirmişlerdir. İnanan insanlar bir aslandan, bir cinden, karanlık bir yerden veya korku filmi izlerken ortaya çıkan korku gibi Allah’tan korkmazlar. Tasavvuf erbabı nasıl ki kişi sevdiği bir insana “ben bunu söylersem O incinir” veya “ben bunu yaparsam karşımdaki insan hüzünlenir” gibi bir korkuyla Allah’tan korkarlar. Burada korkuya çekinmek manası yüklenmiş ve “ben bunu yaparsam Rabbimi üzmekten korkuyorum (çekiniyorum).” veya “Yüce Rabbimi incitmekten, kırmaktan korkuyorum” şeklinde teşbihte bulunmuşlardır.  Bu korkuya bir nevi “Rabbimi üzmekten endişe ediyorum.” denilebilir. Din duygusunda korku ile “saygı ve sevgi” yan yana hatta iç içedir. Allah sevgisi din duygusunun en önemli unsurudur. İnsan Allah sevgisiyle olgun insan olma özelliği kazanır. Çünkü Allah sevgisi insanı Allah’ın yarattığı her şeyi sevmeye, hoşgörülü ve yardımsever olmaya iter. Yunus Emre’nin ifadesiyle “Yaratılanı Yaratandan ötürü sever.” Ayrıca işlenen bir günahın ardından pişmanlık duymak, ilahi bir eser veya müziğin etkisinde kalmak, tabiatı seyredip üzerinde tefekkür yolculuğuna çıkmak, Allah’ın verdiği nimetleri düşünüp ona şükretmek, ona olan muhabbeti artırmak ve minnettarlık duymak önemli dini duygu türlerinden bazılardır. Din duygusu tüm bireylerde aynı şekilde ortaya çıkmaz. Aksine her birey üzerinde farklılık gösterir. İmanın kuvveti ve dinin yaşanması, bireyin düşünceleri, çeşitli hal ve hareketler esnasında Allah’ın kendisini görüyor olma bilinci vs. etkenler bu sebepleri doğurmaktadır. Kısacası dindarlığın boyutu değiştikçe dini duygunun tezahüratı da değişmektedir. Aynı Mevlid-i Şerifi dinleyen iki insandan biri vecd ve mistik bir hale bürünürken diğeri sıradan bir şey ile karşılaşmış gibi tepki gösterebilir. “ Kendimizi acz içinde eksik hissettiğimiz bir anda din imdada koşmaktadır. Yalnız dindar olma halinde ona erişilebilen bir ruh hali vardır ki bu, bütün umutların kaybedildiği ve bizi çevreleyen hayatın adeta bizi terk ettiği bir anda ortaya çıkan dini duygu sayesinde bizi yeniden gençleştirmekte ve iç hayatımızı değiştirmektedir. Böylece bütün sıkıntılardan kurtulmuş, her türlü endişeden arınmış olarak kendimizi yepyeni bir dünyada buluruz. Böyle bir sevinç duygusuna ancak dinde rastlanılabilir. Aynı duyguyu başka yerde bulmak mümkün değildir.” William James’e ait olan bu ifadeler dini duygunun acz ve fakriyet esnasında ortaya çıktığını göstermektedir. Din duygusunun doğuşu hakkında iki farklı görüş vardır. Birincisi; din duygusunun doğuştan olduğunu ifade edenler, ikincisi; din duygusunun sonradan kazanılan bir duygu olduğunu ve çeşitli faktörler ile tetiklendiğini ifade edenlerdir.
  1. James, Flournoy, Girgensohn, Remplein, Spranger gibi araştırmacılar dini duygunun kaynağı olarak fıtratı göstermektedirler. Yani dini duygu doğuştandır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de de “Rabbin Âdemoğullarından -onların sırtlarından- zürriyetlerini alıp bunları kendileri hakkındaki şu sözleşmeye şahit tutmuştu. Ben sizin Rabbiniz değil miyim? "Elbette öyle! Tanıklık ederiz" dediler. Böyle yaptık ki kıyamet gününde, "Bizim bundan haberimiz yoktu" demeyesiniz.” (Araf 172) diye buyurulmaktadır. Bu ayet her insanın yaratılışı esnasında yani fıtratında Yüce Allah’ı tanıma, bilme eğiliminin olduğunu, bu duyguyla bezendiğini göstermektedir. Aynı şekilde Hz Peygamber de şu Hadis-i Şerif’inde “Her çocuk fıtrat üzere (yani Allah’a inanmaya ve İslam’ı kabul etmeye eğilimli olarak) doğar.” diyerek din duygusunun yaratılıştan geldiğini belirtmiştir.
İkinci gruptan Max Müller dini duygunun kaynağı olarak tabiat olaylarını, Tylor ruhçuluğu yani korkuyu ileri sürmüştür. Dewey ve Humber din duygusunun doğuştan olduğunu gösteren bir kanıt bulunmadığını, bundan ötürü sonradan kazanılan bir duygu olduğunu ifade etmiştir. Son olarak Frued ise din duygusunun kaynağı olarak çocukluk döneminde kazanılan güçsüzlük ve acz sonucunda baba figürü yerine tanrı figürünün konulmasıyla ortaya çıktığını ifade etmiştir. Bizler üst tarafta dini duygunun kaynağı olarak fıtratın olduğunu ayet ve hadislerle ifade ettik. İkinci grubun ifadeleri ise akla ve mantığa terstir. Henüz 3-4 yaşındaki bir çocuk bile ayırt etme kabiliyeti oluştuktan sonra en güçlü kimse, en güçlü neyse onun gölgesi altına sığınmak ister. Bu arayışlar da kişiyi Hz. İbrahim kıssasında olduğu gibi eninde sonunda Yüce Allah’a götürür. Yeri, göğü ve her ikisi arasındakileri yaratan mutlak güç, kudret ve azamet sahibi olan Yüce Allah’a hamd olsun.
Genel

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS