Simon Tisdall
Ölümcül bir hastalık ailenizi tehdit ederken evinizin kapısının ötesine bakmak zor. Hükümetler sınırlarının ötesindeki acil durumlarla karşılaştıklarında genellikle benzer bir içebakış sergiliyorlar. Ya dünya alevler içindeyse? Kovid çağında korunma ve iyileşme temelde öngörüsüzlükle ve takıntılı bir şekilde yurt içine yönelik oluyor. Hayırseverliğin kişinin evinde/yurdunda başladığı söylenir.
O halde dilerseniz etrafımıza bakalım, çünkü Avrupa kıyılarının ve Amerika'nın aşılı bölgeleri hariç dünyanın çoğu oldukça rahatsız edici bir resim sunuyor. Salgın, zaten bir süredir krizle mücadele eden uluslararası yardım sistemiyle aynı zamana denk geldi ve durumu büyük oranda daha da kötüleştirdi. Mevcut zayıflıklar ve uzun süredir ihmal edilen sorunlar artık insafsız biçimde açığa çıkıyor.
Sonuç, dünya çapında bir acı, aşırı bir muhtaçlık ve kötüleşen bir sefalet artık zirve yapıyor. Ve Kovid bunun yalnızca bir boyutu. Aracılık yapılmayan ihtilaflar, bitimsiz iç savaşlar, iklimle ilgili felaketler, devletlerin kanun tanımazlığı, cezasızlık ve etkisiz diplomasi açlığa, hastalığa ve işe son vermeleri tahmin edilemez boyutlara taşımaktadır.
Bu, Edvard Munch'ın bile hayal edemeyeceği uluslararası bir acı ve korku çığlığı.
Sivil toplum örgütü olan Uluslararası Kurtarma Komitesinin (IRC) gözlem listesine göre 2022 yılında 274 milyon kişi insani yardıma ihtiyaç duyacak -ve bu son iki yılın oranlarına göre %63 artış anlamına geliyor. 80 milyonluk bir kitlenin evlerini terk etmek zorunda kaldıkları ve 41 milyon insanın kıtlık sınırında olduğu belirtiliyor. Her zaman olduğu gibi, her yerde kadınlar ve kızlar orantısız biçimde acı içinde.
Komitenin kriz yaşandığını belirttiği 20 ülkenin daha da kötüleşeceği öngörülüyor -başta Afganistan, Etiyopya ve Yemen'in bulunduğu liste Myanmar, Suriye ve diğer 11 Afrika ülkesinin sarsıcı biçimde tüm küresel insani yardımın %89'unu ve tüm mültecilerin %80'ini oluşturduğu belirtiliyor.
2022 yılında en riskli ülkeler içinde bulunan ilk 10 ülkedeki 165 milyon kişinin insani yardıma muhtaç olacağı öngörülüyor.
BM mülteciler örgütü, Kovidle ilgili olarak küresel bir ateşkes ve sınır aşırı hareketlere yönelik -büyük oranda başlıksız olarak- yapılan çağrılara rağmen yerinden edilmenin gittikçe arttığını söylüyor. Dünya nüfusunun en az %1'inin -yani her 95 kişide 1'inin- zorla yurtlarından edildiğini ve bu oranın 2010 yılında 159 kişide 1 olduğu tahmin ediliyor. Bu durum geçiş kanallarındaki göçü daha da önemli bir hale getiriyor.
İngiltere'deki önde gelen 15 hayır kuruluşunun çatı kurumu olan Acil Afet Komitesi (DEC) geçen hafta 1 milyonu çocuklar olmak üzere 8 milyon insanın bu kış kıtlık riski taşıdığı Afganistan’daki kriz ile ilgili çağrıda bulundu. Takdire şayan biçimde ilk 24 saatte 9.5 milyon pound yardım toplandı.
Ama büyük resim göz korkutucu. Unicef, insani krizler, iklim değişikliği ve Kovidten etkilenen 177 milyon çocuk için 2022 yılında 9.4 milyar dolar acil durum fonu oluşturmak istiyor. BM, toplamda 63 ülke için 41 milyar dolar gibi büyük miktarlı bir yardımın gerekli olduğunu belirtiyor. Böylesi hedefler ulaşılması zor hedefler.
İngiltere eski dışişleri bakanı ve Uluslararası Kurtarma Komitesi başkanı David Miliband bu sıradışı küresel acil durumun ani ve ters faktörlerin talihsiz çakışmasından kaynaklanmadığını söylüyor. Bu durum yıllardır mayalanıyordu. Miliband, insani krizin, "sistem hatası" olarak nitelendirdiği politik krizden kaynaklandığını söylüyor.
Bu hatanın birçok boyutu var. Gittikçe artan sayıda ülke yurttaşlarını koruma sorumluluğunu yerine getirmede başarısız oluyor -ve Suriye ve Myanmar gibi bazıları, onlara düşmanlarıymış gibi saldırıyor veya düşmanlarıymış gibi davranıyor.
Genelde liberal demokraside olduğu gibi diplomasi de, barışı tesis etmek de geriledi. Artık iç savaşlar daha fazla, daha uzun sürüyor ve vekalet savaşlarıyla uluslararasılaşarak çözülmeleri zorlaşıyor.
Başarısızlığın bir nedeni de hukuk. evrensel haklar ve anlaşmalar umursanmıyor. Uluslararası hukuk BM'nin kurulduğu 1945 yılından beri hiç olmadığı kadar itibarsızlaştırılmış durumda. Bunun neticesinde gittikçe artan savaş suçları, insanlığa karşı işlenen suçlar, soykırım, ve suçlular boyutuyla da cezasız kalmak. Rusya'nın Ukrayna'yı işgalini veya Suudi Arabistan'ın Yemen'i bombalamasını düşünün.
Uluslararası yardım kuruluşları da çöküyor ve bunun tek nedeni yetersiz bağışçı desteği değil. İngiltere'nin denizaşırı ülkelere yardımı bu mümkün olan en kötü zamanda kesme kararı vermesi şoke edici. Yardımların politikleştirilmesi de ayrıca bir problematik. "Yardım, alanların değil verenlerin ihtiyaçlarına hizmet etmek için araçsallaştırılıyor," diyor Miliband. Yardım kuruluşları çalışanları şiddete maruz kalıyor. Yardım veya yardımın inkar edilmesi, Tigray'da (Etiyopya) olduğu gibi silah olarak kullanılıyor.
Büyük güçlerin salgın zamanında bile işbirliği yapmaktansa birbirleriyle çatıştığı, önü alınamayan iklim değişikliğinin kasıp kavurduğu, küresel hukukun ve düzenin başlıca koruyucusu olan BM güvenlik konseyinin veto hakkını kullanan daimi üyelerce önünün kesildiği ve tekerine çomak sokulduğu bir zamanda ihtilafların aşırı yoksullaştırdığı ve açlaştırdığı, insanların mültecileştiği bir dünya nasıl yeniden düzenlenebilir ki?
Hesap verilebilirliği iyileştirmeyi güvence altına almak için ulusal mahkemelerce yapılan yargılamayı evrensel düzeyde güçlendirmek gerekmektedir -eski bir Daeş mensubunun Almanya'da soykırım suçuyla yargılanmasına göz atmak gerekir. Bir diğer örnek de (İngiltere gibi veto hakkı bulunan) Fransa'nın önerdiği gibi, BM güvenlik konseyinde veto hakkı bulunan ülkelerin bu hakkını kitlesel suçların işlenmesi durumunda askıya alma önerisidir.
Bu, potansiyel olarak Suriye'de kimyasal silah saldırılarıyla ilgili soruşturmaları bloke eden Rusya'yı ve Myanmar'ın soykırımcı generallerini koruyan Çin'i durduracaktır.
Bağımsız bir heyet tarafından denetlenecek böylesi bir anlaşma teoride Irak, Afganistan ve Kuzey Suriye'de ABD güçlerince öldürülen sivillerin araştırılmasına izin verecektir.
Geçen hafta yaptığı konuşmada "Kitlesel ölümler söz konusu olduğunda BM güvenlik konseyindeki küresel engeli kırmalıyız çünkü BMGK barış elçilerini yetkilendirebilir, BM yaptırımı uygulayabilir ve silah ambargosu uygulayabilir" diyen Miliband, "BM'nin gözden düşürülmesi küresel barışa ve güvenliğe tehdit oluşturuyor" diye ekliyor.
Dünya yanıyor, bundan kuşku yok. Ancak örnek oluşturmasını umduğumuz Fransız planı işlerse Çin, ABD ve Rusya itfaiyecilere katılmalıdır.
Ve bu durumda sırasıyla bu ülkelerin ve diğerlerinin ulusal çıkarlarını bir kenara koyarak kapılarının ötesine de bakmaları gerekecektir.
The Guardian'da yayımlanan bu makale Süleyman Kaylı tarafından İnzar için tercüme edilmiştir.
inzar
inzar